Bazı acı haberleri göz göre göre alıyoruz. Bu durumu da artık kanıksadık. Birkaç gün önce sabah saatlerinde medyaya düşen haberde şöyle diyordu. Maltepe’de yedi katlı binada çökme! Kameralar olay yerine ulaşmış ve nefesler tutularak arama kurtarma çalışmaları izlenmeye başlamıştı. Haber akışında bilgiler yavaş yavaş gelmeye başladı. Yedi katlı binanın üç katı çökmüştü. Enkaz altında kalan on iki kişinin olduğu tespit edildi. Zaman geçtikçe iyi haberler ve kötü haberler bir arada gelmeye başladı. Günün sonunda on kişi sağ kurtarıldı ama 2 kişi de vefat etti. Bu acı tablonun üzerine yine birçok uzman isim medyaya demeç vermeye başladı. Başlıklar kentsel dönüşüm, olası büyük bir depremde neler olacağı, kaçak kat vb. üzerineydi. Bütün bu bakış açıları üzerine olan uzman görüşleri isabetliydi ama meselenin can alıcı noktası hep gözden kaçıyor. O da mesken yapımında tercih ettiğimiz yol.

Geçmişimizi inkar edercesine beton medeniyetine sarıldık. Üç kuruş fazla kazanma uğruna beton medeniyeti her yerimizi sardı. Yaşadığımız sonuçlar hiç değişmese de biz artık çokta değişmiştik. Çok katlı beton binalar yerine az katlı alternatif yöntemler -ahşap, taş, çelik evler- tercih edilebilecekken biz bu konuda kati bir şekilde betonu tercih ediyoruz. O da o kadar sıradan ki göz zevkini bile bozuyor.

Geçtiğimiz dönemlerde bir yazıda betona dair düşüncelerimi dile getirmiştim. Satır başı birkaç cümle ile o yazıyı hatırlatmak isterim. Beton bina adına kalıp birkaç proje üzerinden inşa olduğunu ve bunların geçmişi inkar edercesine yeni normalimiz olduğunu dile getirdim. Yazının devamında beton artık tek seçenektir. Şurası gerçek ki beton en iyi haliyle bile kısa ömürlü bir inşa sağlar. Bir asır onun için fazladır. Yarına miras bırakmaz. Ekonomik israftır. Estetiğe uymaz çünkü kabadır. Deprem anında sağlam değilse can ve mal kaybına yol açar. Devamında betonda direttiğimizi çünkü hırsımızın bunu istediğini de belirttim. Ne yazık ki beton ideolojisi diğer hayırlı ve güzel şeylere galip gelmiştir.

Yaşadığımız ve sürekli tekrar eden bu acı olaylar dahi sorgulamak adına bize bir işaret fişeği olmuyor. Aksine sanki hiçbir şey olmamış gibi kaldığımız yerden devam ediyoruz. Beton medeniyetinin eksilerinin çok küçük bir kısmını yukarıda belirttim. Fazlası olduğunu da herkes biliyor. Büyük bir depremde bunu görmek istemesek de görürüz.

O zaman şapkayı önümüze koyup düşünelim. Klasik Türk evi ne zaman yeniden hayatımızın merkezine oturacak? Örf, adet, inanç, değerler, estetik, kültür, medeniyet adına çok şey söyleyen Türk evi inşa ve yaşam biçimi hayatımızın merkezine oturursa Maltepe faciası benzeri olayları pek yaşamayız. Bunu idrak etmek için çok zamanımızın da kalmadığını belirteyim. Örnek: İstanbul’da yüz bin konut acil dönüşüm bekliyor. Yapmamız gereken ilk adım mimarinin izlerini geçmişte arayıp ardından harekete geçmeliyiz.