Bir belediye başkanının tutuklanması yalnızca siyasi bir tartışma olabilir mi?
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, Özgür Özel’e sorarsanız siyasi, Kemal Kılıçdaroğlu’na sorarsanız hukuki bir mesele… Hangisinin ne ölçüde haklı olduğu tartışmasına girmeyeceğim. Kamuoyu bu tartışmalardan zaten yoruldu. Ancak tartışılmaması gereken bir gerçek var: Her iki yaklaşım da siyasetin gündeminde ve siyasi tartışmaların merkezinde.
Fakat CHP’li Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz’un tutuklanması da en az İmamoğlu’nun tutuklanması kadar, hukukun nasıl işlediğini ve adaletin herkese eşit uygulanıp uygulanmadığını sorgulatıyor.
İmamoğlu gözaltına alındığında CHP Muğla İl Başkanlığı önünden Muğla Adliyesi’ne yürüyenler oldu. Peki, Fevzi Topuz gözaltına alındığında ve ardından tutuklandığında aynı ölçüde bir siyasi tepki gösterildi mi?
Topuz cumhurbaşkanı adayı olmadığı için mi, yoksa siyasi görünürlüğü farklı olduğu için mi? Belki de iki dosyanın farklılığına ilişkin değerlendirmeler etkili oldu. Ancak bu soruların kendisi bile siyasette hukuki ilkelerin ne kadar tutarlı savunulduğunu düşünmemizi gerektiriyor.
Öyle olaylar vardır ki turnusol kâğıdı işlevi görür. Fevzi Topuz’un tutuklanması da siyasetin adalet karşısındaki tutarlılığını sorgulatan böyle bir olaydır…
*
Suçlama başka, hüküm başka…
Milas, bugün yalnızca bir soruşturmanın değil, adaletin, hukukun ve vicdanın da tartışıldığı bir süreçten geçiyor. Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz ve oğlu Doruk Topuz’un belediye kaynaklı ihale soruşturması kapsamında tutuklanması, ilçede ve Muğla siyasetinde geniş yankı uyandırdı.
Siyasetin içinde yıllarını geçirmiş, Cumhuriyet Halk Partisi’nin gençlik kollarından yetişmiş, partinin çeşitli kademelerinde görev almış, Kurultay Delegeliği ve Merkez Yönetim Kurulu üyeliği yapmış bir isimden söz ediyoruz. Topuz, 1999 ve 2004 yıllarında Milas Belediye Başkanı, 2007’de Muğla Milletvekili seçildi; 2024 yerel seçimlerinde de yeniden Milas Belediye Başkanlığına geldi.
Böylesine bir siyasi geçmişe sahip bir ismin bugün cezaevinde bulunması, doğal olarak farklı değerlendirmelere yol açıyor. Ancak geçmişteki hizmetleri ya da siyasi kimliği ne olursa olsun, hiç kimse hukukun üzerinde değildir. Aynı şekilde hiç kimse, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadan suçlu ilan edilemez.
Muğla merkezli soruşturmada ‘sahte ihale evrakları ve iş deneyim belgeleri’ düzenlendiğine ilişkin iddialar gündeme geldi. Dosyaya yansıdığı belirtilen yüksek tutarlar da kamuoyunun dikkatini çekti. Kamu kaynaklarının kullanımı söz konusu olduğunda iddiaların titizlikle araştırılması, varsa hukuka aykırı işlemlerin ortaya çıkarılması gerekir. Ancak suçlama başka, hüküm başkadır.
Masumiyet karinesi, yalnızca belirli kişileri koruyan bir ilke değildir. Hukuk devletinin temel güvencelerinden biridir. Bugün bir belediye başkanı için savunduğumuz bu ilke, yarın herhangi bir vatandaşın, gazetecinin, iş insanının ya da başka bir siyasetçinin de güvencesidir.
Tutuklama da yargılamanın yerine geçen bir ceza değildir. Kanuni koşulların oluşması hâlinde başvurulabilecek bir koruma tedbiridir. Bu nedenle tutukluluğun gerekliliği somut olgular üzerinden değerlendirilmeli, daha hafif tedbirlerin yeterli olup olmayacağı da göz önünde bulundurulmalıdır.
Asıl mesele yalnızca soruşturmanın ciddiyeti değil, hukuki sürecin hangi usullerle yürütüldüğüdür…
*
Şafak operasyonu tartışması…
YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Muğla Milletvekili Gizem Özcan’ın gözaltı yöntemine ilişkin eleştirisi de bu açıdan önem taşıyor. Aynı zamanda hukukçu olan Özcan, uzun yıllar kamu hizmetinde bulunmuş bir ismin ifadeye çağrılması hâlinde çağrıya uyabileceğini belirterek operasyonun yöntemini sorguluyor ve hukuki süreçlerde ölçülüğe dikkat çekiyor.
Elbette dosyanın koşulları bilinmeden bir operasyonun gerekliliği ve yöntemi hakkında kesin hüküm vermek doğru olmaz. Ancak kamuoyunda gözdağı ya da sindirme izlenimi doğuran uygulamaların sorgulanması da demokratik hayatın doğal bir parçasıdır. Çünkü hukuk yalnızca verilen kararın sonucuyla değil, o karara hangi usullerle ulaşıldığıyla da ilgilidir.
Adaletin güven vermesi için soruşturma etkin biçimde yürütülmeli, deliller titizlikle incelenmeli ve kişilerin hakları korunmalıdır. Bunlar birbirine karşıt değil, hukuk devletinin birbirini tamamlayan gerekleridir…
*
Fevzi Topuz’un geçmişi ne söyler ne söylemez? Belediyenin suç duyurusu ne anlama geliyor?
Topuz’a destek verenler, onun yıllar boyunca Milas’a ve Muğla’ya hizmet ettiğini, siyasi görevleri sırasında bölgeyle bağını koruduğunu vurguluyor. Onu tanıyanların kişisel tanıklıkları ve hizmetlerine ilişkin değerlendirmeleri, siyasi geçmişini anlamak bakımından elbette önemlidir.
Ancak geçmişteki hizmetler varsa hukuka aykırı bir eylemi ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde bugün yöneltilen suçlamalar da yılların emeğini ve bir insanın toplumdaki yerini tek başına hükümsüz kılamaz. Bir insanı savunmak, varsa yanlışlarını görmezden gelmek değildir. Hakkındaki iddiaların araştırılmasını istemek de onu peşinen suçlu kabul etmek anlamına gelmez.
O nedenle olması gereken bu ayrımı yapabilen bir toplumsal ve siyasi olgunluktur.
Hukuk ne siyasi yakınlığa göre işlemeli ne de siyasi karşıtlık üzerinden şekillenmelidir. Adalet, kişilere duyulan sempatiye ya da siyasi aidiyete göre değil, delillere ve hukuka göre tecelli etmelidir…
CHP’nin 27. Dönem Muğla Milletvekili Mürsel Alban’ın açıklamasında, belediyenin şüpheli işlemleri yargıya taşıdığı ve soruşturmanın belediyenin suç duyurusu üzerine başlatıldığı belirtiliyor. Bu bilgi, sürecin anlaşılması bakımından önemli. Ancak tek başına herhangi bir kişinin suçlu ya da suçsuz olduğunu kanıtlamaz. Suç duyurusunun kapsamı, hangi işlemlerin bildirildiği, soruşturmanın hangi delillerle genişletildiği ve şüphelilerin bu işlemlerle ilişkisinin ne olduğu, yargılama sürecinde açıklığa kavuşturulması gereken konulardır.
Kamuoyunun beklentisi de bu olmalı: İddiaların üzeri örtülmesin, deliller titizlikle incelensin, kamu kaynaklarının kullanımı aydınlatılsın. Hiç kimse siyasi konumu nedeniyle ayrıcalık görmesin. Ama hiç kimse de siyasi kimliği nedeniyle haksızlığa uğramasın…
*
Dün İmamoğlu için yürüyenler, bugün Milas için ne söylüyor?
Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından Muğla’da CHP İl Başkanlığı önünden adliyeye yürünmesi ve yürüyüş nedeniyle bazı kişilerin ceza alması, hafızalardaki yerini koruyor. O gün verilen mesaj, hukuk, demokrasi ve adil yargılanma hakkının korunması gerektiğiydi.
Yürüyüşün yöntemi ve hukuki sonuçları ayrıca tartışılabilir. Ancak dile getirilen temel ilke açıktı: Gözaltı ve tutuklama, cezalandırma aracına dönüşmemeliydi.
Peki, bugün sabah operasyonuyla gözaltına alınan ve ardından tutuklanan Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz söz konusu olduğunda aynı hassasiyeti ne ölçüde gösterebiliyoruz?
Elbette iki soruşturmanın dosyaları, delilleri ve hukuki koşulları birbirinden farklı olabilir. Birini diğeriyle özdeşleştirmek doğru olmaz. Ancak hukukun temel ilkeleri kişiye, makama ve siyasi konuma göre değişmez.
İmamoğlu için savunulan masumiyet karinesi, Fevzi Topuz için de geçerlidir. Dün adil yargılanma hakkı adına yükseltilen ses, bugün de aynı ilkesel tutarlılıkla duyulmalıydı…
Tabii Başkan Topuz’un gözaltı işlemleri sırasında ve adliyeye sevk edildiği süreçte CHP İl Başkanı Halil Karahan ve CHP il, ilçe yöneticileri ile YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Gizem Özcan, Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız, 27. Dönem Muğla milletvekilleri Süleyman Girgin ve Av. Burak Erbay’ın gece geç saatlere kadar adliyede bulunduğu aktarılıyor.
İmamoğlu için Muğla’da yürüyüşün yapıldığı dönemde CHP İl Başkanı olan, bugün ise YENİ Parti’de bulunan Av. Zekican Balcı da cumartesi günü yaptığı paylaşımda Fevzi Topuz ve ailesinin yanında olduğunu belirterek herkesin kendisini hukuk güvencesi altında hissedeceği bir ülke için mücadeleye devam edeceklerini ifade etti.
Bu açıklamalar, Başkan Topuz’a yönelik hukuki sürecin siyasi çevrelerde de karşılık bulduğunu gösteriyor. Ancak asıl soru, desteğin hangi siyasi isimlere yöneldiğinden çok, savunulan ilkelerin ne ölçüde ortaklaştırılabildiğidir…
Dün İmamoğlu için tepki gösterenlerin bugün Fevzi Topuz Başkan söz konusu olduğunda aynı ölçüde ses çıkarmaması, üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olmalı. Bununla birlikte, herkesin aynı yöntemi kullanmasını beklemek de doğru olmayacaktır.
*
Adaletin terazisi herkesi tartmalı…
Bugün Fevzi Topuz Başkan’a destek verenler onun geçmişteki hizmetlerini ve kişisel ilişkilerini hatırlatıyor. Başka kesimler ise soruşturmadaki iddiaların bütün yönleriyle araştırılmasını istiyor. Başkan Topuz’u ve oğlunu eleştirenler de var. Demokratik bir toplumda bu farklı görüşlerin bulunması doğaldır. Asıl sorun, adalet talebinin siyasi aidiyetlere göre değişmesidir. Kendimize şu soruyu sormalıyız:
Aynı olay başka bir partinin belediye başkanının başına gelseydi, yine aynı ilkeleri savunacak mıydık?
Adalet, yalnızca yakınlarımız için istediğimizde bir hukuk ilkesi olmaktan çıkar, siyasi tercihin aracına dönüşür. Bu nedenle ölçümüz kişiler değil, ilkeler olmalıdır:
İddialar varsa araştırılsın. Deliller ortaya konulsun. Suç sabit görülürse hukuk gereğini yapsın. Ancak yargılama tamamlanmadan hiç kimse mahkûm ilan edilmesin. Tutuklama tedbirinin gerekliliği de her dosyada somut koşullar üzerinden değerlendirilsin.
Milas bugün yalnızca bir belediye başkanının tutuklanmasını konuşmuyor. Kamu gücünün kullanımını, yargının tarafsızlığına duyulan güveni ve hukuk karşısında eşitlik beklentisini de tartışıyor.
Fevzi Topuz Başkan ve diğer şüpheliler hakkındaki iddialar yargı sürecinde aydınlatılmalı. Varsa suç, delilleriyle ortaya konulmalı; suç sabit değilse kişilerin özgürlükleri ve itibarları korunmalı ve bu süreçte ne siyasi destek yargının yerine geçmeli ne de suçlamalar kesinleşmiş hüküm gibi sunulmalıdır.
Unutmayalım: Adalet, yalnızca suç işleyenin cezalandırılması değil, suçsuzun da korunmasıdır. Çünkü adaletin terazisi bir gün yalnızca başkalarını değil, herkesi tartar. Ve o terazinin ayarı, kimin iktidarda olduğuna ya da kimin hangi partiden olduğuna göre değişmemelidir…
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ: Yöneticilik, işleri doğru dürüst yapmaktır. Liderlik ise, doğru olanı yapmaktır. --Stephen Covey