Tarih 11 Temmuz 1995..

Sıradan bir tarih gibi,

Görünen bugün,

İnsanlık tarihine utançla kazındı.

Bosna-Hersek’in doğusundaki,

Küçücük bir kasaba olan,

Srebrenistsa’da yaşananlar,

Yalnızca bir savaşın acı yüzünü değil,

Uluslararası toplumun başarısızlığını gösterdi.

Nefret söyleminin,

Irkçılığın,

Ayrıştırıcı dilin,

Kutuplaştırıcı kirli siyasetin,

Ve insanlık dejenerasyonunun,

Nelere yol açabileceğinin en acı tablosu yaşandı.

Yogoslavya’nın dağılma sürecinde,

Bosna-Hersek etnik ve siyasi,

Gerilimlerin merkezine dönüştü.

Farklı kimliklerin yüzyıllarca bir arada,

Yaşadığı bu coğrafya,

Irkçı söylemler,

Ve savaşın yıkıcı etkisiyle,

Büyük bir trajediye sürüklendi.

Avrupa’nın ortasında,

Tüm dünyanın gözleri önünde,

İnsanlık alemi utanç verici bir sınavdan geçti.

Bu sınavı geçemedi.

Bosna-Hersek’in Srebrenistsa kenti,

Birleşmiş Milletler tarafında,

Güvenli bölge ilan edilmiş,

Binlerce Boşnak sivilin sığındığı,

Bu yer,

Boşnaklara toplu mezarlar olmuştu.

Ancak bu güvenlik vaadi bir yalandı.

Birleşmiş Milletler gereğini yapmadı,

Sekiz binden fazla,

Boşnak erkekler,

Ve erkek çocukları sistematik bir biçimde katledildiler.

Boşnak Çocuk annesine;

‘Çocukları küçük kurşunlarla mı öldürüyorlar anne’ demişti.

Savaşın acımasız yüzü.

Kadınlar,

Yaşlılar,

Çocuklar evlerinden sürüldüler.

Aileler parçalandı.

Kimi ailelerin tek bir ferdi bile kalmadı.

Katliamlar kan donduran durumdaydı.

Bu katliamlar bana,

23 Eylül 1821'de Mora Yarımadası'ndaki,

Tripoliçe katliamı hatırlattı.

Müslüman Türklere uygulanan büyük bir kıyımdır.

Şehrin düşmesinin ardından,

3 gün boyunca hiçbir yaş ve cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin,

Savunmasız siviller katledilmiş,

Yunan komutan Theodoros Kolokotronis'in

Tripoliçe Kalesine sığınmış,

Tüm Türklerin katledilmesinden sonra,

Kaleye girdiğinde,

Atının ayaklarının yere hiç değmediği,

Ölülerin üstüne basarak ilerlediği,

Yönündeki ifadeleriyle tarihsel kayıtlara geçmiştir.

Çok üzücü.

Hala insanlık Şuurlanamadı.

Günümüzde de katliamlara devam ediliyor.

Orta Doğu’nun,

Kan kokusu dünyayı sardı.

Kılımız kıpırdamıyor.

Bazen insan olmak bana utanç veriyor.

Katliamları unutmayacağız.

Unutursak tekrar yaşarız demişti,

Aliya İzzetbegoviç,

Bugün Srebrenitsa’yı anmak,

Yalnızca geçmişi hatırlamak değildir.

Aynı zamanda nefret söyleminin,

Etnik ayrımcılığının,

Din üzerinden düşmanlığın,

Ve insanı ‘öteki’ olarak görmenin,

Nasıl felaketlere dönüşebileceğini anlamaktır.

Tarih bize göstermiştir ki,

Soykırımlar bir gecede başlamaz;

Önce ayrıştırıcı dil yaygınlaşır.

İnsanlar kimlikleri nedeniyle hedef gösterilir.

Adaletin sesi zayıflar.

Ve sonunda sessizlik,

Suçun ortağı haline getirir.

Bosna-Hersek bugün yaşamını sürdürmeye çalışırken,

Geçmişin izleri hala silinmiş değildir.

1992 yılında Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan ettiğinde,

Ülke kısa sürede,

Yıkıcı bir savaşa sürüklenmiş,

Şehirler kuşatıldı,

İnsanlar yerlerinden edildi,

Binlerce masum hayatını kaybetti.

Srebrenitsa’da yaşanan katliam ise,

İnsanlık tarihinin en acı,

Sayfalarından biri olarak hafızalara kazındı.

Bu süreçte Aliya İzzetbegoviç,

Tüm bu acıların ortasında,

Halkına umut vermeye çalışan bir liderdi.

Defalarca uluslar arası topluma çağrıda bulundu,

Bosna’nın yalnız bırakılmaması gerektiğini anlattı.

Savaşın ortasında bile,

İntikam yerine adaleti,

Nefret yerine birlikte yaşama iradesini savundu.

O’nun liderliğinin en dikkat çekici yönlerinden biri,

Gücü amaç değil araç olarak görmesiydi.

Siyasetin yalnızca iktidar mücadelesi olmadığını,

Aynı zamanda vicdan,

Sorumluluk ve ahlak meselesi olduğunu vurguladı.

‘İnsanları yaşat ki devlet yaşasın’

Anlayışına yakın bir bakışla,

Devletin varlık sebebinin,

İnsan onurunu korumak olduğunu savundu.

Ancak Aliya’nın en büyük mirası,

Siyasi başarılardan ziyade,

Geride bıraktığı değerlerdi.

Adalet,

Özgürlük,

İnsan hakları,

Hukukun üstünlüğü,

Ve barış.

Bu değerler yalnızca Bosna için değil,

Tüm insanlık için yol göstericidir.

Bugün dünyanın birçok bölgesinde,

Savaşlar,

Göçler,

Krizler yaşanırken,

Aliya İzzetbegoviç’in hayatı,

Önemli bir hatırlatma niteliğindedir.

Güçlü olmak,yalnızca askeri

Veya ekonomik imkanlara sahip olmak değildir.

Güçlü olmak en zor şartlarda bile,

İnsanlığını koruyabilmektir.

Aliya İzzetbegoviç Bosna-Hersek’in kurucusudur.

Hasta ve yatalaktır.

O zaman ülkemizin Başbakanı Sayın Cumhurbaşkanımızdır.

Brüksel gitmiştir.

Dönüş yolunda Aliya İzzetbegoviç’in,

Durumunun ağırlaştığını öğreniyor.

Uçağının rotasını Bosna’ya çevriliyor.

Aliya İzetbegoviç son günler de,

‘Bir Dost Gelecek’diye sürekli mırıldanırmış.

Etrafı da şaşırır,

Kim diye düşünürlermiş.

Bilgi veriliyor,

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın ziyaretine geleceği.

Aliya İzetbegoviç heyecanlanıyor.

Ve etrafına saçlarımı tarayın,

Üstüme,başıma çeki düzen verin diyor.

Sayın Başbakanımızı geliyor.

Görünce gözleri ışıldıyor.

Konuşuyorlar.

Ve ‘O’na Bosna’mı koruyun,

Bosna size emanet diyor.

O an sanki canlılık oluyor.

Yatalak hasta iken ayağa kalkıyor,

Ve Sayın Başbakanımızı uğurluyor.

Vatanını emanet etmek istiyordu.

Emanet edildi.

Ve her şey istediği gibi oldu,

Ve ertesi gün gözlerini yumdu.

Ruhu Şad Olsun!

Aliya İzzetbegoviç;

Vatanını,

Dostlarına,

Anadolu İrfanı’na emanet etmiştir.

Biz ne yapacağız,

Anadolu İrfanı olarak,

Bu emanete sahip çıkacağız.