Söz seslerden veya harflerden ibaret değil. Söz; anlamı, evveli, ahiri, önemi, muhatabı, düşündürdükleri, çağrıştırdıkları, yeri, zamanı ile kendisine eşlik eden duygu ve eylemlerle bir bütünlük kazanır.
Söz, bir niyet ve irade taşır. Öylesine söylenmiş olsa bile bir etkisi vardır. Kalplere, akıllara, ruhlara, eşyaya, doğaya, canlı cansız her şeye tesiri vardır.
Sözün etkisi için, tesirini artırmak için şunları yapmak gerekir.
1. Dinle!
Söz konusunda en mühim bir mesele; söylemeden, konuşmadan önce dinlemektir. Sözden önce sükût… Bunun içindir ki Kur’an-ı Kerim’de; “Söylenenleri dinleyip de en güzeline uyan kullarımı müjdele! İşte Allah’ın doğru yolu buldurduğu kimseler onlardır, asıl akıl iz‘an sahipleri de onlardır.” (Zümer suresi, 18) buyurulur.
İnsan önce dinlemeli ki sözünün tesiri artsın. Önce dinlemeli ki söylediği maruf ve makulün sınırları içinde kalsın. Tartarak ve muhataba uygun konuşsun. İnsan önce dinlemeli ki sözüne itimat edilsin. Dinlemeli ki sözü istikamet bulsun. Dinlesin ve en güzeline uysun.
2. Samimi ol!
Sözün etki etmesi için önemli konulardan biri de konuşanın samimiyetidir. Çünkü söyleyenin kendisine tesir etmeyen söz, hiç kimseye tesir etmez.
Sözün içtenliği söyleyenin duygu, düşünce ve eylem tutarlılığı sözün etkisini doğrudan etkiler. İçten söylenen sözün öznesi “ben” değil “hakikat”tir. Konusu gerçek, hedefi hakikattir. Onun içindir ki söyleyen sözü kendine yontmaz. Kendi çıkarını, faydasını düşünmez. Bana dönüşü nasıl olur, demez. Maslahat gözetmez. Muhatabın sözden hoşnut olup olmayacağını hesap etmez. Sonucunda dokuz köyden kovulmak da olsa sözünü esirgemez. Çünkü her sözü inanarak söyler.
3. Sözün hakikatli olsun!
Güzel söz, elbette tesiri açısından önemlidir. Ancak öyle bir zaman olur ki sözün sert, net ve caydırıcı olması gerekir. Hakikatin en üst perdeden ifade edilmesi gerekir. Muhtemeldir ki Mehmet Akif, “Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.” derken bunu kastediyordu.
Uyandırmak, farkındalık oluşturmak, sarsmak için bu tonda, tarzda konuşmak gerekir. Üçüncü kişiler açısından bu sertlik hoş karşılamasa da aslında muhatabı açısından pek de nahoş değildir. Kırar ama incitmez. Sarsar ama düşürmez. Bir ok gibi hedefine saplanır ama yaramaz. Yeter ki hakikat olsun.
4. Sözün anlamını bil!
Bilim ispatladı; her sözün bir titreşimi, frekansı, evrende karşılığı, yeri var. Dolayısıyla biz hangi kelimeleri çok kullanıyorsak, etrafımızda öyle bir etki oluşturuyor. Kelimeleri doğru seçmek, olumlu kelimeler kullanmak, olumlu cümleler kurmak… Kelimeleri doğru kullanmak…
Örneğin; “hayırlı günler...” Hayır, evet’in karşıtı… Halbuki burada kullanılması gereken kelime hayır değil hayr… Yani iyilik anlamındaki hayr… Dolayısıyla “hayırlı olsun” yerine “hayrına olsun” demek daha güzel olabilir.
5. Sözün yerini bil!
Her doğru her yerde söylenmez. Yani sözün de bir zamanı vardır. Zamansız, yersiz söz zayi olur. Ulu orta söylenen söz, serseri bir kurşun gibi yanlış kişilere isabet eder; yanlış anlaşılır, umulmadık yaralar açar.
6. Üslubunu bil!
Sözün etkisi; söyleyenin niyeti, dinleyenin ihtiyacı ve kullanılan üslup üçgenindeki bağlam ile doğrudan etkilidir. Üç köşesi muhkem bir söz tesir eder, şifa olur, ruha işler. Anlaşılır, içselleştirir, muhatabını fetheder.
Kur’an-ı Kerim’de; “Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi.” buyuruyor. Atalarımız da “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” demişler.
Özetle; sözün bilen kişi, laf cambazlığı yapmaz. Sözü kandırma aracı olarak kullanılmaz. Çok konuşmaz. Sözü uzatarak değerini düşürmez. “Özetlemek gerekirse…” demez. “Sadede gelelim.” dedirtmez. Konuşma sırasını bilir. Nerede ne konuşacağını bilir. Kime nasıl hitap etmesi gerektiğini bilir.
Yunus Emre ne güzel söylemiş: “Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı / Söz ola ağulu aşı / Bal ile yağ ede bir söz.”
Söz ola!
18.06. 2025