Nihayet geldi çattı bayram. Bir neşem var ki anlatsam inanamazsın. Belki eski günlerdeki gibi ayakkabılarımı baş ucuma koyup uyumuyorum. Belki de bayramlık elbiselerimi tekrar tekrar deneyip kendimi beğenmiyorum ama ben de büyüklerim gibi bayram heyecanı duyuyorum.

Sabah olunca gün aydınlanınca hemen abdestimi alıp babamla birlikte camiye koşuyorum. Her zamankinden kalabalık bir cami var bu kez. Saflar sıklaşıyor. İmam namazı hatırlatıyor. Bizler namaza duruyoruz. Sonrasında tekbir sesleri tavanda yankılanıyor. Kısa süre sonra dışarı çıkınca kalabalık bir halkayı takip edip büyüklerin elini öperek bayramlaşıyorum. Yeni alınmış elbiselerim de bazılarının göz hapsinde tabi ki. Sıranın sonu geldiğinde bana da eve gitmek düşüyor. Etrafı şöyle göz gezdiriyorum. Babam çoktan eve gitmiş. Koşarak mahalleye girip soluk soluğa kapıya dayanıyorum.

Bir keçi babamla birlikte amcamın elleri arasında İsmailce kesilmeyi bekliyor. Kurban için “Allah’ın bize ikramı derdi.” dedem. Ayetle emredilmiş zaten. Birden beni görünce duraksıyorlar. Keçiyi kısa süreliğine direğe bağlıyorlar. Heyecanla diplerinde bitiyorum. Babam hemen elini uzatıyor. “Çok bayramlar gör evladım.” diyor. Elini cebine atıyor. İki yüzlük yeni banknotu hemen elime tutuşturuyor. Yüzümde bir sevinç beliriyor. Ardından amcam elini uzatıyor. Öpüyorum. Mutlulukla elini cebine atıyor. İki yüzlük banknot ondan da elime uzanıyor. Onu da teşekkür edip cebime atıyorum. Annem de kısa süre sonra mutfaktan geliyor. Onun da elini öpüyorum. Sarılıyor. Ondan harçlık yok. Bana güzel sabah kahvaltısı hazırlamış. Neşeyle mutfağa gidiyorum. Kahvaltıda yok yok. Bal, peynir, zeytin, yumurta, börek… “Çok yeme öğle vaktine yakın kavurma yeriz.” diye de eksik etmiyor.

Sofrada pek uzun durmuyorum. Sokağa taşıyorum. Komşular, akrabalar, diğer mahalledekiler… Hepsini karış karış adımlıyorum. Bazen yalnızım bazen de yanım da arkadaşlarım oluyor. Cebim dolmaya başladı. Şekerler için de bir poşet ayarladım. Kavurma kokularının yavaş yavaş yayıldığı anlarda eve geldim. Cebimdeki tomarı yavaşça yatağa bıraktım. Kâğıt paraları güzelce düzenleyip saymaya başladım 200, 400, 600… Tamı tamına 2320 lira harçlığım olmuştu. Keyfime diyecek yoktu. Bir bayram güzelliği diye neşelendim. Bu parayla neler alırım diye düşünmeye başladım. Oyuncaklar, kıyafetler, yiyecekler… Birden kapı araladın. Annem karşımdaydı. “Çok paran oldu mu evladım?” diye sordu. “Evet anne, bayağı biriktirdim.” Elimle de kaldırıp gösterdim. “Oğlum, bayram sadece para biriktirmek değildir. Burada asıl olan paylaşmaktır, mutlu etmektir. O parayı sana verenler hem kendileri mutlu oldu. Hem de sen mutlu ol istediler. Kendilerine ait bir şeyi de seninle paylaştılar. Paraya sadece para diye bakarsan o zaman anlamı kalmaz. Topladığın paralara anlam yüklersen o zaman bu durum anlam kazanır.” Kapı daha da aralandı. Amcamın küçük oğlu birden başını uzattı. “Abi.” diye seslendi. Hemen yanıma geldi. Bayram neydi paylaşmaktı. Hemen ona sarıldım. Bayram neydi mutlu olmaktı. Topladığım paradan iki yüzlük alıp eline verdim. “Bayramın mübarek olsun. Al bu da benim sana küçük hediyem.” diye mırıldandım. Gözlerindeki sevinçten gülüyordu. Hemen bana sarıldı.