Bizdepremlerle Anadolu'da karşılaşmadık.
Açındünya fay hattı haritasını, Altaylardan ve Himalayalardan Anadolu'ya,Balkanlara ve Kuzey Avrupa'ya uzanan bir fay hattı göreceksiniz. Pasifik depremkuşağının karasal kısmını teşkil eden bu coğrafya; yani Altaylardan Balkanlarakadar olan coğrafya bizim nal izlerimizin coğrafyasıdır ve maalesef dünyanın enfazla deprem yaşanan kısmıdır. Bunun niye böyle olduğunu jeologlar açıklasın.Biz bu deprem coğrafyasının çocukları olarak alacağımız tedbirleri düşünelim.
OrtaAsya yüz yıllarımızda, çadırlarda yaşadığımız için deprem vukuunda bina altındakalma diye bir korkumuz yoktu. Deprem olur. Arz hareket eder. Yer kesiği(1943'te buna "fay hattı" dedik) olmazsa büyük felaketler yaşanmazdı. Kayıtlardada depremle ilgili herhangi bir bilgi yok şu ana kadar.
Çadırkültürü insanı Batı'ya doğru gelirken, sanki aktif fay hatlarını takipetmiştir. Tekrar edeyim. Bana inanmıyorsanız, Asya fay hattı haritasınabakınız.. Bu harita bizim göç yollarımızın da haritasıdır. Çadır kültürünün çocukları, yerleşik şehirkültürünü de biliyorlardı. Taşkent,Buhara, Semerkand gibi şehirler sıradan şehirler değildi ama bu şehirlerdeyaşayan Türkler Batı'ya göçmediler; Batı'ya Oğuz'un çocukları göçtü ve Viyanakapılarına, Vatikan'da Kızılelma'ya kadar dayandı.
Dayandıama altındaki toprak devamlı hareket halindeydi.
Urfalı Mateos'un bildirdiği ve 29 Kasım 1114 tarihinde vuku bulan Maraş depremi, tarihe geçmiş enbüyük depremlerden biridir. Keza 10 Eylül 1509'da yaşanan İstanbul depremi deçok büyüktür ve çok büyük zayiata yol açmıştı; bu yüzden "kıyamet-i sugra:küçük kıyamet" olarak adlandırılmıştır. Devrin hükümdarı II. Bayezid'in,depremi önlemek için "zelzele kuyusu" açtırdığı deprem, bu depremdir.
Koskocaman Efes, Sardes, Magnesia(Aydın), Milet,Euromos, Pergamos, Çatalhöyük, Hattuşaş, Aspendos gibi şehirleri yerle bireden ve o koskocaman mermer yapıları yok eden depremleri de hatırlamak lazım. Oşehirlerin insanları o depremlerde yok oldular veya oraları terk ettiler. Bizgeldiğimizde her biri harabe idi. Çadırlarla gelen atalarımız, depremealdırmadan bu toprakları vatan tuttu.
Yenibir toprağı vatan tutamayacağımıza göre, bu topraklarda depremle yaşamayaalışacağız. Hemen Japonya örneğini vermeyin lütfen. Japonya depremleri okyanusdepremleridir; kara depremi değil. Biz kara depremi yaşıyoruz hep. Kara depremidaha yıkıcı ve daha can alıcıdır. Allah kimsenin başına vermesin.
Bizbin yıldır bu topraklardayız ve depremle yaşıyoruz. Şehirleşme oranımızarttıkça can kaybımız da arttı hep. İranda bize benzer bir kaderi yaşıyor ve biz İran topraklarından geçerken, Orada Gazneli ve Büyük Selçuklu imparatorluklarınıkurmuşken de büyük depremler yaşadık.
Tarihboyunca depremlerle yaşayan bu millet, şehirleşmeyi beceremediği zamanlardabüyük can kayıplarına maruz kalmıştır. Buna bir de "para hırsı"nı ve "haksızkazanç" faslını ekleyin. İnşaatı yaptıran da, yapan da denetlemeyen de bu hırsamağlup olmuştur. Belediye meclislerindeki kasap, manav, avukat, doktor,yorgancının imar izni verdiği yerler hakkında jeologların görüşü hiçesayıldığından, bu yıkım ve can kayıplarından siyasiler de doğrudan sorumludur.
Şimdiyapılacak olan nedir?
Osloganik sözü tekrar edelim: Depremleyaşamayı öğreneceğiz!...
Ötekisöze geçelim: Deprem değil, bina öldürür.
Ozaman inşaat sektörümüzü, deprem odaklı bir sistem dâhilinde oluşturacağız.Mimarlık ve inşaat mühendisliği fakültelerinden mezun olan öğrencilerin ilkrefleksleri "deprem" olacak. İnternette gördük. Japonya, depreme dayanıklı birbina mekaniği geliştirmiş ve depremler yıkımsız ve can kayıpsızatlatılıyor. Bizim fakültelerimiz,bölümlerimiz, onlardan daha da ileri inşaat teknikleri bulmalı ki mal ve cankaybı yaşanmasın.
Benbunlara bir şey daha eklemek istiyorum:
Fayhatları bilindiğine göre, fay hatlarının hareketliliğini kontrol etmek mümkünolamaz mı? Yerin bilmem kaç bin metrealtını görüp kontrol eden teknoloji, fay hareketliliğini durdurmak içintedbirler geliştiremez mi?
Banaolur gibi geliyor. Sismik araştırmaların imkân ve gücünü görüyoruz. Buteknoloji daha da ileri götürülüp fay kırıkları ve hareketliliğini önleyecekbilimsel araştırmalar yapılması şart. Her şeyi Japonlardan beklemeyelim!...