Edebi eserlerin kıymetli olanları on yılda yüzyılda geçse anlamından bir şey yitirmez aksine bize anlattıklarıyla zihnimizi daima diri tutar. Türk edebiyatının müstesna isimlerinden Mehmet Akif Ersoy’un Küfe şiirine rast gelince içinde bulunduğumuz dönem aklıma geliverdi. Öncelikle şunu belirteyim Küfe sanki bir hikaye kurgusu gibi nakış nakış işlenmiş bir değer anlatısı...

Şiire gelecek olursak Hasan, Hasan’ın annesi ve Hasan’ın ölen babasından kalan küfe arasında geçmektedir. Bu şiirde sosyal, ekonomik birçok mesaj verilmiştir. Hasan yetim kaldıktan sonra annesi ve kardeşini geçindirmek zorunda kalır ve babasından kalan küfe ile karşılaşır. Hasan okuma isteğinde olduğundan küfe ile yüzleşmek istemez. Bu sebeple onu tekmeler. Annesi hemen seslenir.

(Aslında şiiri buraya yazmak isterdim ama çok uzun olduğu için sadece bazı mesajların olduğu satırları yazmak daha makul gibi geldi.)

-Oh benim oğlum, gel etme kırma sakın!

Ne istedin küfeden, yavrum?

Ağzı yok dili yok,

Baban sekiz sene kullandı...

Hem de derdi ki:

"Çok uğurlu bir küfedir, kalmadım hemen yüksüz..."

Baban gidince demek kaldı, adetâ öksüz!
Onunla besleyeceksin ananla kardeşini.
Bebek misin daha öğrenmedin mi sen işini?

Tabi şiirde araya şair girer ve Hasan’a akıl verir. Hasan şaire kızgınlıkla cevap verir. Şairin başından gitmesini ister. Şair onun halini anlar, sakin bir şekilde akıl verir.

Kuzum ayıp mı çalışmak, günah mı yük taşımak?

Ayıp: Dilencilik, işlerken el, yürürken ayak.

- Ne doğru söyledi! Öp oğlum amcanın elini...

Şairin bu erdemli önerisine annesi de destek verir ve üstüne saygı niyetine elini öpmesini ister. Hasan çaresiz çalışmaya başlar.

Belinde enlice bir şal, başında âbânî,
Bir orta boylu, güler yüzlü pîr-i nûrânî;
Yanında koskocaman bir küfeyle bir çocucak,

Yavaş yavaş geliyorlar. Fakat tesâdüfe bak:

Çocuk, benim o sabah gördüğüm zavallı yetim...

Şu var ki, yavrucağın hâli eskisinden elim:

Cılız bacaklarının dizden altı çırçıplak...
Bir ince mintanın altında titriyor, donacak!

Ayakta kundura yok, başta var mı fes?

Ne gezer!

Düğümlü alnının üstünde sâde bir çember.

Nefes değil o soluklar, kesik kesik feryâd;

Nazar değil o bakışlar, dümû'-i istimdâd.

Bu bir ayaklı sefâlet ki yalnayak, baş açık;

On üç yaşında buruşmuş cebîn-i sâfı, yazık!

Yukarıdaki satırlarda Hasan’ın çalışmaya başladığını fakat görünen manzarada resmen genci sefalet içinde perişan resmeder. Hasan çalışmak zorundadır.
Şiir bu minvalde devam ediyor.

Aslında şiirin geniş bir bakış açısıyla incelendiğinde çok farklı mesajlar veriyor. Ben sadece Hasan’ın zorluklar içinde kötü bir şeye tevessül etmeden ekmeğini babasından kalan küfeyle çıkarmasını dolayısıyla para kazanmak için erdemli yolu seçmesini çok kıymetli buldum. Yaşadığımız günleri düşününce o perişan portrenin şu acıklı portre karşısında ne kadar da üstün olduğunu anladım.

O zaman şöyle diyebiliriz. Fon krizinde elde edilen menfaat ile küfe şiirindeki anlatı karşılaştırıldığında maalesef davranış yönüyle çok fark var. Fon krizi üzerine siyasi, sosyal, ekonomik çok şey söylendi, yazıldı, çizildi. Asıl mevzu yine ıskalanıyormuş hissine kapılıyorum. Çünkü herkes kendi penceresinden bakınca ötekini suçlu görüyor. Oysaki erdemli bir yaşam bizi çepeçevre kuşatmadıkça bu ahlaksız sahneleri yine yeniden yaşamaya devam edeceğiz. Sülün Osman, Batık Bankalar, Çiftlik Bank, Fon Krizi yöntemler farklı olsa da niyetler ve yaşananlar hep aynı. O zaman bir yerlerde sorun var.

Asıl sorun şu: Modern iktisat tüm duygulardan arındırılmıştır, kapitalizm de bizi daha çok tüketmeye teşvik ediyor. Işıltılı hayatlara sahip olmak için pervasız bir kazanma hırsını da aşılıyor Nitekim böyle bir şeyi hayal eden insan açgözlülük ve kuralsızlıkla tanışır. Birçok şeyin kendisine ait olduğunu düşünerek önünde engel olmasını istemez.

Bencilleşmiştir. Fon krizinde bir koyup yüz almak arzusu da bundan vareste değildir. İnançlı görünebilir ama ruhu hangi arzuların peşinde, vatanperver lafı ağzından düşmeyebilir ama nefsini dizginleyebiliyor mu? Ne yazık ki bunları yapamıyorsa bir süre sonra gözü hiçbir şey görmez çünkü arzuları ona emretmeye başlar ve sınır da koymaz.

Biz bu durumlardan sıyrılmak için zihniyet devrimine ihtiyacımız olduğunu idrak etmezsek ilerleyen zamanlarda başka kılıflarla dolandırıcılık hikayelerini dinlemeye devam ederiz. Kapitalin bize emrettiği hayatı yaşamımızdan çıkarmak zorundayız. Yoksa yarın bir gün Allah korusun ağa takılan biz de olabiliriz. Küfe şiirindeki perişanlığı istemek değil ama oradaki alın teri ile çalışmayı şiar haline getirmek boynumuzun borcudur.