Değerli Dostlarım; her insan doğar, büyür ve sonunda da eceliyle bu fani alemden “ahiret” dediğimiz ebedi aleme göç eder. İnsan hayatı bu üç cümle ile özetlenebilir diyebiliriz. Zamanımızda insan ömrü uzadı diyorlar. En çok doksan yaşına girenlere şahit oluyoruz. Daha önceleri bir takım hastalık ya da salgınlar sebebiyle insan ömrü en fazla ellili, altmışlı yaşlara varmadan sona erdiğini büyüklerimizden duyardık. Onun içindir ki sağlık ve sağlıklı yaşamak son derece önemli bir unsurdur diyebiliriz. Sağlıklı yaşamak nasıl olmalı? Bu sorunun cevabını elbette hekimlerimiz veriyorlar ama işte bu “ama” sözcüğünün ardında yatan birçok sebepler var. Tabii sağlıklı olmak / sağlıklı yaşamak son derece kıymetlidir. Bunu başarabilenler olduğu gibi başaramayanlara da şahit oluruz yaşadığımız bu coğrafyada.
Nasıl sağlıklı olunur? Son zamanlarda, eski adı “Sağlık Ocağı”, yeni adıyla Aile Hekimliği olan bu sağlık kuruluşlarının kapısında bir pankart asılı. Sağlığını kontrol et / Kilonu kontrol et, sağlıklı yaşa anlamında pankart asılıdır. Halk arasında kilolu, şişman olarak isimlendirilen, yeni adına da obez denilen —yeni değil ama yenice keşfedilen— bir hastalıktan söz ediyorlar. Aşırı kilolu ya da aşırı şişmanlara verilen bir ad olsa gerek obez. Arkasından da obezite ile mücadele başlıyor. Halkı bilinçlendirmek adına Sağlık Bakanlığımız böyle bir çalışma içerisine girmiş olmalı. Güzel bir uygulama. Zira herkes mutlaka sağlık ocaklarına ya da hastanelere uğramak zorunluluğundadır günümüzde.
Yaşıtım olanlar bilirler ve yaşamışlardır. İlçem Ula’da önceleri Hükümet Tabipliği adı altında bir sağlık kuruluşumuz var idi. Uzun bir vakit bu şekilde insanlara hizmet edilmeye devam etti bu kuruluşlarda. Eğer bu kuruluşlarda tedavi edilemez ve daha ileri tetkik ve tedavi gerekirse, Hükümet Doktorumuz (bu arada rahmetle analım, uzun yıllar Hükümet Doktoru ve daha sonraları sivil olarak da halka hizmet eden Dr. İsmail Demircioğlu’nu hatırlamamak vefasızlık olur) seni hastaneye şu doktora gönderirdi (kendisi de branş belirler ve gönderirdi). Şu an atıl olarak bekleyen hastanenin yerinde, sarı boyalı eski bir binada hastane hizmetleri veriliyordu o zamanlar. Hele hele poliklinikler ise rezalet derecesinde sıkıntılı bir yer idi. Yaşadık ve unutturmamak gerekiyor ya da ara sıra hatırlamamız gerekmektedir. Zira insanoğlu hemen unutuveriyor. Sonra yenilenerek yeni bina görünümü verilerek yine yıllar boyunca o hastane insanlara hizmet etmeye gayret etti, içindeki personeliyle.
1989 yılının sonuna, 1990 yılının başlarına doğru göz rahatsızlığım olmuştu. O zamanlar devlet hastanesinde çalışanlar dışarıda da kendi polikliniklerinde çalışabilirlerdi. İsmi bizde kalsın, bir göz doktorumuz vardı. Bana dedi ki, “Buralarda eğlenme, İzmir Ege Üniversitesi Hastanesine gitmeniz gerekiyor.” Gecenin saat üçünde ya da üç buçuğunda birkaç otobüs kalkardı, hepsi hasta ya da hasta yakını İzmir’e Ege Üniversitesi Hastanesine yolculuk başlardı. Sabah erken saatlerde müracaat edeceğiniz polikliniğin önünde beklemeye başlar ya da bir çimento kağıdına isminizi yazar ve sırayı takip için ayrıca takipçi olursunuz. Mutlaka sizler de, siz değerli okurlarım da yaşamış, görmüşsünüzdür.
Yıllar yıllar sonra “ Muğla Tıp” adı altında, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi adıyla “üniversite” hastanemiz oldu. Yapıldığı yıllarda hem oturduğu yer hem de büyüklüğü bakımından çokça tenkit edildi. Hâlâ da tenkit edilmeye devam ediyor. Günlük en az on beş bin kişinin girip çıktığı bir devasa yapıdan, devasa binalardan söz ediyoruz. Hani derler ya “insan kaybolacak içinde” o hesap. Hakikaten büyük bir sağlık kurumudur bu hastanemiz. Allah yapanlardan razı olsun, sebep olanlardan, vesile olanlardan ve halen bu devasa hastanede hizmet edenlerden razı olsun. Kıymet bilmek lazımdır. Vefalı olmak lazımdır diye hep düşünmüşümdür.
Kervan yolda düzülür hesabı açılan bu hastanenin elbette eksiklikleri mevcuttur. Zaman içinde mutlaka düzelir ya da düzenlenir. Geçmiş günlerde bazı yolsuzluk ve usulsüzlükler ile de anılsa, Araştırma Hastanemiz hakikaten büyük ve donanımlı bir hastanedir. Yeni yeni haberler de alıyoruz. Yatak sayısı artırılacak, kapasitesi daha da artırılacak diye. Bu günlerde bir rahatsızlığım dolayısıyla sık sık gidip gelmeye başladım. Allah şifamızı versin. Sık sık gidip gelmemden dolayı belki de bir takım trafikle ilgili gördüğüm eksik ve aksaklıkları yazmaya karar verdim. Park sorunu diyeceğim ama bu park sorunu da değil, başka bir şeyden söz etmemiz lazım. Günlük en az on beş bin kişinin gelip gittiği bir sağlık kurumu. Adından da anlaşılacağı üzere aracımızı münasip bir yere ya da “Park Edilir” levhalarının olduğu yerlere park etmemiz gerekir. Ha bu arada hastanenin arka kısmı mı diyeyim, Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin hastane yönünde mi diyeyim, 1200 araçlık bir park yeri düzenlenmiş. Çok teşekkür ediyorum emeği geçenlerden. Levha var: “Tek Yön” diye, levha var: “Otopark” diye. İnsanlar, özellikle ben de dahil olmak üzere, tek yön olan yere doğru aracımızı sürüyoruz. Adından da anlaşılacağı üzere tek yön, gidiş anlamını taşır. Artık o yola girdiyseniz, o yoldan geri dönmeniz imkânsızdır. Aman ya Rabbi. Anlamak mümkün değil. Başka bir şey, başka bir anlatım yapacağım ama terbiyem müsaade etmez. Kişi ya da kişiler bile bile ve göre göre trafiği tıkıyor ve yolu uzun müddet kapatıyorlar. Bu birinci hatamız. Ve düzelmesi bana göre imkânsız gibi görünüyor. Türkçe bir levha var ve okunur biçimde. İkincisi, çift park olayı var. Yola paralel biçimde park etmiş aracın yanına bir park daha etmek olayı. Eğer iki taraflı yapıldıysa, yandı efendim keten helvası; yol ne zaman açılacak belli değil. Demek ki okumuyoruz. Ya da okuduğumuzu görmüyoruz. Derler ya büyüklerimiz: “Bakmak ayrı şey, görmek ayrı şey.” Bir gün çok gelir ama yine de bu ibretlik hadiseleri görmek lazım.
Üçüncü hadise ise içler acısı. Hastaneye giderken levhaları görür ve ona göre hareket edersiniz. “Acil Servis” diye bir levha var. Tabii oraya gidecek bir yol/cadde de var. Acil servis yolu adı üzerinde, acil gider. Acil işi olmayanlar diye bu konuyu biraz açabiliriz. Hangi araçlar acile gider, bellidir. Başta ambulanslar, hasta taşıyan, hasta nakil araçları. Yol o kadar yoğun ki bir aralık bulup maşallah ambulanslar gidip geliyor. Efendim başka bir şey var orada. Acil servis yolu başka bir yola daha bağlanmış!?... Şimdi sıkı durun, bir konuyu izah etmeye çalışacağım. Hastanenin önündeki otoparklardan birisine park etmiş araç sahibi işini bitirmiş ve evine, işyerine dönecek. Önce o park yerlerinden çıkması lazım bir defa. Sonra tek yön olan caddeye girecek ve karınca adımlarıyla ilerlemeye başlayacak. Sebebi var, öndeki araç da park yeri arıyor. Ya da işi bitmiş, bir an evvel evine gidecek. Ne mümkün. Yol kapalı. Bekle, yol açılacak. Hani yukarıda “Acil Servis Yolu/Caddesi var.” dedim ya. O yoldan da hastaneye giriş ve o caddeye bağlı bulunan başka yollara giden kişiler de tek yön olarak kullanılması şart olan caddenin önüne gelip geçmek istiyorlar. Karşı, evet evet, karşı tarafa. Araçlar burun buruna, karşı karşıya kalmış ve birisi “Tek Yön” levhasının bulunduğu cadde üzerinden geliyor, diğeri ise “Acil Servis” girişinden gelerek başka yollara bağlanan yoldan yolu bulmak için geliyor. Haydi bakalım, trafik otoriteleri, bulun çaresini. Yanlış okumuyorsunuz. Ayniyle vaki denilen bir olaydan söz ediyorum. Şimdi söylüyorum. Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin Genç Koop. önünden geçirdiği ve hastaneye bağladığı yol, tam acil caddesine denk gelmiş!?... Hastaneye Genç Yapı Koop. tarafından gelenler de Acil Servis yolunu kullanmak zorunda hastaneye girebilmek için. Dahası da var. Yeni adı Akkaya olan Dirgeme Mahallesi tarafından ulaşım kolay olsun diye açılan yol da Acil Servis yoluna denk gelmiş!?... “Tek Yön” levhasının tarifine uymak zorunludur. Başka hal düşünülemez. Zaten uyulmazsa kargaşa çıkar. Yaklaşık on beş, yirmi günden beri aynı kargaşayı yaşayan birisi olarak ilgililere duyurmak boynumun borcu diyerek bu konuyu yazmak istedim. Belki haddimi aşıyorum.
Tabii bu arada herkes bir değil. Aramızda sinir hastaları var. Trafik canavarları var. “Benim arabam son model, ben ne yaparsam doğru.” diyenler var. Aracı son model olabilir ama aklı mantığı son model mi diye sormak lazım. Saygı, sevgi, tahammül ve sabır kelimeleri sadece lügatlarda kaldığı bir dönem mi yaşıyoruz diye düşünmek zorunda kaldım.
Sabır, tahammül ve saygı. Bu kavramlar hakikaten nerelerde lazım biz insanlara.
Hoşçakalınız. Sağlıcakla kalınız.