BilirsinSüheylâ, suyu severim ama dağ başlarında garip garip akan suları daha çokseverim. Belki hayatımdaki en büyükkırılmayı, dağ başındaki bir derede akan çeşmenin yanında yaşadığımdandır.Belki çocukluğumda dağ başlarında susuz kaldığımızda incecik akan suyakavuşunca, deryaya kavuşmuş gibi sevinmemdendir. Belki de rahmetli babamın,arazimizin içinden serçe parmak kalınlığında su akması hayaliyle geçirdiği birömürdendir. Severim suyu hep.

Oldumolası dağ başlarında, dere içlerindeki çeşmeleri daha çok sevmişimdir. O yüzdenFaruk Nafiz'in

Derinden derine ırmaklarağlar,

Uzaktan uzağa çobançeşmesi,

Ey suyun sesindenanlayan bağlar,

Ne söyler şu dağa çobançeşmesi.

dörtlüğüylebaşlayan Çoban Çeşmesi şiiri hep aklımdadır. Veya Cahit Külebi'nin

Kop Dağı'nda birçeşme var

Serçe parmakkalınlığında suyu

Haram etmişgece-gündüz uykuyu

Akar da akar

Söyleyişininpeşinde taa Kop Dağı'na gidesim gelir hep.

1994yılının 6 Nisan günü (haftaya 29 yıl oluyor) Muğla'ya geldim ve hemen ilköğrendiğim yerlerden biri Yaraş köyü (şimdi mahalle) girişindeki AbdullahPınarı idi. Şimdi Soda mahallesinde yer alan Abdullah Pınarı'nın suyu,arkasındaki yüksek dağlardan, Yılanlı dağlarından geliyor. Bilek kalınlığındagelen su, 25 metrekarelik bir havuzda toplanıyor ve oradan da önündeki bahçeyeakıyor.

Pınarınadı Abdullah Pınarı; havuzun adı ise Molla'nın Havuz. Hem Abdullah, hem deMolla aslında aynı kişi. Molla Abdullah'ın torunu Ünal, Pınarın biraz ilerisindeDüverek tarafında oturuyor. Kendisiyle konuşamadık ama pınarın birazgerisindeki Necati Öztürk ile görüştük.

Su,eskiden Yılanlı eteklerinden toprak künkler ile gelirmiş. Daha sonra MollaAbdullah, suyu boru içine almış ve araziyi sulamak için 2 de havuz yapmış.Havuzlardan biri Denizli yolu'nun dağ eteği tarafında. Diğeri 300 metre kadaryukarıda. Her iki havuz da 25 metre kare ve bir buçuk metre derinliğinde.

Dahadüne kadar Molla Abdullah, çınarın önündeki bahçesinde sebze yetiştirir veonları bu havuzda biriktirdiği su ile sularmış. Aynı havuzdan yukarı da yapmışve onun suyuyla da yamaçtaki arazileri sulamışlar. Muhtemelen köylüler de busularda istifade edip bahçelerini, tarlalarını sulamışlardır. 24 saat akan su,bu hacimde 2 havuzu doldurduğu gibi, boşa akıp gidiyor da. Tabii boşa gitmiyoro sular; nasipli bitkilere can vermek için o topraklara bereket oluyorlar.

Dediğimgibi, 1994 Nisan ayında geldiğim günlerde gittim ilk defa. İçme suyumuzu birmüddet oradan karşıladık. Pikniğe gider gibi giderdik oraya. Su sadece bizedeğil etrafındaki her canlıya hayat verdiği için, o canlılardan bir parça olmakçok hoşumuza giderdi.

Kışınayrı güzeldi oralar, baharda ayrı. Hele son baharda!... Rengârenk yapraklarlabir renk cünbüşü olurdu oralarda. Su, yaz-kış devamlı aktığı için her mevsiminiyaşadık yıllarca. Suyun ölçümünü yaptırmadık ama kulaktan duyduğumuz bilgilerlegöre, içiminin iyi olduğunu da görünce ayağımızı uzun süre kesmedik.

Ara-sıragidip su doldurduğumuz da oldu; eş-dostla gidip tabiat bayramı yaptığımız daoldu. Fakat bu hafta onu fark ettim ki, 10-12 seneden beri uğramamışımoralara. Pazar günü akşamüstü, eskisevgiliye gider gibi gittim. Şükür köyün adı dışında hiçbir şey değişmemiş.Suyun özelliğinden olsa gerek, köyün adı "Soda" olmuş ama suyun soda özelliğiyok.

Keşkebelediyemiz, alt yapıya dokunmadan (Dokunulursa su küsüp de yatağınıdeğiştirebilir) oradaki su için güzel bir çeşme yaptırsa da gelen-geçen oçeşmeden su içse. Zaten yamaçtan kendi cazibesi ile gelen suyu çeşmeden tabiihâliyle vermek çok kolay olur. Tabii fazla kurcalayıp, oradaki tabii olguyu dayok etmemek şart.

Nedersin Süheylâ?... Yetkililer bu işe el atar mı?