Jeoloji Uzmanı Prof. Dr. Osman Bektaş, Marmara Denizi'nde beklenen sarsıntıya dair bilim dünyasındaki genel kabulleri sorgulayan bir teori ortaya attı. Kendi sosyal medya hesabı üzerinden "Marmara neden M7 üretmiyor?" sorusunu soran Bektaş, bölgenin jeolojik yapısının büyük yıkımları engelleyen bir mekanizma işlevi görebileceğini savundu.
Bölgenin deniz tabanında yaklaşık 8 kilometrelik genç, suya doygun ve yüksek ısı akışına sahip bir sediman örtüsü yatıyor.
Prof. Dr. Bektaş, bu kalın yapının derindeki fay hareketini karadaki Kuzey Anadolu Fayı gibi tamamen kırılgan ve elastik bir gerilime dönüştürmediğini vurguladı. Sistemin, biriken enerjiyi tek ve yıkıcı bir kırılma yerine "creep" (yavaş kayma), mikrodepremler ve sismik olmayan (aseismik) deformasyon yollarıyla usulca dağıttığını belirtti.
HAREKETİN MİKTARI DEĞİL BİRİKİMİ ASIL ETKEN
Derinlerdeki yıllık fay hareketinin hızı, beklenen yıkımın boyutunu belirleyen tek unsur sayılmıyor. Uchida’nın 2019 tarihli araştırmasını referans gösteren uzman isim, Marmara’daki fayın derin hareketinin yılda 33-57 milimetre aralığında ölçüldüğünü hatırlattı. Burada incelenmesi gereken asıl konunun faydaki kayma miktarından çok, bu hareketin ne kadarının büyük bir sarsıntı için elastik deformasyon şeklinde birikebildiği olduğunu ifade etti.
Tarihsel sismik kayıtlar ve güncel ölçümler de bu esnek modeli destekleyen izler barındırıyor.
Marmara havzasında 1935, 1963 ve 2025 yıllarında 6 ve üzeri büyüklükte depremler meydana geldi. Yakın geçmişteki Silivri sarsıntısında ölçülen düşük ivmenin kendi sunduğu modelle uyumlu bir tablo çizdiğini aktaran Bektaş, enerjinin büyük bir felakete dönüşmeden küçük parçalar halinde salındığını kaydetti. Ortaya konan bu yaklaşım, Marmara Denizi için hazırlanan sismik senaryoları yeniden tartışmaya açtı.
Muhabir: Haber Merkezi