Muğla'nın çam balı yeniden gündemde.

Bu kez mesele yalnızca bir coğrafi işaret değil. Marmaris Ticaret Odası Başkanı S. Mutlu Ayhan'ın Marmaris Çam Balı için Avrupa Birliği Coğrafi İşaret tescil sürecini başlattıklarını açıklaması, yıllardır biriken başka bir tartışmayı da yeniden önümüze koydu:

Muğla'nın çam balı ortak bir değer mi olacak, yoksa ilçeler kendi markalarını büyütürken aynı ürünün içinde birbirleriyle mi yarışacak?

Soruyu ortaya atan isimlerden biri, Muğla arıcılığının yakın tarihinin önemli aktörlerinden Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Başkanı Ziya Şahin… Şahin'in itirazı yalnızca Marmaris'in AB başvurusuna değil. Daha temel bir noktaya dikkat çekiyor. Onun ifadesiyle:

“Marmaris Balı ile Muğla Balı rekabet mi yapacak?”

Ve “Marmaris Balı ile Muğla'nın diğer ilçelerinin balı aynı bal. Hepsi de Muğla'nın bal ormanlarında basralı çamlardan üretiliyor.” diye devam etti.

Bu söz, tartışmanın tam kalbine oturuyor; Aynı orman, aynı Basra, aynı arı... Çam balının hikâyesi ilçelerin sınırlarında başlamıyor. Kızılçam ormanlarında, bal ormanlarında başlıyor. Marchalina hellenica ile devam ediyor. Arıyla tamamlanıyor. Ortaya Türkiye'nin dünya çam balı üretimindeki olağanüstü ağırlığını oluşturan ürün çıkıyor…

*

Dünya çam balı üretiminin yaklaşık yüzde 90'ının Türkiye'den geldiği, Türkiye'deki üretimin büyük bölümünün ise Muğla'da gerçekleştiği belirtiliyor. Yani dünya pazarında zaten olağanüstü güçlü bir konumumuz var.

Peki biz ne yapıyoruz? Aynı coğrafyada üretilen çam balının ilçeler bazında markalaşmasını mı büyütüyoruz? Yoksa bu ortak üretim gücünü Türkiye'nin ve Muğla'nın uluslararası marka değerine mi dönüştürüyoruz?

İşte asıl soru burada. Önce şunu teslim edelim: Marmaris'in kendi ürününü markalaştırmak istemesi başlı başına yanlış bir şey değil. Bir ilçenin kendine özgü üretim kültürünü korumak istemesi anlaşılabilir. Coğrafi işaretin amacı da yöresel ürünleri korumak, standardını belirlemek ve ekonomik değerini artırmak.

Marmaris Çam Balı 2019'da menşe adı olarak tescil edildi. Şimdi Avrupa Birliği'ne uzanan yeni bir adım atılıyor. Bu girişimin hukuki ve ekonomik sonuçları ayrıca tartışılabilir. Ancak gözden kaçırılmaması gereken gerçek şu: Marmaris'in çam balı üretimindeki gücü, Marmaris'in tek başına yarattığı bir ekosistem değil…

Aynı çam ormanları kuşağının içinde Milas, Yatağan, Ula, Menteşe, Köyceğiz, Dalaman, Fethiye, Seydikemer ve daha geniş Muğla coğrafyası bulunuyor…

*

Muğla Çam Balı'nın hikâyesi neden önemli?

Muğla Çam Balı 2018'de menşe adı olarak tescil edildi. Başvuruyu Muğla İli Arı Yetiştiricileri Birliği (MAYBİR) yaptı. Başvurunun arkasındaki isimlerden biri de Ziya Şahin'di. Üstelik Fethiyeli bir arıcı örgütlenmesi lideri olarak… İsterse “Fethiye Çam Balı” diyebilirdi. Demedi. “Muğla Çam Balı” dedi. Çünkü o dönemde mesele bir ilçenin kendi markasını yaratmasından daha büyüktü. Ortada Muğla'nın ortak bir üretim coğrafyası vardı. Bugün Fethiye ve Seydikemer'in de içinde olduğu geniş coğrafi sınır, bu ortak yaklaşımın sonucudur.

Şimdi yıllar sonra aynı ürünün farklı ilçelerde farklı markalar üzerinden uluslararası pazara taşınması gündeme geldiğinde, bu geçmişi hatırlamak gerekiyor. Peki kavga kiminle? Ziya Şahin'in en dikkat çekici cümlesi burada geliyor:

“Biz Muğla olarak sahte çam balı üreticilerine karşı mücadele etmeliyiz.”

Meselenin önemli tarafı da bu; Gerçek rakip Marmaris'teki arıcı mı? Fethiye'deki arıcı mı? Seydikemer'deki üretici mi? Milas'taki balcı mı? Yoksa Muğla'nın gerçek çam balı üreticisinin emeğini değersizleştiren sahte, tağşişli veya kaynağı belirsiz ürünler mi?

Eğer aynı ormanın, aynı üretim mekanizmasının ve aynı bölgesel üretim kültürünün ürünü olan balları birbirimize rakip hale getirirsek, dışarıdaki asıl sorunu gözden kaçırma riskimiz var.

Ziya Şahin'in bir başka eleştirisi de burada önem kazanıyor. Avrupa pazarının ürünü yalnızca ismiyle değil, bilimsel özellikleri ve kanıtlanabilir niteliğiyle sorguladığını söylüyor. Bu nedenle tartışmayı sloganlardan çıkarıp bilimsel zemine taşımamız gerekiyor.

Çam balı konusunda daha fazla AR-GE yapılmalı. Marchalina hellenica daha fazla araştırılmalı. İklim değişikliğinin üretime etkisi ölçülmeli. Yangınların çam balı ekosistemine etkisi bilimsel verilerle ortaya konulmalı. Üretim alanları izlenebilir hale getirilmeli. Kalite kriterleri geliştirilmeli. Taklit ve tağşişle mücadele güçlendirilmeli. Ve üreticinin emeğinin karşılığını almasını sağlayacak bir pazar yapısı oluşturulmalı. Bunlar yapılmadan yalnızca “Avrupa Birliği coğrafi işareti” demenin ne kadar anlamlı olduğu da tartışılmalı. Çünkü Avrupa pazarında güçlü olmak, yalnızca bir tabelayı Avrupa'ya taşımakla mümkün değil. Bilgiyi, standardı ve güveni de ihraç etmek gerekiyor…

*

Muğla'nın elinde zaten çok büyük bir koz var: Dünyadaki çam balı üretiminin yaklaşık yüzde 90'ı Türkiye'den geliyor. Türkiye'nin bu avantajının büyük bölümü ise Muğla'dan geliyor.

Başka bir ifadeyle Muğla, dünya çam balı piyasasında sıradan bir üretim bölgesi değil; ana üretim coğrafyalarından biri.

Peki neden bu gücümüzü daha fazla kullanamıyoruz? Neden dünya çam balı piyasasında “Muğla” ismi çok daha güçlü bir marka olarak karşımıza çıkmıyor? Neden üreticinin emeğini artıracak bilimsel çalışmaların sayısı daha fazla değil? Neden yangınlardan sonra yalnızca “kaç hektar orman yandı?” diye değil, “kaç arıcının üretim döngüsü bozuldu?” diye de konuşmuyoruz? Neden sahte ve tağşişli çam balıyla mücadeleyi ortak bir Muğla meselesi haline getiremiyoruz?

Bunlar cevap bekleyen sorular. Marmaris AB’den Muğla’dan ayrı coğrafi işaret alınca bu soruların anlamı kalmayacak mı?

Marmaris'in AB hamlesini yalnızca bir ayrışma olarak görmek de gerekmiyor. Tam tersine… Bu girişim MUĞLA İLİ için daha büyük bir ortak stratejinin başlangıcı olabilir. Marmaris kendi ürününü Avrupa'ya anlatırken, Muğla'nın tamamı çam balının bilimsel ve ekonomik altyapısını güçlendirebilir. Muğla Çam Balı'nın AB süreci ilerlerken Fethiye'den Seydikemer'e, Köyceğiz'den Milas'a kadar üretim coğrafyasının ortak sorunları masaya yatırılabilir.

Marmaris kendi tescilinin sağladığı avantajı kullanabilir. Muğla'nın diğer ilçeleri de kendi yöresel değerlerini geliştirebilir. Ama bütün bunların üzerinde ortak bir çatı kurulabilir:

Muğla Çam Balı ve Muğla arıcılığı.

Çünkü aynı ormanı paylaşan insanların birbirine rakip olmak yerine ortak sorunlarına ortak çözüm üretmesi, daha büyük bir ekonomik güç yaratabilir….

*

Bu tartışmada başta Ula olmak üzere Milas, Fethiye ve Seydikemer'in de daha yüksek sesle konuşması gerekiyor. Çünkü bu ilçeler Muğla Çam Balı coğrafi işaretinin içinde ve bölgenin önemli çam balı üretim merkezleri arasında.

Üstelik Fethiye ve Seydikemer'in arıcılık potansiyeli yalnızca çam balından ibaret değil. Çiçek balı var. Kekik balı var. Yayla florası var. Maki var. Farklı yükseltilerde değişen bitki örtüsü var. Ortaca'da narenciye balı gibi farklı üretim alanları da bulunuyor. Yani elimizde yalnızca tek bir ürün değil, Muğla'nın eşsiz habitatıyla çeşitliliği yüksek bir arıcılık coğrafyası bulunuyor.

Burada yapılması gereken, “Bizim balımız mı daha iyi, Marmaris'in balı mı?” tartışmasına girmek değil. Daha büyük bir soru sormak:

Ula-Fethiye-Seydikemer-Köyceğiz arıcılığını nasıl dünya ölçeğinde tanınır, güvenilir ve katma değerli bir üretim alanına dönüştürebiliriz?

Çam balını yalnızca kavanozun içindeki ürün olarak görürsek büyük resmi kaçırırız. O kavanozda orman var. Arıcı var. Arı var. Marchalina hellenica var. İklim var. Yangın var. Bilim var. Yüzyıllardır aktarılan üretim kültürü var. Ve bütün bunların üzerinde bir ekonomik gelecek var…

*

Gelinen noktada Marmaris'in Avrupa Birliği hamlesi elbette izlenmeli. Bu bir “seçim vaadi” de olmamalı… Aynı anda Muğla'nın tamamının daha büyük bir soruyu da tartışması gerekiyor:

Marmaris Balı ile Muğla Balı rekabet mi yapacak? Yoksa Muğla'nın bütün arıcıları, birlikleri, ticaret odaları ve üretim bölgeleri asıl sorunlara karşı birlikte mi mücadele edecek?

Ziya Şahin'in sorusu aslında basit:

“Marmaris Balı ile Muğla Balı rekabet mi yapacak?”

Belki de bu sorunun cevabı, önümüzdeki yıllarda Muğla çam balının geleceğini belirleyecek. Çünkü mesele hangi ilçenin adının kavanozun üzerinde daha büyük yazacağı değil. Mesele, o kavanozdaki emeğin dünya pazarında ne kadar değer göreceği. Bunun için birbirimizle değil, asıl sorunlarla mücadele etmemiz gerekiyor. Muğla'nın çam balında artık slogan değil bilim; ayrışma değil ortak strateji, tabela değil gerçek katma değer gerekiyor. Çünkü dünyanın yüzde 90'ına yakınını ürettiğimiz bir üründe hâlâ birbirimize rakip arıyorsak, asıl rakibin kim olduğunu yeniden düşünmenin zamanı gelmiş demektir.

Üstelik “Muğla Çam Balı”nın Avrupa Birliği Coğrafi İşaret tescili için AB'ye Marmaris'ten çok önce başvuru yapılmış ve tescil işlemleri için son noktaya gelinmiş. Şimdi merak ediyorum:

Muğla Ticaret Borsası, Muğla Ticaret ve Sanayi Odası (MUTSO), Muğla Tarım Orman İl Müdürlüğü ile Muğla Büyükşehir Belediyesi bu konuda ne düşünüyor?

Gelin bir “Muğla Çam Balı Nereye Gidiyor?” başlıklı bir çalıştay yapalım…

--------------- ---------------

GÜNÜN SÖZÜ: Bilim, insan zihnini dogmatik düşünceden ve söze sığınan yorumlardan kurtarır. --İvan Pavlov