Etrafımızdaki insanlara baktığımızda bazılarının sürekli konuştuğunu, kahkaha attığını, yüksek sesle konuştuğunu ya da her sözün peşine takılıp eklemeler-düzeltmeler yaptığını görürüz.

Bazıları da sessizdir, konuştuğunda kısa cümlelerle konuşur. Suskunluğu, konuşmasından çok daha uzundur. Düşünceli, sakin ve durgun halleriyle dikkat çekerler.

Onların bu haline ve görünüşüne bakarak birinci gruptaki insanların mutlu, ikinci gruptaki insanların ise mutsuz olduğu söylenebilir miyiz?

Birinci grubu mutluluğun ve coşkunun kendine çeken gücüne teslim olanlar, ikinci grubu ise hüzne ve yenilgiye teslim olanlar olarak tanımlayabilir miyiz?

Hangi tavır insanın doğasını daha uygun?

Şu bir gerçek ki gürültülü olan, abartılı olan ve hızlı hareket eden her şey; insan doğasına aykırı izler taşıyor.

Gürültülü konuşmak, gürültülü sevinmek, gürültülü üzülmek, gürültülü eğlenmek... Kahkaha atmak, çığlık atmak, bağırarak konuşmak...

Sessizlik ve sükûnet, insan doğasına daha uygun. “Söz gümüşse, sükût altındır.” atasözü, galiba bunu hatırlatıyor bize. Dinginlik, insanın ruhunu besleyen bir durum. Bunun içindir ki sessizlik deyince zihnimizdeki çağrışımlar da bir o kadar değerli ve bizden yana.

Örneğin; tebessüm, sessizcedir ve bu haliyle kahkahaya nazaran daha doğaldır. Tebessüm, gülmeye nazaran daha bizden yanadır. Tebessüm; ince gülüş, hafiften gülümsemek… Çok aşikâr etmeden, fark ettirmeden, yüzüyle ve gözleriyle gülmek daha sevilesidir.

Örneğin; hüzün sessizcedir ve bu haliyle feryat figana nazaran daha doğaldır. Hüzün, ıstırap ve acıya nazaran daha bizden yanadır. Bizi daha çok kendine çeken ve böylelikle iç alemin değirmeninde un ufak edilen sessiz hüzünler daha yaşanılasıdır.

Örneğin; mahcubiyet sessizcedir. Sessiz bir mahcubiyet; yüzsüzlüğe göre daha bizden yanadır. Yanılgıların, acizliklerin, keşke’lerin sessizliğin fırınında pişirilip mahcubiyetle erdeme dönüştüğü anlar daha insancadır.

Örneğin; pişmanlık sessizcedir. Sessiz bir pişmanlık; umursamazlığa, vurdumduymazlığa, aymazlığa göre daha bizden yanadır. Hataların, aldatmaların, aldanmaların sessizliğin fırınında pişirilip pişmanlıkla erdeme dönüştüğü anlar daha insancadır.

Örneğin; dostun uyarısı/tavsiyesi sessizcedir. Dost uyarısı, dost hatırlatması, dost tavsiyesi söz konusu olduğunda; sessiz bir bakış, usulce söylenen birkaç kelam bizden yanadır. Üzmediği, mahcup etmediği, kırmadığı, yaralamadığı, aşikâr etmediği için daha tutulasıdır.

Örneğin; sabır sessizcedir. İçimiz bağıra bağıra ağlarken dışımızın sessizce mücadelesidir sabır. Ve her şeye rağmen tahammül ve sessizce mücadele etmek daha bizden yanadır. Sevincin anahtarını, sıkıntıların bertarafını, ferahlığın esintisini sessizce beklemek daha insancadır.

Psikoterapi söz konusu olduğunda sessizlik ne ifade eder, sessizlik bir manipülasyon yöntemi olabilir mi sorularının cevabını alanın uzmanlarına bırakarak ve ses çıkarılması gereken yerde suskun kalanları vicdanlara havale ederek sessizlik hakkında şunu söyleyebilirim:

Her ne kadar Descartes’in “İnsan, konuşan hayvandır.” tanımı önümüzde dursa da insanın konuşabilmesi ancak bilmesiyle mümkündür. “Bilmek” ise daha çok içsel süreçlerin devrede olmasıyla mümkündür. İnsanın içi ve içtenliği de büyük oranda sessizlikten beslenmektedir. Çünkü sessizlik öğreticidir.  

Bunun içindir ki sessizlik, içimizde olana daha yakındır ve gürültüye nazaran yakınımızda olana daha sevimlidir. Sessizlik yakınlaştırıcıdır. Sesli olanın yıkıcılığına karşın sessizlik tamir edicidir.

Sessizlik, bir bakıma kendi yaşamını gözetmek için inzivaya çekilmektir. Kısa ve tükenmeye yazgılı zamanda ara sıra kenara çekilip kendini dinlemek, derin bir nefes almak ve dinlenmektir.

Sessizlik; duyanlar için en güzel ses, gece uyanık kalabilenler için en güzel anlardır.

20.12.2023