Rahmetli Remzi Oğuz Arık’ın Coğrafyadan Vatana adlı kitabını lise öğrencisi iken okudum ve orada kuru toprakların vatan olmasındaki arka planları okudum. Rahmetli Arık pek çok şey sayıyor bir toprağın vatan olması için. Bunlardan biri de türkülerdir. Yani o toprak türkülerde işleniyorsa sahiplenilmiş bir coğrafyayı gösterir ve bu coğrafyanın adı da “vatan”dır. Benim daha sonra söylediğim “Vatanımın sınırlarını siyaset değil, türküler belirler”  sözümün arkasında bu birikim yatar. Coğrafya şiire ve edebiyata giriyorsa artık vatan olmuştur.

Sanırım bizim şiirimizde Suriye coğrafyasını sahiplenme ilk defa Yunus Emre şiirinde görünür. Ne diyordu koca Yunus:

                                   Gezdim Urum ile Şam’ı

                                   Yukaru illeri kamu

Yani Şam ve civarı, bizim garip Yunus’un komşu kapısıdır ve lügat ve pasaport almadan gidilebilecek bir yerdir.

14. yüzyılda Yunus’un komşu kapısı olan Halep ve Şam bizim türkülerimizin coğrafyasında sık geçen şehirlerdir. Diyarbakır türküsünü hatırlayalım ve yazıyı okurken Neriman Altındağ Tüfekçi’den dinleyelim  (https://www.youtube.com/watch?si=_xGw8FubGWDpBKe-&v=cWf_OgX5jRQ&feature=youtu.be):

                                   Eğirdim kelep ettim

                                   Şam yolunu Halep ettim

Yunus gibi bu türküyü yakan köylü için de Şam ve Halep istendiği zaman gidilecek “yol edilen” bir şehirdir.

Kervan yolda giderken devedeki beşiğinden düşüp ölen bebeğin “bey babası” da Şam’dan gelmekte değil miydi?

                                   Bebeğin beşiği çamdan

                                   Yuvarlandı düştü damdan

                                   Bey babası gelir Şam’dan

(Bu türküyü, Adile Kurt Karatepe’den dinleyerek devam edin lütfen yazıya: https://www.youtube.com/watch?v=MZ8hjIVq_Dg)

Halep’e uzaklığı 1.157 km olan Muğla Yatağanlı köylü, Halep’in dar yollarını bilecek kadar yakındır ona:

                                   Halep'in yolları dardır geçilmez
                                   Soğuktur suları bir tas içilmez

(Bu türküyü de Makbule Kaya’dan dinleyerek devam edin lütfen yazıya. https://www.youtube.com/watch?v=P0QyDbDzxgI)

Bir başka Güneydoğu türküsünde, Halep beylerin gidip geldiği bir kervan yoludur:

                                   Göründü üç beyler Halep yolunda

                                   Kervanlar geliyor sağda solunda

Halep’e sahip olmayı ve oraların güzelliğinden ayrılmamayı, ayrılınca pişman olunacağını söyleyen şu Antep türküsündeki Halep sevdası, bizden başka kimde olur:

                                   Ben de bilseydim bu Halep'ten gelmezdim

Türkü usullerimizden biri de Barak havasıdır. Bu barak havaları arasında “Halebî (Halep Garibi)” diye bir hava vardır. İnternette Mustafa Kuzuklu’dan dinlemenizi tavsiye ederim.

Halep ve Şam deyimlerimize girecek kadar bizimdir: “Halep orda ise arşın burda” deyimini hatırlamayanımız yoktur. “Ne Şam’ın şekeri, ne Arab’ın yüzü” deyimini de bilmeyenimiz yoktur. Güneydoğu Anadolu bölgemizde sıcak yaz gecelerinde evlerin damına kurulup üzerinde yatılan karyolanın adı “Dımışkı”dır. Dımışk, Şam’ın diğer adıdır. Muğla taraflarında kadınların saçlarını kapatmak ve üstüne bürümcek örttükleri örtünün adı “Şamı”dır.

Lafı uzatmayayım, Şam ve Halep şehirleri ve bu coğrafya Muğla, Manisa, Konya, Bursa, Ankara ve İstanbul kadar; hatta türkülerimize, deyimlerimize ve günlük hayatta kullandığımız bazı eşyalarımıza girecek kadar bizimdir. Çünkü bu Anadolu şehirlerinde henüz yokken Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de idik. Lozan bu toprakları bizden kopardı ve unutturdu ama türkülerimiz, deyimlerimiz ve eşyalarımızda bu coğrafya, hiç kaybetmemişiz gibi yaşamaktadır. Bugün Suriye’de masada olmamızın sebebi bu hafızadır.