Geçen haftaki yazımda insan hayatında sınırların önemi ile kendini bilme-sınırlarını bilme ilişkisine değinmiştim. Bu anlamda adeta bir sınır taşı mesabesindeki değerlerin ve ölçülerin gerekliliğine vurgu yapmıştım.

Şahsiyet/kimlik oluşumu, sosyal ve kurumsal ilişkiler ile sanat, edebiyat ve estetikte ölçünün gerekliliğine vurgu yaparak; yazımı “Bizi ‘biz’ yapan, bizi şekillendiren ve varoluşumuza anlam katan bu sınırlar; dışarıdan/başkaları tarafından dayatılan katı/kısıtlayıcı kurallar değil, aksine özgürleştiren, kendi sularımızda güvenle yüzebilmemizi sağlayan pusulalardır.” şeklinde bitirmiştim.

Bu hafta da sınırların biçimsel yönünün yanı sıra psikolojik etkisi üzerine birkaç kelam edelim.

Burada karşımıza ilk olarak şu sorular çıkıyor.

Sınır koymak; engellemek, sınırlamak, daraltmak, küçültmek değil midir? Sınır koymak, değişimin-gelişimin önünü kesmek değil midir? İnsanı sınırlayan şeyler, aynı zamanda insan için engel değil midir? Ortada birtakım engeller varsa kendini gerçekleştirme idealindeki insan nasıl ilerleyecek?

Sınır koymak; engellemek, sınırlamak, daraltmak, küçültmek değildir. Aksine sınırların ve sınırlılığını farkında olan insan, kendini sınırlayan fanusu kırar ve faniliğinin ötesine geçen düşünceler ve eserler üretir. …

Peki, insan bu kendini gerçekleştirme/aşma gücünü nereden alıyor? Sınırlanan insan, sınırları aşan eserleri nasıl ortaya koyabiliyor?

Aciz, sınırlı, zayıf olduğunun farkına vararak…

Çünkü insan, aciz ve gücü-etkisi sınırlı bir varlık. Enerjisi düşük bir varlık. Aksine hayali engin, gözünü en üste diken bir varlık. İnsan, ölümlü bir varlık. Bugün var, yarın yok. Buna rağmen yarına/öteye dair umutları olan bir varlık.

İşte insan, bu acizliğini ve faniliğini sınırlar/sınırlılıkları sayesinde fark edebiliyor. Acizliği ve sınırlılığı ile yüzleşen insan; böylelikle potansiyelini geliştirme gücünü de fark ediyor. Yani insanın ihtiyaç duyduğu güç, farkındalığı ile ortaya çıkan kendi gücüdür.  

İnsana sınırları hatırlatan birçok uyaran var. Sınırları hatırlatmanın farklı yöntemleri var. Ancak bir şey var ki güçlü bir uyarı için tek başına yeterli: “Sadece bir insanım!”

Gücümüz, etkimiz, yetkimiz, ünvanımız, yerimiz ne olursa olsun sadece bir insanız. “Sadece insan…”

Bu hatırlatma, sahip olduklarının büyüsüne kapılıp kendini unutanlara gerçeği haykıran bir hatırlatma. Bu hatırlatma; zihnini, ruhunu, gönlünü, bedenini her türlü karmaşadan, yorgunluktan, huzursuzluktan, hastalıktan koruyan bir hatırlatma. Bunun içindir ki bu hatırlatmalara kulak veren ve kendini hadsizliğin olumsuz etkilerinden koruyan insan; kendini koruyan, kendime merhamet eden, kendini sağaltan insandır.

Zihnini berraklaştırmak, ruhunu sükûnete kavuşturmak, gönlünü hoş etmek, bedenini sağlıklı tutmak ve insanla-varlıkla-Yaratan’la iyi ilişkiler kurmak isteyen insan; sınırını, sınırlılığını, haddini bilmelidir. İşte bunu bilen insan; sınırları aşıp özgürleşebilir, faniliğini aşıp ölümsüzleşebilir.

Ve’l hâsıl-ı kelam, sınırlar insanı sınırlamaz; insan sınırlar sayesinde kendini aşar.

Unutmayalım ki, sınırsızlığın sonu ise felakete çıkar.

17.09. 2025