BirCumartesisabahına uyandım. Gözlerim mahmur, bedenim uykulu. Perdeyi hafifaraladım. Bakışlarım hâkim tepelere kaydı. Güneş doğmak vedoğmamak arasında gidip geliyordu. Bir zaman sonra kararmışbulutları gördüm. Mavi dinginliğin üzerini kaplayan ve gittikçebüyüyen bir haldeydi. O an ruhumun, aklımın bir yerlerinde dekararma oldu. İçimde bir sıkıntı ve büyüyen bir düşünceyumağı vardı. Gökyüzünü kendi haline bırakıp perdeyi yenidenörttüm. Önümde duran koltuğa yığılıp kaldım. Düşünceleringirdabında geçmişe doğru gittim, sonra bugüne geldim.

Türkiye'ninakıbeti konusunda derin düşüncelere daldım. Hayır hayır busiyaset veya bir normal gündem düşüncesi değildi. Aklımdangeçenler bir milletin fikir dünyası ve sanatla ilişkisiydi.Kuruluşundan itibaren söylemlerde, sloganlarda ve projelerde yükseksanat ideali, çok okuyan, çok çalışan bir millet olma hayali hepvardı. Bu söylemlere bir örnek verecek olursak Gazi Mustafa Kemal:

"-Yüksekbir insan toplumu olan Türk Milleti'nin tarihi bir özelliği degüzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir Bunun içindir ki,milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını,doğuştan gelen zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlarsevgisini ve milli birlik duygusunu devamlı olarak ve her türlüvasıta ve önlemlerle besleyerek geliştirmek milli idealimizdir"( 1933 )(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt:II, 1952)Yığılıpkaldığım koltukta bu milli ideali düşündüm.

Müzik:Geçmişten günümüze nice seçkin sanatçılar yetiştirmişmilletin evlatları olarak bugün bulunduğumuz hâl pek üzücüdür.Estetikten yoksun, sürekli bir bağırtı ve gürültü içinde akıpgiden duygudan yoksun ve bir iki cümlenin tekrarı şarkılar nasılda vasat bir halin portresiydi. Müzikten anladığımız arabayıbir yere park edip dört kapıyı birden açarak kimseleriumursamadan son ses dinlemek olmuştu. Oysaki Neşet Ertaş'ımız,Aşık Veysel'imiz, Zeki Müren'imiz, Barış Manço'muz,Muzaffer Sarısözen'imiz ve daha nice adını sayamadıklarımvardı.

Edebiyat:Bir milletin güçlü kalesi olan edebiyat Türk kültüründegeçmişten günümüze güçlü bir damardan gelmektedir. Yunus Emregibi önemli bir ismi yetiştirmiş bu millet şimdi nelere layıkoldu bir bakalım. Kitapevlerine gittiğimizde rafların başköşesini süsleyen edebiyattan yoksun wattpad kitaplarını kapışkapış alanlar olduk. Bu kitapları kutsayıp diğerlerini kitaptansaymaz olduk. Kalemini dünyanın keskin bir virajdan geçtiği budönemde bir derde derman olmak için değil de sadece çok satıppara kazanmak için yazan edebiyatçıların(!) şahidi olduk.Edebiyat diye yoğun cinsellik, ihtiras, aşk, aldatma üçgeninimakbul görenlere mahkûm olduk. Oysaki Yunus Emre'miz, Fuzuli'miz,Ömer Seyfettin'imiz, Halide Edip Adıvar'ımız, Ahmet HamdiTanpınar'ımız ve adını sayamadığım niceleri vardı.

Sinema-Dizi: Milletin değerlerinden uzak şovenist filmlere koşar adımgider olduk. Komedi küfür, dram ise bol ajitasyon ve ağlama ileözdeşleşti. Gayrimilli eserler kıymete bindi. Milli olanlar tukaka oldu. Diziler yalılarda aşk üçgenine boğuldu. Oysaki KurtKanunu, Bizim Aile gibi filmlerimiz Bizim Apartman gibi dizilerimizve adını sayamadıklarım vardı.

Televizyon-Gazete: Her kuşağında laçkalaşmış programlar çoğaldı. İfşa,israfın önü alınamaz oldu. Özel hayatlar çarşaf çarşafekrana doldu. Akşam kuşağını yalı dizileri aldı. Siyasiprogramlar kısır döngüye daldı. Gazeteler magazine boğuldu.Gerçekler birçok gazete için kayboldu. Eskiden gazete okumak içinbir nebze olsun markete koşan toplum iken halk da okumaz oldu.Televizyondaki vasatın seyircisi çok oldu. Oysaki ciddiyeti arayan,millete yol gösteren, köşesinde dertlenen yazarları olantelevizyon ve gazetelerimiz vardı.

Resim-Heykel: Sanat deyince estetiğin en çok arandığı bu iki daldavasatı yakalamak bizim için kolay oldu. Heykel deyince bir kurumveya belediyenin istediği eseri alelade beton sıva ile heykel(!)niyetine diken sanatçılar bu iş nereye varır diye düşünmedi.Biz ise o eserlerden hemen her gün sosyal medyadan veyatelevizyondan haberdar olduk. Resim vasatı bir derinliğe yolalmadan karalanmış bir nesne haline geldi. Restorasyon aslınauygun şekilde değil uydurulmuş şekilde oldu. Gözlerimiz vedoymak isteyen ruhumuz Osman Hamdi'yi arar oldu.

Düşüncedünyasında felsefeci, sosyolog, tarihçi, siyasetçi değil sosyalmedya fenomenlerini dinler olduk. Önemli araştırmalar kıymetsizhale geldi. Bir kenara buruşturulup atıldı. Slogan söylemler,vaveylalar, sükse yapacak cümleler hoşumuza gider oldu. OysakiTürkiye'de basılmış çok kıymetli eserler var, okuyabiliriz.Güzel belgeseller var, izleyebiliriz. Önemli düşünce adamlarıvar, dinleyebiliriz.

Dünyazor zamanlardan geçiyor. Türkiye her zamankinden çok daha fazladiken üstünde. Ülkemizi salt para ve silahla koruyup yüceltemeyiz.Kalem erbabı insanlar yazacak, toplum okuyacak. İyi filmlerçekilecek, toplum izleyecek. Güzel türküler dile gelecek,toplumun ruhu doyacak. Vasatlık ve bizi aşağı çeken durumlarkaramsarlığı artırıyor. Ülke olarak neşter vurmamız gerekenalan vasatlıktır. Entelektüel ruhu milli bir anlayışla bir anönce yukarı çekmemiz gerek.