Rafımda onlarca kitap okunmayı bekliyor. Bazen hangi birini öne alacağıma şaşıyorum. Dünyanın yakıcı gündemi arasında kalbi olarak bize yakın ama coğrafi olarak bize uzak düşen Uygur Türkleri’ni unutuyoruz. Bazen siyasi bir gündem olsa hatırlanıveriyor gibi ama sonra saman alevi gibi gündemimiz yeni anlatılarak geçiyor. Böyle düşünceler arasında Tahir Hamut İzgil’in “Gece Yarısı Tutuklanmayı Beklemek” kitabını hemen olduğu yerden çekip çıkardım.
Kitabın arka kapağından başlamak adetimdir. Dikkatle okumaya koyuldum. Çin 2017 yılında Doğu Türkistan’ı devasa bir açık hava hapishanesine çevirdi. Kitlesel tutuklamalar, toplama kampları, sözde eğitim merkezleri...
Şair Hamut İzgil için sıkıntılar 2009 yılında başlıyor. Ekber adında bir polis ve iki mesai arkadaşı İzgil’in evine kadar gelip onu sorguya davet ediyor. Bu süreçte iş o kadar ileri gidiyor ki Ekber, İzgil’in katıldığı bir düğüne gelip onu takip ediyor.
2013 yılına gelindiğinde Xi Jinping, Çin’de iktidara geliyor. Birçokları için bu daha demokratik ve insancıl Çin için umut oluyor ama ne yazık ki işler pek de istenildiği gibi gitmiyor. Önemli düşünce adamlarından İlham Tohti tutuklanıyor. Bu süreçte gerilim arttı ve bazı olaylar da çıktı. Çin devleti yaşananları bastırmak için daha sert tedbirler aldı. Öyle ki bir kişi şüpheli ise onun etrafındaki herkes tutuklanabiliyordu.
Bu da hukukun ne kadar ayaklar altına alındığının göstergesiydi. Ülkenin iklimi iyiden iyiye değişmeye başlamıştı.
Şairler toplantısını basan polisler Hamut İzgil ve arkadaşlarının ensesinde bir hata yapmalarını bekliyordu. Şairler kısık seslerle artık toplanmamaları gerektiğini birbirlerine dile getirmişti.
Fiili olarak görünür bir denetim vardı artık. Halka kolaylık polis noktaları kurulmuş ve haddinden fazla polis her şekilde tarama yapıyordu. Tahir Hamut İzgil’in meşgul olduğu kuruluşu da denetlemek istediler. İzgil ve eşi bu yaşananlar karşısında ülke dışına çıkmanın mantıklı olacağını düşünmeye başladı. Eşi Merhaba, iki kızı ve kendisi zorlu bir pasaport sürecinden geçiyorlardı. Hamut İzgil de bir şekilde ülkeden çıkmanın planını yapıyordu. Pasaport işlemleri için gittiğinde ona 26 ülkenin yasak olduğunu söylediler.
Aralarında Türkiye de vardı. Çünkü Türkiye Uygur Türklerine yardım edecek pozisyonda görünüyordu.
Başka ülkede satın alınan bir ev ile birlikte bir şekilde Çin’den çıktılar. Artık evleri ve yurtları onlar için uzak vatandı. Kendilerine yeni bir düzen kurmuşlardı.
Kitabın arka kapağında dediği gibi Tahir Hamut İzgil dehşetli süreç başlamadan kaçan son aydınlardan biridir.
Geride kalan on milyonlarca Uygur Türk’ü kendi başlarına kötü akıbetin girdabında yuvarlanmaya devam ediyorlardı. Bugün o coğrafyadan gelen bilgilere bakarsak din, kültür, sanat, örf hepsi tehlike altında. İbadet özgürlüğünün kısıtlandığı her bir Uygur Türk’ünün potansiyel tehlike(!) olduğunun kabul edildiği ortamda dünya onlardan çıkan cılız sesi pek duymak istemiyor. Zaman zaman ABD ve AB siyasi düzen gereği Çin düşmanlığına dayanarak Uygur Türkleri’nin sesini duyuruyormuş gibi yapıyor oysaki çözümsüz bir ortam var ve ne yazık ki kısa sürede düzeleceğe benzemiyor. Despot Çin yönetimi ise Uygur Türkleri’ni günden güne eritmek için elinden geleni yapıyor.
Bu vesile ile bize düşen bazı görevler var. Uygur Türkü’nün haklı davasını bütün ülkeye sonra da dünyaya yaymak zorundayız. Ayrıca onlar için daha çok edebi neşriyat yayınlanıp, sinema filmi ve belgesel videolar çekilebilir. Aksi bir manzara ne yazık ki onları unuttuğumuz anlamına gelir.
İlgilisine: Gece Yarısı Tutuklanmayı Beklemek, Tahir Hamut İzgil, Timaş Yay.
Kayıp Coğrafyanın İzinde Doğu Türkistan Seyahatnamesi, Taha Kılınç, Ketebe Yay.
Doğu Türkistan ve Uzak Doğu Seyahatnamesi, Defterdar Seyfi Çelebi, Selenge Yay.
Esir Türkler Müslüman Doğu Türkistan Halkı, Adem Özköse, Pınar Yay.