İsrail Başbakanı Netanyahu Dünya Siyonistlerinden aldığı destek ile Orta - Doğu'yu yani doğu Akdeniz'i cehenneme çevirmek için elinden geleni yaptı, yapıyor.

Netanyahu 27 Ekim 2026 salı günü seçime gidiyor.

Netanyahu, Yahudilerin inançları gereği vadedilmiş toprakların peşinde.

Yahudiler, Nil ile Dicle nehirlerin arasındaki toprakların Tanrı tarafından kendilerine vaad edildiğine inanıyorlar.

Bu toprakların içine Mısır, Lübnan, Ürdün, Suriye, Kuveyt ve Irak’ın tamamı ile Türkiye ile İran’ın önemli bir kısmı giriyor.

Bu rüya, üç bin yıllık bir Yahudi rüyasıdır.

Yahudiler son yıllarda öyle güçlenmişler ki, bu hedeflerini açıkça ifade etmekte ve uygulamaya geçirmekte hiç sakınca görmüyorlar.

Vadedilmiş topraklar içinde Kıbrıs ve bizim Güney- Doğu Anadolu, Çukurova (Klikya) ile Kapadokya bölgeleri de bulunuyor.

Gazze şeridinde 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana yaşanan soykırımlarda Yahudilerin ne kadar acımasız ve bencil olduğunu yaşayarak öğrendik.

İşin korkunç yanı İsrail halkının % 60’ı Netanyahu gibi düşünüyor.

İsrail, itiraf etmese de nükleer bir güçtür.

Yahudiler, Filistinlilerin yaşamaya hakları olmadığına inanıyorlar ve onları hayvansı insanlar olarak görüyorlar.

Bu görüş, Yahudilerin dışındaki tüm insanları kapsıyor.

Yahudiler vadedilmiş topraklara ulaşmanın önündeki en büyük engelin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu gördüler.

Yahudiler, Türkiye engelini aşmak için her türlü çılgınlığı yapabilirler.

Yunanistan ve Güney Kıbrıs yönetimi bize karşı İsrail ile işbirliği yapıyor.

ABD ve AB yönetimleri Siyonist Yahudileri destekliyorlar.

Adeta bu yönetimler, Yahudiler başarılı olsun diye dua ediyorlar.

Peki, biz ne yapacağız?

Yahudilere ve destekleyicilerine boynumuzu mu uzatacağız?

Biz de tedbirlerimizi elbette alacağız.

Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye 16 maddeli Mekke savunma Anlaşması imzaladı.

Bu Anlaşma ile üç ülkeden birine saldırı olur ise, "Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" kuralı geçerli olacak.

Bu anlaşma ile Medine Anlaşmasına imza atan ülkeler otomatikman "Nükleer Güç" oldular.

Çünkü Pakistan nükleer bir güçtür.

Ayrıca, bu üç devletin savunma sanayinde iş ve bilgi birliği yapılarak daha etkili savunma silahlar yapması mümkün olacaktır.

Mekke anlaşmasına önümüzdeki aylarda birçok İslam ülkenin katılması büyük bir ihtimal içindedir.

Ayriyeten Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya arasında savunma sanayiini ileriye taşınmak için, Bedir (Dolunay) mutabakatı imzalandı.

ABD ve AB ülkeleri Hristiyan inançları ile hareket ediyorlar.

Hristiyan dünyasını, güçlü ekonomisi ile Siyonistler yönlendiriyor...

Daha dün ABD Başkanı Trump tüm basının önünde "Böyle giderse ve sınırlar kapatılmaz ise, yakında Paris Müslüman bir şehir olur" dedi.

Gayesi de 3 Kasım 2026 günü ABD'de yapılacak ara seçimde Cumhuriyetçilerin daha fazla oy alması.

Trump topal ördek konumuna düşmek istemiyor ve 27 Ekim 2026 günü İsrail'de yapılacak seçimde Netanyahu'yu destekliyor .

İnançlar, adalet, kardeşlik ve özgürlük ilkelerinin önüne geçmiş gözüküyor.

Hep böyle idi de biz farkında değildik?

Libya Hükumeti, bu durumu gördü ki yedi yıl aradan sonra Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları yasasını parlamentodan geçirdi.

Avrupa ülkeleri, enerji sorununa Libya petrolleri sayesinde bir çözüm bulabilir.

Ama, AB yetkilileri Libya ile Türkiye arasında yasalaşan deniz yetki alanından rahatsızlar.

Anlaşılır gibi değil.

Dünya, Hristiyan dünyası ile İslam dünyası olarak adeta ikiye bölünmek üzere.

Çin ise bu bölünmeyi büyük bir dikkatle izliyor.

Yahudiler, iki büyük Semavi dinin birbirlerini yok etmesini ve dünyanın kendilerine kalmasını hesaplıyorlar.

Herkes hesabını bu büyük fotoğrafa göre yapmalıdır.

Bazı insanlar "Ben laik ve çağdaş bir insanım" diyerek bu büyük kavgadan paçasını kurtaramazlar.

İç politikayı da bu pencereden bakarak değerlendirmek gerek.

Aksi halde gol yemek işten bile değildir…