Vatanımızın yaşadığı,

Gerçekliklerden birisidir göç.

Göç;

Yalnızca insanların bir coğrafyadan,

Başka bir coğrafyaya taşınması değildir.

Sosyolojik açıdan bakıldığında göç,

Kimliklerin,

Kültürlerin,

Alışkanlıkların,

Ve toplumsal yapının,

Yeniden şekillendiği,

Derin bir dönüşüm sürecidir.

Her göç hareketi,

Geride kalan toplum kadar,

Göç edilen toplum üzerinde de kalıcı etkiler bırakır.

İnsanlık tarihini incelediğimizde,

Savaşlar,

Kıtlık,

Doğal afetler,

Ekonomik zorluklar,

Soykırımlar,

Ve güvenlik kaygıları gibi nedenlerle,

Göç etmiştir,

Ya da göçe zorlanmışlardır.

Günümüzde ise bunlara,

Eğitim,

Kariyer fırsatları

Ve daha iyi yaşam koşulları arayışı da eklenmiştir.

Ancak göçün en ağır yükünü,

Çoğu zaman sayılar değil,

İnsanlar taşır.

Çünkü göç eden birey,

Yalnızca evini değil,

Anılarını,

Komşularını,

Toprağını,

Aidiyet duygusunu,

Ve sosyal çevresini de geride bırakır.

1989 büyük göç yaşandı ülkemize.

Bulgaristan’da uygulanan zorunlu isim değiştirme,

Türkçe konuşma yasağı,

Ve asimilasyon politikalarının ardından,

350 bin yurttaşımız,

Eşyalarını bavullara koyarak,

Göz yaşları içinde,

Hüzünlü,

Kapıkule’den anavatanlarına adım attıkları anda,

Vatan topraklarını öperek,

Gözlerinden cisim gibi süzülen yaşlarla.

Yaradana el açıp dua etmişlerdi.

Şu an benimde gözlerim doldu.

İyi ki geldiniz soydaşlarımız.

O kadar çalışkan insanlardınız ki,

Ülkemize dinamizim kattınız.

Göç de,

Giden de var,

Gelen de var.

Göç alan da var,

Göç veren de var.

Göç veren ülkede,

Nüfus yapısı değişir.

Özellikle genç ve nitelikli,

İnsanların ayrılması,

Ekonomik üretimi,

Kültürel canlılığı,

Ve toplumsal dinamizmi olumsuz etkileyebilir.

Aile bağları zayıflayabilir.

Yaşlı nüfusun oranı artabilir.

Toplumsal dinamikler zarar görebilir.

Göç alan toplumlarda ise,

Farklı kültürlerin bir araya gelmesi,

Yeni fırsatlar doğururken,

Uyum ve adaptasyon süreçlerinin,

İyi yönetilmemesi nedeniyle,

Sosyal gerilimleri de ortaya çıkarabilir.

Ülkemizde de zaman zaman,

Süriye’den gelen göçmenlerle,

Vatandaşlarımız arasında gerilimler yaşanmıştı.

Bu nedenle göç,

Uyum ve adaptasyon sorunudur.

Yalnızca bir güvenlik ya da ekonomi meselesi değil,

Aynı zamanda,

Eğitim,

Kültür,

Şehirleşme,

Ve sosyal politika konusudur.

Bir toplumun gücü,

Göçü tamamen engellenmesinde değil,

İnsanlarına umut verebilmesinde.

Farklılıkları toplumsal uyum içinde,

Yönetebilmesinde yatar.

İnsanlar doğdukları topraklardan,

Ayrılmak zorunda kalmıyorsa,

Bu durum o toplumun,

Sosyal yapısının güçlü olduğunun göstergesidir.

Son yıllarda Türkiye’nin en büyük kayıplarından birisi,

Ne dövizdeki dalgalanma,

Ne de enflasyondur.

En büyük kayıp;

İyi eğitim almış,

Nitelikli,

Üretken insanlarını birer birer,

Başka ülkelere kaptırmasıdır.

Doktorlar,

Mühendisler,

Akademisyenler,

Yazılım uzmanları,

Bilim adamları,

Ve genç girişimciler,

Geleceklerini artık kendi ülkelerinde değil,

Yabancı ülkelerde arıyor.

Bir ülkenin en değerli zenginliği,

Yetişmiş insan gücüdür.

Çünkü;

Fabrikaları kuran da,

Teknolojiyi geliştiren de,

Ekonomiyi büyüten de insandır.

Bugün Avrupa’nın,

Kanada’nın,

Avustralya’nın ,

Ve körfez ülkelerinin,

Kapılarını sonuna kadar açtığı insanlar,

Türkiye’nin yıllarca emek vererek,

Yetiştirdiği beyinlerdir.

Asıl düşündürücü olan ise,

Bu göçün temel nedenleridir.

Gençler yalnızca daha yüksek maaş için değil;

Adalet,

Liyakat,

Özgür çalışma ortamı,

Bilimsel üretim,

Ve gelecek umudu için,

Ülkesinden ayrılıyor.

Umudunu kaybeden bir toplumun kalkınması ise,

Her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Bir doktorun yetişmesi yıllar,

Bir mühendisin uzmanlaşması büyük bir emek ister.

Bu yatırımların,

Bu eğitimlerin meyvelerini başka ülkeler topluyor.

Ülkemiz ise,

Hem ekonomik,

Hem de bilimsel anlamda,

Ciddi bir güç kaybı yaşıyor.

Artık şu soruyu sormamızın zamanı gelmiştir.

Gençler neden gitmek istiyor değil,

Neden kalmak istemiyor?

Sorusunun cevabını bulmadan,

Çözüm üretmek mümkün değildir.

Unutmamalıyız ki geleceğimiz,

Yetişmiş insanını elinde tutabildiği ölçüde güçlüdür.

Beyin göçünü durdurmanın yolu,

Sadece ekonomik iyileştirmelerden değil,

Hukukun üstünlüğünü güçlendirmekten,

Liyakatı esas almaktan,

Bilime yatırım yapmaktan,

Ve gençlere umut vermekten geçmektedir.

Unutmamalıyız ki bir ülke,

Yetişmiş insanını kaybettiğinde,

Yalnızca bugünü değil,

Yarınını da kaybetmeye başlar.

Güçlü devletler beyin göçü veren değil,

İnsanına güven veren devletlerdir.

Türkiye’nin en büyük yatırımı da,

Yine kendi insanına olmalıdır.

Hepimiz biliyoruz ki,

Çok fazla beyin göçü verdik.

Yetişmiş insan gücü,

Bilgi birikimi,

Ve üretkenlik kaybı yaşarken,

Göç alan ülkeler de,

Ekonomik,

Bilimsel

Ve teknolojik gelişimlerini artırdı.

Bu yüzden bu konuya hassasiyetle yaklaşmalıyız.

Bu nedenle beyin göçünü,

Günümüzün en önemli sosyolojik

Ve ekonomik sorunlarından biri olarak ele alıp,

Çözüm sağlamak zorundayız.

Ama şu da bir gerçektir ki,

Anadolu özel bir yer,

Ve büyük bir misyonu var.

İnsanlığa ışık olmak için buradayız.

Az kaldı,

Anadolu’nun şavkı,

Tüm dünya yı aydınlatacak.

Göç edenlerde,

Anadolu aydınlığına geri dönecekler.