Ceptelefonum 24 saat açıktır. İnternet bağlantım hep aktiftir. Cep telefonukullanmaya başladığım ilk günden itibaren bir kez bile telefonu kapatıpyatmadım. Zorunlu/gerekli haller dışında telefonu sessize alıp bir kenara çekilmedim.Saatin kaç olduğuna bakmaksızın gelen hiçbir aramayı "Bu saatte insan mıaranır!" deyip cevapsız bırakmadım.

Yaniher an ulaşılabilir durumdayım. Ancak bu yaptığım doğru bir şey mi, yoksayanlış mı çok emin değilim.

Belkidaha genç yaşlarda insanın bu soruyu kendisine sorması ya da bu soruya sağlıklıbir cevap bulabilmesi çok zor. Ancak 40'lı yaşlarla birlikte insan, kendikendine birtakım sorular sormaya başlıyor.

"Heran ulaşılabilir olmak iyi bir şey mi?"

Heryerde ve günün her anında ulaşılabilir olmak, her an çalan bir alarmlaaraçlarına binmeye hazır bekleyen itfaiyeciler gibi olmak...

İşteo hazır ve nazır olma hali, her an çalabilecek telefon sesine, mesaj sesineodaklanma hali; sanki kendimizle baş başa kalmamızı engelliyor.

Kendimizlebaş başa kalmayı engelleyen her ses, derinleşmeyi ve iç alemimizinolgunlaşmasını da engelliyor. Ruhsal olarak dağılmamıza neden oluyor.

Kendimizlebaş başa kalamayınca da kendini ve sessizliği dinlemek, iç sesine kulak vermek,vicdan terazisine çıkmak ve demlenmek de pek mümkün olmuyor çünkü gürültü bunaengel oluyor.

Olaki kendimizi zorladık ve telefonu tamamen kapattık ya da sessiz konuma aldık.Yine kurtulamıyoruz, aklımız orada kalıyor. Bu da modern zamanların insana birhediyesi: Zihinsel dağınıklık ve ruhsal sığlaşma...

Zihinseldağınıklık bizi sürekli meşgul ediyor, iç sesimizi duymamızı engelliyor. Budağınıklık da bizi ruhsal sığlaşmaya götürüyor.

Duyguve düşüncelerin giderek basitleşmesi, sessizleşmesi, silikleşmesi ile ortayaçıkan sığlaşma iç sesimizi de kesiyor.

İçsesimizi duyamadığımız zaman ise başkalarının sesini duyamıyoruz. Allah'ınsesini hiç duyamıyoruz.

İnsan,zaman zaman kendisini tüm dış seslere kapatmalı. Kapanmalı... Bir odaya çekilipya da sakin bir yere kendisini atıp birkaç gün geçirebilmeli. Sırt üstü toprağayatıp yıldızları seyredebilmeli saatlerce...

Bizehaz veren, hoş gelen, olmazsa olmaz dediğimiz şeyleri bir kenara bırakıp az birperhiz edebilmeli.

Yetişmekiçin, duymak için, hissetmek için durup dinlenmeli....

Yanikısa molalar verip baltasını bilemeli.

Yarışmabu ya! "Kim daha çok ağaç kesecek?" diye bir yarışma yapılmış. Yarışmayakatılan oduncular, ormanda sabahtan akşama kadar hiç durmadan ağaç kesmiş.Akşam olunca kesilen ağaçlar sayılıp en çok ağaç kesen oduncu birinci ilanedilmiş.

İkinciolan oduncu; "Bu mümkün değil!" diye itiraz etmiş. Yetkililer sebebini soruncada "Ben hiç durmadan ağaç keserken o birkaç kez mola verdi. Nasıl olur dabenden daha çok ağaç keser? Bu mümkün değil! Bir yanlışlık olmalı." demiş.

Herkesbirinci olan oduncuya dönmüş. Onun söyledikleriyle de tüm sorular cevabınıbulmuş:

"Doğrusöylüyor! O hiç ara vermeden ağaç keserken ben birkaç kez ara verdim. Ancak benverdiğim o aralarda baltamı biliyordum!"

İştebaşarıyı arayan insanlar; her fırsatta kendini yenilemeye, yeniden öğrenmeye,gelecek için yatırım yapmaya yani baltasını bilemeye vakit ayırmalı.

Unutmayalımki ruhumuzun ihtiyaçlarını göz ardı edersek mekanikleşmekten kurtulamıyoruz.

İçsesimizi sessize alırsak bir süre sonra gelen aramalara cevap vermeye mecalimizkalmayacak. Ara sıra dış sesleri sessize almakta yarar var. Ara sıra sessizmoda geçmek lazım.

04.01.2023