Birkaç yazı önce bir Uygur Türkü olan Tahir Hamut İzgil tanıklığında Doğu Türkistan’da yaşananları dile getirdik.
Tevafuk bu ya önüme Doğu Türkistan’da yaşananlara dair bir yazı düştü. Hemen okumaya koyuldum. Okudukça yazdığım yazının kıymeti artmaya başladı.
Bu kez konuşan içeriden birisiydi. Çinli Zhang Yabo... Çin’in Henan eyaletinde doğan Yabo 2006 yılında üniversite eğitimi için Sincan bölgesine gitmiş.
2014 yılında gelirini artırmak için hapishanede gardiyan olarak çalışmaya başlamış. 2016 yılında da polis teşkilatına katılmış. Doğu Türkistan’da kitlesel göz altı süreçlerini birebir gözlemlemiş. Bu sebeple sistemin nasıl işlediğini de birebir yaşayıp görmüş. 2024’te polislikten istifa edip Katolik olan Yabo bir süre sonra Almanya’dan sığınma talebinde bulunmuş. Kabul edildikten sonra da Almanya’da ifade vermiş. Bakalım baskı ve zulüme dair özet olarak neler söylemiş:
Sürekli baskınlar yapılır ve dine dair bir materyal bulunursa hemen toplanır. Örneğin uzun sakal bırakmak, Arapça öğrenmek veya ibadet etmek "dini radikalleşme" göstergesi sayılır.
2017 boyunca yüzlerce ve binlerce Uygur tutuklu toplama kampına nakledildi. Tutuklular kelepçeli, başlarına çuval geçirilmiş şekilde ve temel ihtiyaçlardan yoksun bırakılmış şekilde taşınıyordu.
Pamuk tarlalarında çalıştırılmak üzere sevk edilen binlerce Uygur işçinin başında nöbet tutardık. Burada Uygur Türkleri’nin ibadetlerini engellerdik.
Köylerde kurulan dijital gözetim sistemleri, "olağan dışı" hareketlilik tespit ettiğimizde güvenlik birimlerine uyarı gönderirdik. Bir evde gece vakti elektrik kullanımının artması bile sorgulanmaları için yeterli bir gerekçe kabul ediliyordu
2023 yılı itibarıyla güvenlik personeline haftalık "istihbarat bilgisi" kotası getirildi. Her memurun haftada en az bir kişinin gözaltına alınmasını sağlayacak rapor hazırlaması zorunlu kılındı. Eğer memur görevi yerine getirmezse bu kez memur cezalandırılırdı.
Yukarıdaki satırları okuyunca insanın içinin sıkılmaması mümkün değil, yaşamın tamamen kuşatıldığı bir insanın kendisi olmaktan alıkonulduğu bir manzarayı görünce üzülmemiz gerekir. Uygur Türk’ü için hayat tamamen kısıtlanmış durumda. İlgili haberde yurt dışında akrabanın olması, bir sosyal çevreye sahip olmak bile potansiyel suçlu adayı yapıyor. Ayrıca bir propaganda aracı olarak polis okulunda Uygur Türkleri’nin devlet düşmanı olduğu derslerde gösteriliyordu. Zhang Yabo ise Doğu Türkistan’a gittiğinde orada insanların inancını, dilini, kültürünü yaşamaya çalışan insanlar gördüğünü söylüyor.
Zhang Yabo, bir vicdan sahibi olarak dile gelmiş. Aslında meseleye ucundan kıyısından hakim olan herkes yaşananların bu şekilde olduğunu biliyor. Sorun ise şurada başlıyor. İnsani bir mesele politize edilmiş durumda. Bu sebeple dünya toplumları genel olarak olaya politik bakıyor. Buna şöyle örnek verecek olursak kısa süre önce Türkiye’den bir kısım medya çalışanı(!) bile bak Uygur Türkleri ne güzel de yaşıyor propagandasına alet olmak için Çin’e götürüldü. Yedirilip içirilip geri gönderildi. Tabi ki tüm bu politik söylemlerin arasında Uygur Türkü için sorunlar ortadan kalkmıyor.
Bize düşen görev ise elimizden geldiğince bu kötü sürecin anlatısını diri tutmaktır. Ayrıca boykot konusunda da nasıl küresel menşeili ürünler için hassasiyet gösteriyorsak Çin üretimi ürünler için de aynı hassasiyeti göstermek gerekiyor.
Yoksa bu işin ucundan kıyısından destek oluruz. Maazallah bu da vicdan yarası olarak üzerimizde kalır.