Mustafa Kemal Atatürk,
Cumhuriyetimizi kurmasından sonra,
Ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesinde,
Milli ekonominin temelinin,
‘TARIM’ olduğu belirtmiş olup,
İvedilikle güçlü politikaları uygulayarak,
Tarım ve hayvancılığa önem vermiştir.
Bu bağlamda;
Ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesinde,
Çok önemli kurum ve kuruluşları,
Hayata geçirerek,
Günümüze kadar olumlu yansımalarına neden olmuştur.
Tarım Sektörümüz;
Ülke nüfusunun beslenmesini sağlayıp,
Milli gelire ve istihdama katkı sağlıyor.
Aynı zamanda,
Sanayi sektörünün,
Ham madde ihtiyacını da karşılayarak,
Üretimin önemli bir parçası olmaktadır.
Tarımla ilgili;
Gıda güvencesi içinde,
Üretime ilişki,
Çevresel, ekonomik ve sosyal,
Sürdürülebilirliğin sağlanması gerekir.
Bunun için ‘Tarım Sektörü’ desteklenmelidir.
Ve unutmamalıyız ki
Bir diğer önemli neden de,
Üreticilerin gelir düzeylerinin,
Arttırılmasına ilişkin politikalardır.
Özetlersem,
Tarımı 3 önemli stratejide toplayabilirim.
Gıda güvenliği yani ‘Sağlıklı Gıda’ üretimi,
‘Gıda güvencesi’ yani sürdürülebilirliğin sağlanması,
Ve ‘Gelir Düzeyinin’ arttırılması gibi,
Ana başlıklarda toplayabilirim.
Gelir düzeyinin arttırılması derken,
Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesini anlatmaktayım.
Ülkemizde üretici yanlış tarım politikalarının kurbanı olarak,
Hızla üretimden elini eteğini çekmekte.
Dijital dünyada her olay hızla yayılmakta,
Etkileşim çok yüksek olmakta.
Bu bağlamda zaman zaman,
İçimizi yakan haberlere ulaşmaktayız.
Geçenlerde Akdeniz bölgesinde,
Para kazandırmadığını düşündükleri için,
Limon ağaçlarını,
Tek tek kesmekteydiler.
Son 5 yıldır narenciye dalında kalmakta.
Üretici toplamıyor.
Toplayıp satsa aradaki simsarlar kazanıyor.
Üreticinin kazandığı bir sistemden yok.
Bu yüzden hızla üretimden uzaklaşılmakta.
Çözümü ağaçlarını kesmekte bulmuşlar.
Aynı sorunlar tüm yurt genelinde var.
Küçük üreticiyi doğduğu yerde,
Doyurmak zorundayız.
Eğer ki bunu başarabilirsek,
Köylerden kente göçü de durdurmuş olacağız.
Bir yıkım içindeyiz.
Buna kapitalist yıkım diyebiliriz.
Bu yıkım öylesine güçlü ki,
Hepimizi küresel krizlerin içine attı.
Savaş krizi,
İklim krizi,
Enerji krizi,
Gıda krizi,
Krizde kriz…
Ringde suratına yumruk yiyen boksör gibi,
Krizlerden başımızı kaldıramaz hale geldik.
Artık küçük üretici istenmiyor.
Global şirketler üretsin isteniyor.
Cumhuriyetimizin ilk yıllarında,
Ülkemizde tarımla ilgili hedeflere ulaşılabilmesi için,
Önemli çalışmalar yapılarak,
Tarım ve çiftçiye özel ilgi gösterilmiştir.
Özellikle cumhuriyetimizin ilk 10 yılında,
Devletimizin köylü yanlısı olduğu,
Uygulamalar bilinmektedir.
Köylü milletin efendisidir sözü,
Bu dönemin en önemli olayıdır.
Sonrasında da tarım politikalarında önemli değişim,
24 Ocak 1980 ekonomik kararları ile,
Destekleme alımlı ürünlerinin sayısı azaltılarak,
Çiftçiye vurulan ilk darbeyi oluşturur.
Sonrasında da Hükümetler ve İMF ile,
Yapılan anlaşmalarla,
Tarımın içi oyulmuştur.
Geldiğimiz noktada köylerin boşaltıldığı,
Şehirlere göçün sağlandığı,
Üretimin yok edildiği,
Küçük üreticinin de yok edildiği zamanlardır.
Üretimin global şirketlerin eline,
Altın bir tepside sunulduğu,
Ve ithal ürün dönemi yaşanmaktadır.
Kendine yeten bir ülke iken.
İthalatçı bir ülke konumuna geldik.
Tarımla ilgili yanlış politikalarımızla,
Tarla da kalan ürünler,
Narenciye ağaçlarının köklendiği,
Narenciye ürünlerinin dalında kaldığı dönemlerdeyiz.
İstiyorum ki üreticimiz ürünlerini satabilsin.
Doğduğu yerde üreterek doysun.
Merkezi hükümet bununla ilgili,
Reform nitelikli politikalar üretmiyor.
Yerelde bizlerde ağzımızı açıp,
Göklerden yemek bekleyecek değiliz.
Biz ne yapabiliriz?
Yerel yönetimler olarak.
İlimiz olarak hep birlikte,
Beyin fırtınası yapmak,
Ortaya fikirler çıkarmak zorundayız.
Özellikle kooperatifçiliği desteklemek zorundayız.
Büyük şehir belediyesi olarak,
Tarım konusunda yatırımlar yapmak zorundayız.
Mutlaka sakar altı bölgesinde,
Meyve suyu fabrikası,
Salça fabrikası vb. fabrikalardan kurmalıyız.
Pazarlama konusunda,
Üreticilere kooperatif kurdurup,
Pazarlama konusunda destek olabiliriz.
Üreticiyi ve tüketiciyi desteklemek için,
Ülkemizdeki diğer belediyelerle işbirliği yaparak,
İlimizin narenciye ürünlerimizi pazarlayabiliriz.
Üretimle ilgili,
Ürün pazarlanması konusunda,
Projeler üretmek zorundayız.
Görmekteyiz ki tarımsal üretim,
Adım adım global şirketlerin eline geçmekte.
Aklımızı başımıza devşirmeliyiz.
Bilmekteyiz ki beslenme gelecekte,
Önemli bir sorun olarak karşımıza çıkacak.
Henry Kissinger’in bir sözü var.
Bu sözü tekrar hatırlatayım.
‘Petrolü kontrol edersen,
Ulusları kontrol edersin,
Yiyeceği kontrol edersen,
İnsanları kontrol edersin’ der.
Geleceği özetleyen söz.
Uyanmalıyız.
Ulus devletimizi koruyacağız,
Bayrağımız ve toprak bütünlüğümüz şerefimizdir
Gıdayı kontrol edeceklerin eline de fırsat veremeyiz.
Unutmamalıyız ki,
Tam bağımsızlık için,
Savunma sanayisi kadar,
Tarımsal üretimde eş değerdir.