Değerli okuyucularım,

Muğla’da kaç emlakçı var bilmiyorum.

Resmî sayısını bulabiliriz. Ama gayriresmî sayısını TÜİK bile bulamaz.

Çünkü Muğla’da emlakçılık bir meslek olmaktan çıkmış, neredeyse halk eğitimi faaliyetine dönüşmüş durumda.

Öğretmensinizdir, emlak konuşursunuz.

Doktorsunuzdur, emlak konuşursunuz.

Esnafsınızdır, emlak konuşursunuz.

Emeklisinizdir, daha çok emlak konuşursunuz.

Akademisyensinizdir… İş biraz değişir. Makaleden çok parsel, atıftan çok dönüm takip edenine rastlarsınız. Google Scholar’a baktığı kadar Tapu ve Kadastro Parsel Sorgulama’ya bakan vardır.

“Hocam yeni bir çalışma var mı?”

“Var.”

Heyecanlanırsınız. Meğer Yerkesik tarafında üç dönüm tarla bakıyormuş.

Üniversitede doçentlik kriterleri zor olabilir ama Muğla’da başka bir akademik yükselme sistemi vardır: Tarla alırken doçent, imar gelince profesör.

Hele bir masada dört kişi oturuyorsa beş dakika içinde konu mutlaka arsaya gelir:

“Şuralar n’oldu gari?”

“Oralar değerlenipduru len!”

“Nereden biliyon?”

“Duyduk deyveriyoz ya…”

Kimden? Onu kimse bilmez.

Zaten Muğla’da gayrimenkul piyasasının Bloomberg terminali yoktur; berber koltuğu vardır. Bir çay, bir tıraş…

“Arkideş, Akçaova tarafını kapatıpdurlar, imar gelivercekmiş!” derken önümüzdeki on yılın şehir planlamasını öğrenirsiniz.

Ama sadece berber koltuğuyla olmaz. Bir de bağlantılar vardır. Muğla’da gayrimenkul yatırımında üç şey önemlidir: Konum, para, bağlantı. Gerçi doğru bağlantınız varsa ilk ikisi zamanla halloluyor.

Herkesin mutlaka “bir tanıdığı” vardır. Belediyede bir tanıdık, tapuda bir tanıdık, haritacı bir arkadaş, müteahhit bir enişte, emlakçı bir bacanak, meclisten bir arkadaşın arkadaşı…

Bir de kim olduğunu asla öğrenemediğimiz efsanevi kişi vardır: “İçeriden biri.”

“Nereden duydun?”

“Sağlam yerden gari, hiç ses etme.”

Neresi sağlam yer? Söylenmez. Çünkü Muğla gayrimenkul piyasasında kaynak gizliliği gazetecilikten daha sıkı uygulanır.

Sonra o meşhur cümle gelir: “Bak bunu kimseye deyverme, aramızda kalsın.”

Muğla’da bu cümle söylendiği anda bilirsiniz ki bilgi yaklaşık üç bin kişiye ulaşmıştır.

Sonrası zaten hep tesadüf…

Dün dönüp bakılmayan tarla bugün el değiştiriyor; tesadüf.

Alan kişi nedense tam zamanında alıyor; tesadüf.

Bir zaman geçiyor, o koskoca tarla birden dört parçaya bölünebilir hâle geliyor; tesadüf.

Ardından bölgenin adı yol konuşmalarında geçmeye başlıyor ve imar söylentisi çıkıyor; yine tesadüf.

Fiyat mı? O artık tesadüf değil. Roket.

İlginç olan şu: Bu tesadüflerin sırası pek şaşmıyor. Önce bazıları alıyor. Sonra bazı şeyler konuşuluyor. Sonra fiyat yükseliyor. Sonra da biz öğreniyoruz.

Demek ki bizim problemimiz yatırım yapmayı bilmemek değil; haberleri biraz geç alıyoruz.

Ben marketten karpuz seçerken kötüsünü alıyorum. Karabağlar Yaylası’nda bir tarla aldım, meğerse yolu yok; uçarak geçiyorum. :) Adam dağın yamacından tarla alıyor, birkaç yıl sonra memleket onun arkasından geliyor. Sonra bize anlatılıyor: “İleri görüşlü adam.”

Olabilir. Kimsenin ileri görüşüne laf etmem. Ama bazı arkadaşların görüşü o kadar ileri ki bizim gözümüzün henüz görmediği planları bile görüyor. İnsan kırk yıl yaşıyor, hayatında bu kadar güzel tesadüf arka arkaya gelmiyor. Tarlaya geliyor.

Sonra bu iş tarlada da kalmıyor.

Tarla uçuyor, arsa uçuyor, ev uçuyor, kira uçuyor…

Muğla’da uçmayan tek şey: Maaş.

Eskiden genç bir öğretmen, memur, hemşire ya da akademisyen Muğla’ya tayini çıktığında seviniyordu. Şimdi önce internete girip kiralara bakıyor. Sonra tayin sonucuna bir daha bakıyor: “Acaba yanlış mı okudum?”

Öğrenci üniversiteyi kazanıyor, aile seviniyor. Sonra Muğla’daki kiraları görüyorlar. Bu kez çocuk ailesini teselli ediyor: “Baba üzülme, başka yer de kazanabilirdim.”

Ama burada küçük bir problemimiz daha var. Hepimiz evlerin ve kiraların pahalı olduğundan şikayet ediyoruz:

“Bu fiyatlar normal değil.”

“Gençler nasıl ev alacak?”

“Öğrenci bu kirayı nasıl ödeyecek?”

“Bir memur bu şehirde nasıl yaşayacak?”

Haklıyız da. Sonra biri bizim evin fiyatını soruyor:

“Seninki en az sekiz eder gari!”

Yüzümüzde belli belirsiz bir tebessüm… “Sekiz mi? Yan daire dokuz buçuk isteyipduru!”

İşte o anda bütün ekonomik analizimiz değişiyor. Demek ki Muğla’da konut fiyatlarının yüksekliği kötü bir şey; ev başkasınınsa.

Kendi evimizin değeri artınca onun adı hayat pahalılığı olmuyor: “Yatırımımız değerlendi.”

Galiba biraz ikiyüzlüyüz. Kiralar yükselince kızıyoruz, kiraya verecek evimiz varsa “Piyasa böyle gari, n'edebim?” diyoruz. Arsa pahalanınca söyleniyoruz, arsamız pahalanınca “Buralar zaten değerlenecekti” diyoruz.

İmar rantına karşıyız. Bizim tarlanın yakınına imar gelirse… O konuda henüz kesin bir kanaatimiz yok.

Şehir pahalılaştıkça öfkeleniyoruz. Ama tapuda bizim adımız yazıyorsa öfkemizin şiddeti biraz azalıyor. Kısacası Muğla’da herkes konut krizine karşı; kendi konutu hariç.

Ben matematik öğretmeniyim. Olasılık hesabından biraz anlarım. Ama Muğla’daki bazı tesadüfleri hesaplamaya benim matematiğim yetmiyor. Bir ara öğrencilere olasılık sorusu olarak sormayı düşündüm:

“Bir kişinin aldığı tarlanın kısa süre sonra bölünebilmesi, ardından çevresinde yol ve imar söylentilerinin başlaması olaylarının birbirinden bağımsız olduğu kabul edilirse…”

Devamını getiremedim. Çünkü soru MEB müfredatını aşıyor.

Bir de meşhur cümlemiz vardır: “Abi, toprak kaybettirmez.”

Doğru. Özellikle toprağın gelecekte başına ne geleceğini topraktan önce biliyorsanız hiç kaybettirmez.

Ben yarın Muğla’da yağmur yağıp yağmayacağını meteorolojiden öğreniyorum. Adam beş yıl sonra hangi tarlanın değerleneceğini biliyor.

Sonra oturup şehircilik üzerine konuşuyoruz. Planlı kentleşme, şeffaflık, kamu yararı, çevre, doğa, Muğla’nın geleceği… Hepsi konuşuluyor.

Ama belki mesele yalnızca emlak fiyatları, imar ya da tarla değildir.

İnsan, mağduru olduğu düzeni eleştiriyor; faydalanmaya başlayınca adına yatırım diyor.

Sonra bütün bu büyük meseleleri bir kenara bırakıp masadaki esas soruya dönüyoruz:

“Şuralardan hâlâ ucuzca bir tarla bulunur mu gari?”