Geçen hafta Milas’tan iki kitabe metni yayımlamıştım köşemde. Yazımdan, Milas’a gittiğimi anlamışsınızdır.
Evet…
Önceki hafta Milas’ta idik. Aylar önce planladığımız Milas gezisini nihayet gerçekleştirdik. Milas Arastası merkezli bir gezi planlamıştık. Çünkü Milas Arastası aktif olarak kullanılan ve Menteşe Beyliği merkezinde oluşan bir kültürel ve ekonomik değer idi.
Tabii konu Milas olunca, bizi en iyi gezdirecek kişi bir Milas çocuğu olan Prof. Dr. Bakiye Uğur olacaktı ve öyle oldu.
Gezilerde, gezdirecek kişi kadar gezecekler de önemlidir. Anlatılan bilgileri yorumlayıp yoğuracak insanlarla yapılan gezi, en verimli gezi olacaktır elbette. Biz de öyle yaptık ve ekibimizi Prof. Dr. Adnan Çevik, Prof. Dr. Fevzi Yılmaz, Doç. Dr. Öncü Başoğlan Avşar ve Yazar Erdal Çil’den oluşturduk. Sevgili Adnan Orta çağcı, Öncü hanım mimar, Fevzi Bey kardeşimiz geleneksel kültüre meraklı ve değerli kardeşim Erdal, yöredeki kültürel birikim konusunda duyarlı ve yazan biri. Böyle bir ekiple Milas gezilmez mi?
Milas’taki ilk ziyaretimiz, ana caddedeki refüjde garip garip yatan Şeyh Şüsterî oldu. Hacivat-Karagöz’ün mucidi Şeyh Süşteri/KÜşterî hakkında ilk bilgiyi merhum Müjgan Cunbur’dan öğrenmiştim ve rahmetli bana “Şeyh Şüsterî konusunu gündeme getirmemi öğütlemişti. Öğüdünü yerine getirmeye çalıştık ama birkaç haber dışında Şeyh Şüsterî’nin kabrini ihya edip bir sokağa adını verdiremedik. 2018’de gerçekleştireceğimiz bir panel de kültürsüz bir müdür tarafından zamanın kaymakamı yanlış bilgilendirilerek ekamete uğratılmıştı. Ama pes etmek yoktu ve Şeyh Şüsterî konusu Milas’ın gündemine mutlaka gelecekti.
Sonraki uğrak yerimiz hemen yan tarafımızdaki Macar evleri idi. Beler sülalesinin evinde 1995 yılı yazında ilk meslek yüksekokulumuzu açmıştık. Şimdi kocaman bir meslek yüksekokulu var Milas’ta. Sonra “Madam Menteş” evine; Murat Menteş ile evlenen Fransız kızı Suzan Menteş ile anılan evi dışarda inceledik. Ne yazık ki kitabesi biraz yıpranmış ve çok uzakta kaldığı için, okuyamadık.
Sonra, eski adı “Numune Mektebi” olup 1927’de inşa edilen ve şimdiki adıyla “Sakarya Okulu” olan okula girdik. Bakiye hanım bu okulda okumuş ve sınıfına gidip eski günleri yâd ettik.
Okul ziyaretimizden sonra Ülkü Eczanesine gittik. Çünkü bu eczane, Bakiye hanımın ablasının eczanesi idi. Ayaküstü sohbet edip Bakiye hanımların evinin önüne gittik. Merdivenli girişi olan evin, sap ve sol tarafındaki bölmelerde çiçekler olurmuş eskiden. Eve girerken sizi çiçekler karşılar, çıkarken çiçekler uğurlarmış.
Oradan arastaya geçtik…
Ben arastanın bir kısmını biliyordum. Bakiye hanım sokaklar, dükkânlar, kişiler hakkında bilgi vere vere gezdirdi bizi. Milas arastasında terk edilmişlik havası yoktu. Her taraf cıvıl cıvıldı. Demek ki şehir kendi değerlerine sahip çıkarsa, ona hayatiyet kazandırabilirmiş.
Arastaya kadar gelinir de bir ciğer ve köfte yenmeden geçip gidilir mi? Elbette olmaz. Bakiye hanım bizi Adalılar köftecisine götürdü. Sokak masasında köfte-ciğer yedik. Ercan ustanın hizmeti, köfte-ciğerin lezzeti harikaydı…
Arasta ve civarındaki binalar ve özellikle terk edilmiş bir şekilde duran Abdülaziz Ağa-zade Sa’id Efendi konağı muhteşemdi. Öncü hanım binanın genel durumu hakkında bilgi vererek bizi binaya boş bol bakmaktan kurtardı.
Yemek sonrası Avukat Hasan Alagün’e uğramalıydık. Çünkü bir mezar taşının izini sürüyorduk ve Bakiye hanım, izini sürdüğümüz mezar taşındaki şahsın Hasan Alagün’e kadar uzandığını söylemişti; bende heyecanlanmıştım. Çünkü o mezar taşı sıradan bir mezar taşı değildi ve izini sürmeye değerdi.
Kusura bakmayın, bu haftalık yerim doldu. Mezar taşının iz sürmesi ve Firuz Bey Camii ve Beçin gezisi haftaya kalsın.