İnsanlıktarihinin en önemli meselelerinden birisi de "bilgiye erişim"dir. Yazılı kültüroluşuncaya kadar, artık kaç milyon yıl ise, insanlar bilgiyi sözle veuygulayarak aktarmıştır. Bilgiyi kil tablete, papirüs yaprağına, ceylan derisine,kumaşa kaydetmek, yeni bir iştir. (Geçen yıl demedik canııım!...) İnsanoğlubilgiyi sözden yazıya aktarınca bilginin sürekliliğini kazanmasından dolayımutlu olmuş ama anlatırlar ki, Mısırlı kâşif, papirüse yazmayı krala götürüncekral "Papirüs kayboldu. Bilgi de kayboldu." diyerek keşfi eleştirmiş.

Kül tabletten,papirüsten, kâğıt rulolarından sayfalı kitap safhasına gelmek insanlık için hiçde kolay olmamıştır. Çinli saray muhafızı T'sayLun , kâğıdı icad ederken (Ellerde ne insanlar var bilader!... Adam saraymuhafızlığının yanında, boş vakitlerinde kâğıt icad etmiş.), tarihin akışınıdeğiştireceğinin farkında değildi. İş, kâğıttan yapraklı-sayfalı kitabaevrilince daha da başka boyutlar kazanmaya başladı. Mesela devreye matbaagirdi. Bunların hepsini toplayıp üzerine Batı'nın rasyonalizm ve modernizmideolojisi sosunu dökünce bir "kitap-perestlik/kitap fetişizmi doğdu. Matbaanızyoksa, kitap basmıyorsanız, okuma-yazma oranı düşükse, sizi beş para etmeyenbir toplumsunuz!... Modernizmin sadece rakamlara indirgenmiş bakış açısınıtoplumsal ilerleyişe uygularsanız, toplumu anlayamazsınız. Çünkü toplumsalilerlemeler, rakamlara sığamayacak evsafta olgulardır.

Son zamanlardaiki tartışma gündemde. Biri okuma-yazma oranlarının düşüklüğü; diğeri de kitapbasım sayısının artmaması.

Baştansöyleyeyim: Her iki konu da merkezî kontrol ideolojisi (hangi siyasî zeminedayanırsa dayansın) düşkünlerinin hegemonik zihniyetinin bir tezahür ettiği biralandır. Çünkü egemen olmak isteyen kendi kontrolünde kitaplar basacak ("Heristediğiniz kitabı basamazsınız; basarsanız toplatırız" tipolojisi.) veokuma-yazma öğrettiği insanlara o kitapları okutacaktır. Okuma-yazmayı da zateno amaçla öğretmiştir. Yani kendi kontrolündeki basın-yayını okutmak için.Paryaların ve kölelerin okuma-yazmaya ihtiyaçları yoktur. Onlar emirleriyerlerine getirdikleri için bilgiye değil itaate ihtiyaç duyarlar. O yüzdenparyalar ve köleler hiçbir istatistikte yer almazlar. İngilizler modernzamanlarda (Mesela 19. asırda) bir istatistik yaparken sadece lordlar veçevrelerini esas alırlar, köleleri asla hesaba dâhil etmezlerdi. Okuma-yazmaoranına bakıldığında İngiltere'de o yüzyılda okuma-yazma oranı bu sebepleyüksek çıkar. Herkes dâhil edilse, İngiltere de dünya ortalaması olan % 7-10arasında bir vaziyet gösterir.

Ne kitap sayısıönemlidir ne de okuma-yazma oranı!... Önemli olan bilgi üretilmesi veaktarılmasıdır. Tek merkezden kontrollü siyasi veya ideolojik yapılar, kitapbasım ve satış oranlarının ve okuma-yazma oranın düşüklüğünden şikâyetçidirler;çünkü toplum kontrollerinden çıkmak üzeredir.

Daha düne kadarsözlü gelenekle bilgi aktaran toplumlar, hızlı bir gelişimle internet döneminegirmişler ve bilgileri ekranlardan öğrenmeye başlamışlardır. Perde (sinema) vetelevizyon ekranı ara dönemi kısa sürmüş, şimdi cilalı bilgisayar çağıbaşlamıştır. Her şey ekrandadır. Her tür bilgiye ekran vasıtasıyla ulaşmakmümkündür artık. Gerek web sayfaları ve gerekse pdf tekniği, bilgiyi ekranataşımıştır. Okuyarak öğrenmek isteyene metin, seyrederek öğrenmek isteyemefotoğraf veya video. Elbette sözlü bilgi aktarımı da kullanılıyor bu teknolojikortamda.

Basılı malzemeile öğrenmek zordu; bilgisayar ekranı her şeyi kolaylaştırdı. Üstelikbilgisayarın cebe girmesi ve yaygınlaşması bilgiye erişimi daha dakolaylaştırdı. Dağ başındaki çobanın cebinde bilgisayar var ve her tür bilgiyeulaşmak, "bir tık" ötesinde.

Yaaa.. İşteböyle Süheylâ!...

Cep telefonu pdfkitapla dolu olan gencin kitap piyasası tuzağına düşmemesi son derecenormaldir.