Türkiye ile Avrupa arasındaki derin nefret duygusu 1096 - 1272 yılları arasında gerçekleşen Haçlı saldırıları sırasında oluşmuştur.

Haçlı saldırılarını Büyük Selçuklu devleti göğüslemiştir...

Osmanlı Devleti ise 27 yıl sonra 1299 yılında kurulmuştur.

Büyük Selçuklu devletinin ilk başkenti İznik idi.

Büyük Selçuklu devleti çift başlı kartala sahiplenmiş ve bayrağını ona göre şekillendirmiş idi.

Büyük Selçuklu Devleti, üçüncü Roma olmak istiyordu.

Çift başlı kartal "Ben hem doğunun, hem de batının Kayseriyim" anlamına geliyordu.

Batının Türk düşmanlığı bu istekten ve eylemden kaynaklanıyordu.

Bir de 1453 yılında Costatinepolis Türkleri eline geçince Avrupa'da Türk düşmanlığı zirveye çıktı.

1923 yılında Anadolu'da kurulan üçüncü Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti ise, Demokrasiyi kabul ederek bin yıllık Hanedanlık dönemine son verdi.

Bu değişim Avrupa’yı tatmin edemedi ve düşmanlığı devam etti...

Türkiye Cumhuriyeti demokrasisinde, iki parti görüşü arasında demokrasi mücadelesi veriliyor.

Partilerden birisi, muhafazakar parti olan Selçuklu ile Devlet-i Aliye sıcak bakanların partisidir.

İkinci parti ise, Bati yanlısı ve Cumhuriyet ilkelerini benimsemiş laik ve sosyal devletten yana olanların partisidir.

Ülkemizdeki bu iki partinin, kemikleşmiş seçmenleri bulunmaktadır.

İkiye bölünen seçmenler, oylarını asla değiştirmiyorlar.

Bu hal de Demokrasinin çalışmasını zorlaştırıyor.

Demokrasilerde partiler "Biz daha iyisini yaparız" vaadi ile yarışırlar.

Ama öyle olmuyor.

Günümüzde seçmenleri büyük ölçüde etkileyen İsrail'e bağlı yazılı ve görsel medyadır.

Yazılı ve görsel medyayı ele geçiren siyonist güç odakları, demokrasiyi ülkemizde ve dünyada önemli ölçüde etkiliyorlar.

Dünyamız teknolojinin getirdiği imkanlar ile hızla değişiyor.

Medyayı ele geçirenler, kendi istekleri doğrultusunda dünyayı şekillendiriyor...

Utanma, merhamet ve adalet duygularını susturan Siyonizm, acımasızca zenginliği ve gücü ele geçirmeye devam ediyor.

İyi insanlar ise, utanma, merhamet ve adalet duyguları ile hareket ediyor.

Dünya sahnesi böyle şeytan ile meleğin iyi ile kötünün mücadele sahnesine dönüyor.

Gerçeklerin yerine, algılar alıyor, gerçekler sahne arkasına itilmeye çalışılıyor.

Bu oyuna içimizdeki bazı insanlar da yardim ediyorlar.

Bu gidişle bir son verilmelidir.

Aksi halde çok zor günler bizi bekliyor...