“Tatil” ne demek ve bu kelime nereden geliyor hiç düşündünüz mü?
Düşünmediyseniz izah edelim.
Arapça “tatil” kelimesinin kökü “ayın, tı ve lam” harfinden oluşuyor. Bu kökten bilinen en yaygın iki kelime “âtıl” ve “atâlet” kelimeleridir ve “işlevsizlik, boş durma” gibi anlamlara gelir. “Tatil” kelimesi de “boş durup normal işini yapmamak” anlamına gelip normal zamanda yapılan işleri yapmamak üzere vakti sadece dinlenmeye ayırmak demeye gelir. Çalışmayıp dinlenmek, okula gitmeyip, dinlenmek…
Bu kadarlık etimoloji yeter…
Şimdi konuya geçelim.
İtiraf edelim, bizim nesil ve öncekiler, “tatil” kavramını ilk defa öğrencilik yıllarında öğrendiler. Önce hafta sonu tatilini öğrendik; sonra “on beş tatil”i… Okul kışın 15 gün kapanır ve adına “Şubat tatili” denirdi ama bizler daha çok “on beş tatil” derdik. “Sömestr tatili” olduğunu ileriki yaşlarda öğrendik. En uzun tatil de elbette “ yaz tatili” idi ve hepimiz yaz tatilini iple çekerdik. Kim ne derse desin, okulu ne kadar çok seversek sevelim (Hepimiz sevmezdik tabii…) yaz tatilini çok severdik. Haaa… Bir de İngilizce kitabımızdaki “Mr. and Mrs. Brown” ailesinden öğrendik tatili. Hani onlar “went to the sea side” yaparlardı ya… İşte oradan öğrendik deniz tatilini… Bir de Hayat Bilgisi kitabında, yaz tatilinde dedesinin köyüne giden Ali ve Ayşe vardı… (O zaman henüz Berkecanlar, İremsular, Gizemler doğmamıştı.) Ali ve Ayşe’den öğrendik yaz tatilini.
Yaz tatilini niye seversek?...
Yazın sadece okul olmazdı. Yani sabah kalkıp yetişilecek dersler, devletin “İlle öğrenmelisin!...” dediği bilgilerin öğretilmesi için soldurulacak sınıflar ve sınavlar yoktu yaz tatilinde.
Bakmayın “tatil” dediğime… Tatilin ne işe yaradığını bilmezdik ki… Bizler ya tarlada-bağda çalışırdık yaz boyu veya bir yerlerde çıraklık yapardık. İnsanların yaz aylarında tatil yaptıklarını ve bunun için başta deniz kenarı olmak üzere bazı yerlere gittiklerini lise yıllarında öğrenecektim. Hele hele tatil yapmak için “tatil köyleri” olduğunu 1974 yılında öğrenecektim ve ilk öğrenip ilk gittiğim yer de Kuşadası’ndaki Fransız Tatil Köyü olmuştu. Tatil kültürüne Fransız Tatil Köyü’nden başlamakla çitayı yüksek tuttuğumu zannedebilirsiniz ama böyle düşünmekle yanılırsınız. Oraya gidişimiz tatil amaçlı değil, Fransızların millî günü için düzenlenen törenlere mehter takımı olarak katılıyorduk. Tatil köyünün Ömer adlı müdürü, millî duyguları güçlü bir arkadaşmış ve Fransızlara Türk kültürünün müzik boyutunu tanıtırken mehter gelmiş aklına. Fransız tatil Köyü’ne o münasebetle gittik ve ben ilk defa denizde o zaman yüzdüm. 1961 eylül ayında İzmir İçmeler’e gitmiş ve deniz kenarında 1 hafta geçirmiştim ama denize şifa amaçlı gitmiştik ve ben orada hiç denize girmedim; sadece orada kaynak suyundan içip bağırsaklarımdaki tenyaları dökmüştüm.
***
Hadi ben bir köy çocuğuydum ve yazları hep çalışmak zorunda idim de o yüzden tatil kültürüm hiç gelişmedi. 42 yıl devlet memurluğu yaptım; yıllık izin kullandığım çok seyrektir. Hele hele son 25 yılda hiç yıllık izin kullanmadım. Milletin hep tatile geldiği Muğla’da yaşıyordum. Ben tatilde nereye gidecektim ki?...
Tatil kültürü bizde yavaş yavaş gelişmekte. Şu anda bile tatili, adam akıllı yaşayamıyoruz. Kısıtlı zamanda hızla dinlenmeye çalışıyoruz. Tatili bile arkamızdan kovalayan birileri varmış gibi yaşıyoruz. Tatil köyleri, yazlık siteler, oteller, pansiyonlar… Hepsi bir kültürden ziyade “hızlı yaşama ortamları”… İnsanlar öyle an geliyor ki “Şu tatil bitse de dinlensek.” durumuna geliyorlar. Üst gelir düzeyindeki insanlar otellerde, tatil köylerinde tatil yaparlarken, orta gelirliler ya zar-zor yaptırdıkları yazlık kooperatif evlerinde veya ucuz pansiyonlarda sözüm ona tatil yapacaklar.
Muğla haftaya tatilcilerin akınına uğramaya başlayacak. Yerli turistlerle beraber yabancı turistler de akın akın gelecek Muğla’ya… Trafik yoğunlaşacak, yollar ve sokaklar dar gelecek… Su ve elektrik yetmeyecek… Bir yandan turizmin gelişmesine sevinirken öbür yandan yaşanan sıkıntılar, işin tuzu biberi olacak…
Her şeye rağmen sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir yaz dönemi diliyorum herkese.