Halk geçim derdinde,

Siyaset koltuk derdinde.

Halk debeleniyor,

Siyaset sükse peşinde.

Türkiye’nin en büyük meselesi,

Yalnızca hayat pahalılığı değildir.

Asıl mesele,

Vatandaşın emeği ile kurduğu hayatın,

Her geçen gün zorlaşması.

Her geçen gün fakirleşmesi.

Her geçen gün doğduğuna pişman olmasıdır.

Siyasetin bu gerçeğe ne kadar kulak verdiği bir muammadır.

Pazara çıkan vatandaş elindeki parasıyla,

Filesini dolduramıyor.

Çiftçi ürettiğinin karşılığını alamıyor,

Ürünlerini satamıyor.

Elma dalında kaldı.

Limon para etmedi.

Mandalina aynı durumda.

Fındık dipte.

Zeytin keza öyle.

Üzüm üreticisinin gözleri yaşlı.

Üretilen her ürün el kaldı.

Bir sorun var.

Bu sorun nedir?

Dedikya vatandaş filesini dolduramıyor.

Ürünler tarlada bahçede dalda kaldı.

Ziyan üstüne ziyan.

Bunlar milli servet.

Üretici para kazanamıyor.

Tüketici filesini pazarda dolduramıyor.

Üretici satamıyor,

Tüketicide ucuza ürün alamıyor.

Bir yerde bir yanlışlık var.

Bütün bunlar yaşanırken,

Tarım Bakanlığı nerede?

Devlet neden çözüm üretemiyor?

İmkanlar kimin refahı için kullanılıyor?

Birileri zenginleşiyor.

Toplum fakirleşiyor.

Kocaman bir sorun var.

Ekonomi yalnızca rakamlardan,

Faiz oranlarından ve büyüme tablolarından ibaret değildir.

Ekonomi bir annenin çocuğuna istediği gıdayı alabilmesi,

Bir babanın çocuğuna harçlık verebilmesidir.

Bir emeklinin ay sonunu düşünmeden yaşayabilmesi,

Bir çiftçinin de tarlasını ekip dikebileceğini bilmesidir.

Siyasetin başarısı açıklanan rakamlarda değil,

Halkın refahında ölçülür.

Halk mutlumu?

Karnı tok mu?

Anne çocuğunun ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabiliyorsa,

Tenceresi kaynıyorsa,

Siyaset başarılıdır.

Siyasetin amacı halkına refah sunmak değil midir?

Siyaset mesleği,

Zenginleşme kapısı değildir.

Bizde hırsızlık mesleğine dönüşmüş durumda.

Nasıl temizlenir bilmiyoruz.

Her yıl bütçe tartışmaları oluyor.

Ancak bütçe dediğimiz şey,

Yalnızca devletin gelir ve gider cetveli değildir.

Aynı zamanda bu ülkenin vicdan haritasıdır.

Kaynakların nereye ayrıldığı,

Hangi sorunları çözmeye yönelik olduğu,

Hangi sorunların ertelendiği gibi,

Yönetim anlayışını ortaya koyar.

Eğitime,

Sağlığa,

Tarıma,

Adalete,

Üretime ayrılan kaynaklar,

Toplumun geleceğine yapılan yatırımdır.

Kamu kaynaklarının kullanımında ise,

Şeffaflık,

Hesap verilebilirlik,

Ve eşitlik ilkesi vazgeçilemez olmalıdır.

Siyasetçinin görevi halktan oy aldıktan sonra,

Halkın sesini unutmak değildir.

Makamlar geçicidir.

Kamu görevi ise ağır bir sorumluluktur.

Kamuda adaletli olmak önemli.

Siyaset zengini daha zengin yaparken,

Orta sınıfı fakirleştirirse,

Burada bir sorun vardır demektir.

Neden bu sorunlar gözükmüyor ?

Bizlerde sorunları göz önüne sermek için eleştirebiliriz.

Eleştirebilmek demokratik haktır.

Hiç kimse seçilmiş olmayı,

Eleştiriden muaf olmak şeklinde yorumlayamaz.

Ve seçildiysen,

Hesapta da verecektir.

Bugün ülkemizin ihtiyacı,

Birbirine hakaret eden siyasetçiler değil;

Ülkenin geleceği için çalışan siyasetçilere ihtiyaç vardır.

Artık kişilerin değil,

İlkelerin konuşulması gerekiyor.

Liyakat istiyoruz.

Adalet istiyoruz.

Üreten çiftçinin korunmasını,

Emeğin karşılığını bulmasını,

Gençlerin umutlarını bu ülkede kurmasını istiyoruz.

Kamu kaynaklarının hesabının verilmesini istiyoruz.

Hukuk karşısında herkesin eşit olmasını istiyoruz.

Bunlar bir kesimin ayrıcalık talepleri değil,

Eşit yurttaş olmanın doğal haklarıdır.

Unutmamalıyız kibir ülkenin gerçek gücü,

Yalnızca sahip olduğu servette değil.

O servetin adil biçimde nasıl yönetildiğindedir.

Görüyoruz ki ülkemiz kara para ülkesi olmuş.

Devleti soyan soyana.

Ve günün sonunda sorulması gereken soru şudur.

Ülkeyi yönetmek için mi siyaset yapıyoruz,

Yoksa siyasetin sağladığı imkanlardan yararlanmak için mi?

Bu sorunun cevabı Türkiye’nin yarınını belirleyecek.