Çaylailk ne zaman karşılaştığımı hatırlamıyorum. Demek ki doğduğum köy evinde çayvarmış ve ben çay ile sonra karşılaşmamışım. Kolalı içecekler, çikolata yıllarsonra neskafe ile tanışmalarımı hatırlıyorum ama çay konusunda bir "ilk olma"hiç hatırımda yok.
Çocukluğumköyde geçti. Şehre çok yakın da olsa köydü nihayetinde. Nizamî yolu yoktu,elektrik yoktu; evlere kadar ulaşan su yoktu ama çay vardı.
Büyüklerimiz"Eskiden şeker yoktu; çayı üzümle içerdik" dediklerine göre 1940'larda falanvarmış köyümüzde çay.
Köyde,herkesin geldiği kahve de İbrahim amcamın idi ve hemen evimizin yanında idi.Evlerde çay misafire sunulurken amcamın kahvesinde her zaman vardı ve o kokuyuhep alırdık.
Çaydaha önceleri odun ateşinde yapılırmış; ben gaz ocağında yapıldığını gördüğümilk defa.
Gazocağını yakmak babamın işiydi.
Babam,gaz ocağını biraz pompalar ve gazı açar, hemen ocağın başlığından çıkan gazlarıtutuşturur bizlere büyülü bir ses ve görüntü olarak gelen mavimsi alev ve derinfısırtı ile gaz ocağı yanardı. Üstüne 2-3 litrelik bir çay kabı konur ve suısınınca içine bir buçuk çay kaşığı çay konurdu. Öyle ayrıca demlik falan yoktubaşlarda.
Çaydemini aldıktan sonra horoz motifli teneke çay tepsilerine dizilmiş altınyaldız kuşaklı iri çay bardaklarına süzgeçten geçirilerek doldurulur ve kimseyesormadan, standart bir şekilde bir buçuk şeker kaşığı şeker de bardağa bocaedilirdi. Anadolu insanının şeker hastalığının bu şeker yükü ileyaygınlaştığını tahmin ediyorum.
Bardaklaradoldurulan çay, kırmızı motifli çay tabaklarında verilirdi. (Şimdi buna "servisedilir" deniyor.) Bu bardakları 1992'de Azerbaycan'dan gelen dostlarımızıngetirdiği hediyelerde gördük. Geçmişi hatırladık içimiz cızz etti; Azerbaycanlıkardeşlerimizin dünyadan kopukluğunu gördük gene içimiz cızz etti. (OnlarRusçadan gelme "istekân" diyorlardı bu bardaklara.)
Misafirliktebirkaç bardak içilmezdi çay. Bir misafirlikte 1 bardak. O kadar. Çok bardaklımisafirlikler daha sonraları, 1970'kerde çıktı.
Kahvaltılardatarhana çorbası içerdik. Anacığım erkenden kalkar. Odun ocağını uyandırır;ocakta tarhana yapardı. Tarhanaya biraz bayatlamış ekmek doğranır, yanında daya turşu veya ince kıyılmış ve sirkeli suya boca edilmiş bir tür garnitüryerdik. Tabii kuru soğan olmazsa olmazımızdı tarhananın yanında.
Sonratarhana geleneğini terk ettik; çaylı kahvaltılar başladı.
Peynirli,tereyağlı, zeytinli ve hepsinin yanında çay ile kahvaltılara geçtik. Köyde bunuilk yapan aile biz idik. Sonra yaygınlaştı.
Başlarda,çaydan, babanım aldığı hazzı alamıyordum.
Babamtarladan veya bağdan gelir. O gelinceye kadar anacığım ocakta çayı pişirmiş (Ozaman çay "pişirilirdi") olurdu. Babam elini yüzünü yıkar (Duş almak henüz icatedilmemişti köy yerinde.) mevsim yaz ise hayattaki köşesine otururdu. Diz çökerek veya bağdaş kurarak bir oturmadeğildi bu oturuş. Sırtını "kıtık" dediğimiz saz dolu yastığa yaslar, birdizini kırıp öbür dizini onun üstüne atar öyle otururdu ve bu oturuş şekline"İt biçimi ağa keyfi" derdi muzip bir şekilde. Bu arada radyoda (Radyomuzvardı) türküler çalınıyordur. Anacığım çayını getirir yanına koyardı. Babam"Hay eline sağlık!..." dedikten sonra biraz bekler, sonra bardağı alıp dudağınagötürür ve sanki bütün bardağı içine çekecekmiş gibi bir höpürdetme ilebaşlardı içmeye. Çayın kokusu ve sıcaklığı tüm bedenini etkisi altına almışolacaktır ki, karşı dağlara ve Gediz ovasına bakarak bir "Elhamdülillah" deyipderin bir oh çekerdi. Sonraki yudumları öyle abartılı olmazdı. Demek ki ilkyudumda bir büyü vardı ve ondan öyle içiyordu.
Çocukluğumuzdaçay, sadece büyüklerin içip keyif aldıkları bir içecek gibi gelirdi bizlere.Misafirliklerde falan çocuklara pek çay vermezlerdi. Verseler de içine soğuk suda koyarlar ve "çocuk çayı" derlerdi. Buna daha sonraları "paşa çayı"denecekti. (Yıllar yıllar sonra ŞerafettinAybars abiden öğrenecektik ki, Rusya'da açık çay getirilince, eleştirmekiçin "Bardağın bu yanından bakınca Moskova görünüyor" derlermiş açık çay için.
Türüntarlalarına, üzüm bağlarına, armutluklara, ekin tarlalarına gidildiğinde çayfalan yapılmazdı. Akşamüstü evlere dönüldüğünde bazı aileler çay yapardı. Bizdetarla dönüşü çay, sadece tütün kırmadan ve dizmeden sonra yapılırdı. Türünkırmadan öğleye doğru gelinir; öğle yemeği yenir ve ondan sonra tütündizilirdi. Bu ikindiyi bulurdu ve dizme işi bitince çay içmek âdetti bizimailede.
Sonraşehre taşındık ve her şey değişti; çay içmemiz de değişti.
