Günümüzde bazı şehirler kendi kültürel hareketliliklerini doğuracak kadar zenginliğe ulaştılar, bireysel veya gruplar halinde organize edilen ve zaman zaman, sivil toplum kuruluşları ve belediyeler tarafından desteklenen organizasyonlarla bazı şehirler “taşralılık havası”ndan kurtulup büyük merkez havasında kültür ve sanat olaylarına sahne oluyor. Bunlardan birisi de 3-7 Ekim tarihleri arasında Muğla- Menteşe’de gerçekleşen 32. Muğla Kültür ve Sanat Şenliği esnasında gerçekleştirilen birkaç etkinlik idi. Bu tür şenlikler dana çok bir  “festival/karnaval” havasında geçer ama arasına kültür ve sanat faaliyetleri de serpiştirilerek bir nitelik kazandırılmaya çalışılır. Menteşe’de de öyle oldu. Benim takip edebildiğim yerel yazarların kitaplarını imzalamaları ve 7 Ekim günü resim sergisi açıldı. 

Kitap imzalama konusuna pek girmeyeyim. Bu konuda henüz bir mesafe katedilmiş değil. Konu bana iletildiğinde, her yıl bir mesafe katetmek amacıyla etkinlikte yer alacağımı söyledim ve birkaç da arkadaş tavsiye ettim. Etkinliğe 50’ye yakın yazarın karılmış olması beni sevindirdi. “Ha!..” deyince 50 civarında yazarın çıkması, bir şehir için çok önemlidir. Kitap imza etkinliği ile ilgili olarak değerli yazarımız Turgay Delibalta Muğla Yenigün’deki köşesinde bir değerlendirme yazısı yazdığı için bu konuya girmeden resim sergisine getirelim sözü…

Muğla Resim Çalışanları Grubu, Muğla Büyük Şehir Belediyesi, MUSANDER ve LABRİS Düşünce Platformu’nun desteğiyle “YANI BAŞIMIZDAKİ CENNET: KARABAĞLAR RESİM SERGİSİ” gerçekleştirdi. Türkan Saylan Çağdaş Yaşam Merkezi Alt Fuayesinde 7 Ekim günü açılan sergi, 16 Ekim’e kadar açık kalacak. Sergi açılışında Çağdaş Yaşam Merkezi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Olcay Işlakça ve MUSANDER Başkanı Saadettin Özbek, birer konuşma yaparak Karabaylar Yaylası’nın Muğla için önemine ve bu resim sergisi ile bu güzelliğin resim sanatı ile anlatılmasına ışık tutulduğunu dile getirip katılan ressamlara teşekkür ettiler.

Adından da anlaşılacağı üzere, sergide yer alan tablolar, Karabağlar Yaylası’nın güzelliklerini yansıtmak üzere eline fırça alan resim sanatçılarının eserleri. Yaylanın genellikle irimleri, bitki örtüsü, genel kompozisyonu, değişik mevsimler itibariyle resmedilmiş. Büyük bir kısmı gerçekçi ve natürel yansıtmacı algılama ile tuvale aktarılan yayla sahneleri, tuval sınırlılığında daha da şiirleşmiş; bir kısım tabloda da sembolik bir resim dili kullanılarak yaylaya farklı bir yorum katılmıştır.

Sergide 20 sanatçının eseri var. 19 resim sanatçısı ve 1 de ahşap unsurlar işleme sanatçısının  eserlerinden oluşan toplam 55 eserin bir arada olduğu sergide, İlhan Sözbilir’in yayladaki ağaçların kurumuş kök ve dallarından oluşan sergisi, yayladaki hayatın sürekliliğine vurgu yapması açısından önemli. Aysın Atalan Sözbilir’in 10 resminde de yayla yer alır. A. Sözbilir, gerçekçilikle geometrik düzenlemelerin kesiştiği ve bunların yayla zenginliğini temsil ettiği resimlerle çıkar karşımıza. Birkaç resminde, kompozisyonu çerçeveye taşırması, bana Herat ekolü minyatürlerde resmin sınırlarından taşan çınar ağaçları kompozisyonunu hatırlattı. Sıdıka Aksoy’un suluboya yayla evi resmindeki renk ve ışık kompozisyonu ile beraber ressamını not etmediğim üsüm bağı tablosundaki sabah güneşi yansıması harika. Çocukluğum ve gençliğim üzüm bağında geçtiği için, sabah erkenden üzüm kesmeye gitmenin güzelliğini yaşadım o tabloda.

Yazıma başlık olan “keçenin çiçek hâli” tabloları benim için çok ilginçti. Tülay Kıntak Kozak’ın 3 tablosunda keçe kullanılmış. Tülay hanım, kiraz çiçeklerini stilize ettiği tabloda, keçeyi, üç boyutlu resim anlayışı ile başarılı bir şekilde kullanmış. Keza Horoz resminde de horızun türlerindeki ayrıntıyı 3 boyütlu bir şekilde yansıtması: bunun yanında çiçekleri ve salyangozu resmetmesi, yayla zenginliğinin tuvallerde yer alması açısında muhteşem olmuş. Ben keçe kültürünü de yakından bilen bir Yörük olduğum için, keçenin yere sermek üzere yapıldığını; çobanların kepenek olarak kullandıklarını bilirdim ve ayrıca Prof. Dr. Peter İhsan Andrews’un vaktiyle Topkapı Sarayı Müzesinde düzenlediği keçe sergisinde keçenin ipek gibi işlendiğini görmüştüm ama üç boyutlu resimde kullanılabileceğini hiç düşünmemiştim; Tülay hanımın böyle bir anlayışla keçe kültürümüzün de gelişmesine katkıda bulunduğunu görmüş oldum.

Sergideki bütün eserle ayrı ayrı yazılmaya değer ama bir gazete yazısı buna müsait değil elbette. Biz, sergiye katılan ressamların adlarını buraya yazarak kendilerine teşekkür etmiş olalım. Sergide Tülay Kıntak Kozak, Coşkun Dere, Ülkü Taşkın, Dursiye Şener, Aylin Şener, Nevin Şahman,  Aysın Atalan Sözbilir, Merve Pahlivan, Nurcihan Avcı, Ayten Taşpınar, Özgül Parla, Başak Korkut, Berrin Durna, İlhan Sözbilir, Neriman Yeter, Sıdıka Aksoy, İkbal Köse, Ümit Hatiboğlu, Gülnur Efendioğlu ve Aslı Demircan’ın eserleri yer aldı.

Ressamlarımıza ve destekleyip serginin gerçekleşmesini sağlayanlara ne kadar teşekkür etsek azdır.