Bugünkü yazıma, “Bir Garabet Örneği” başlığını atarak başlamak istesem de olmadı. Bahsedeceğim konu için “garabet” demek çok hafif kalacaktı. Çünkü garabet; acayip, gülünç, yadırganacak yönü olan, tuhaflık, gariplik, yabancılık, aşina olmamak gibi anlamlara geliyordu.

Türk sporcuların 2024 Paris Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreninde giydiği kıyafetler sizce bu tanımların hangisine uyuyor? Ben uyduramadım.

Malum, olimpiyat oyunlarının açılış seremonileri katılımcı ülkeler için kültürel anlamda bir görsel şenlik olma özelliği taşıyor. Bu nedenle bazı ülkeler geleneksel kıyafetler ile bazı ülkeler ise kendi kimliklerine uygun güncel tasarımlar yaptırarak açılışı görsel ve kültürel bir gösteriye dönüştürüyor. Bu yönüyle olimpiyatlar sadece sportif organizasyonlar değil, aynı zamanda kültürel organizasyonlar olarak görülüyor.

Bizim sporcuların kıyafetlerinde “milli” bir unsur ya da kültürel bir esinti gören var mı?

Yoktu ki ciddi bir tepki aldı bu ucube tasarımlar…

ABD ve Estonya’nın kot pantolonlu kombinleri bile bizim ucube tasarımdan daha “yerli” duruyordu. Öyle ki Moğolistanlı sporcuların kıyafetleri sosyal medyada viral oldu.

Tasarımı Vakko’ya yaptırılan ve turkuaz diye yutturulan Yunan mavisi ile beyaz renklerin kullanıldığı kıyafetleri vatandaşımızın “çizgili pijama”ya benzetmesi çok normaldi. Anormal olan ise bu noktaya gelinceye kadar kimsenin bu garabeti fark etmemiş olması. Fark edenlerin de ses çıkarmamış olması.

Bana göre burada üç temel sorun var:          

Birincisi; böyle bir organizasyon için kıyafet tasarımı ihalesinin Vakko’ya neden verildiği… Hangi gerekçe, hangi mantık ile bu iş onlara yaptırıldı? Benim için daha da önemli olan soru şu: Hangi psikoloji ile Vakko’dan bir tasarım istendi? Neden Vakko?

Bana göre bu durum tam bir yamanma psikolojisi vakası… Hâlâ yenilgi psikolojisinden kurtulamayan, kafasında özgün bir medeniyet tasavvuru oluşmayan, özgüven kaybı yaşayan bir zümrenin fiyasko ile sonuçlanan icraatı…

Sabiteleri olmayan yöneticilerin cehaletiyle aslî olanın arızî olana boğdurulması… Tam bir entelektüel cehalet örneği…

“İtibardan tasarruf olmaz.” politikasından aldığı cesaretle ülkenin kaynaklarını çarçur eden liyakatsizlerin son mahareti…

Oysa gerçekten milli ve kültürel unsurlar içeren bir çalışma yaptırmak isteniyorsa Vakko’ya milyonlar ödemeye gerek yoktu. En basitinden Olgunlaşma Enstitüleri bile çok daha milli bir tasarım yapabilirdi.

İkincisi; böyle bir tasarım öncesinde Vakko’ya ne sipariş edildi, nasıl bir iş istendi? İşin sonunda bu ucubelere nasıl “olur” dendi? Süreci yöneten profesyonellerden bir kişi bile çıkıp “Bunun neresinde milli ve kültürel bir esinti var?” diye sormadı?

Üçüncüsü; bu tasarım, Türk Olimpiyat Komitesi’nin onayından nasıl geçti? Bunu onaylayan yöneticilerin niyeti, ülkesini olimpiyatlarda geleneksel/yerli öğelerle temsil etmek mi yoksa bu bahaneyle birilerine iş ihale etmek miydi?

Niyet ve süreç içerisindeki tutum ne olursa olsun yaşananlar; ciddi bir sorumsuzluk, liyakatsizlik ve cehalet örneği. Ülkenin itibarını “yerli” olmayanlara havale edenlerin duvara tosladığı yer.

İtaat etmeyi kendisi için daha elzem gören, fikrini-eleştirisini dile getiremeyen, yapılan her şeyi “Padişahım çok yaşa!” diye alkışlayan bir iş yapma ve yönetme anlayışının geldiği nokta.

“Yerli” olmayan kafa, “milli” tasarım yapamıyor, yaptıramıyor. Bu ülkenin kaynakları çarçur ediliyor, bu ülkenin insanına haksızlık yapılıyor. Ne itibar kalıyor ne de moral.

Gelen son haber insanı gülümsetiyor. 2024 Paralimpik Oyunları açılış töreninde bu kıyafetler giyilmeyecek, yenileri tasarlanacakmış. Başka sorular takılıyor aklıma: Acaba Vakko’ya ödenen milyonlar, bu tasarıma onay veren Türk Olimpiyat Komitesi üyelerinden tahsil edilir mi? Bir başkasına milyonlar ödenip yeni tasarımlar yaptırılınca her şey unutulur mu?

Biraz da siz gülün!

31.07.2024