Türküye girmeden önce yazıya çok sıkıcıansiklopedik bilgilerle başlayalım.

"Mihrican" Rafsların güneş takviminegöre Eylül ayıdır ve 21 eylül günü "Mihrican günü"dür. Bugün gece ve gündüzeşittir. 21 Martta da gece ve gündüz eşit oluyordu ve bu güne de "Nevruz"deniyordu. Unutmayalım.

"Mihrican" kelimesi de Fars kökenli amaBatı'da "Mithra" (Mihr) ile OrtaFarsça'daki "akâna"nın birleşmesinden oluşmuş."Mithrakâna>Mihregan>Mihrican" ses değişimi ile kelime günümüze kadargelmiş. Biz belki bu kelimeyi ilk defa Reşadiyeli sanatçı Mihrican Bahar'ınadında duyduk. Eski öğrencilerimden SelimEroğlu , 2021 yılında yayınladığı gazete yazısında 4223 kızımızda "Mihrican"adının olduğunu söylüyor. *

Demek ki kelime Türk insanı tarafındanda sevilmiş ve kızlarına isim olarak kullanılmış.

Bu kadar ansiklopedik bilgi yeter; biz "mihrican"a gelelim.

Eylül ekinoksu sebebiyle güneşin dünyayageliş açısı değişmeye ve güneş ışınlarının dünyaya az gelmeye başlamasından dolayı,bazı atmosfer olayları başlar ve havada rüzgâr sesi artmaya başlar; yani rüzgârlıbir mevsime girilir. Bu rüzgârlar, halk inancına göre bitkilerin mevsimlikhayatlarını tamamlamalarına, çiçeklerin solmasına, yaprakların sararıpdökülmesine yol açar. Nevruz'da bitkileri uyandıran da rüzgardır; yani "bâd-ısaba"dır,, güz geldiğinde bitkilerin hayatını bitiren de rüzgardır; yani"mihrican". Bir de "fırtına" var. Kış rüzgârı. Her şeyi kasıp kavuran birrüzgâr.

Bu yazımızda bad-ı saba'yı ve fırtına'yıdeğil, mihrican'ı ele alalım.

Eylül'ün 21'inde mihrican rüzgârı esmeyebaşlar. Önce hafif serindir bu rüzgâr... Sonra sertleşmeye ve soğumaya başlar.Sertleşip soğudukça çiçekleri soldurur, yaprakları döker. 16. yüzyıl şairi Baki

Bakiçemende hayli perişan imiş varak

Benzerki bir şikâyeti var rüzgârdan

(Bâkî,çimenlikte yapraklar çok perişanmış; sanki esen rüzgârdan şikâyetediyorlarmış.)

derken,mihrican rüzgarından söz eder ve bu rüzgarın yaprakları bir oraya bir burayasavurmasını dile getirir.

Bu rüzgâr birtürkümüzde yer bulur. Yazgat 'ın Deremumlu köyünden İbrahim Bakır 'dan MuzafferSarısözen 'in 1959'da derlediği bu türkünün sözleri vemuhtemelen bestesi Aşık Türabi 'ye aittir. (Türkünün derlendiği İbrahim Bakır, kendisinin Türabiolduğunu ve türkünün de sözleri ve bestesiyle kendisine ait olduğunu 1959'dakatıldığı radyo programında söylemiş. Bana pek inandırıcı gelmedi.)

Türkünün ilkdörtlüğü şöyle:

Mihricanmı değdi, gülün mü soldu?

Gelağlama garip bülbül ağlama

Felekbaştan başa kimi güldürdü?

Gelağlama garip bülbül ağlama

Türkününtamamı youtube'da var. Nazlı Öksüz veya Adile KurtKaratepe 'den dinlemenizi tavsiye ederim.

***

Bu türkününbende bir hikâyesi vardır. Hazır Mihrican gününe 2 gün kalmışken bu hikâyemiyazayım.

Rahmetli Agam (Halil Açıkgöz) Mezopotamya-Sümer kültürüyle yoğun bir şekilde ilgilenirdi. Bir araTemmuz'un atası Tamuza/Dumuzi ve dişi tanrıca İnanna hikâyelerine dalmıştı."Tamuza şu zaman ölür; sevgilisi İnanna şöyle yapar; sonra Tamuza tekrardirilir" derken işin içine güz ayları, Farsların Mihrican'ı ve "mihricanrüzgârı"nın bitkileri öldürmesi ve bu bitkilerin Nevruz'da tekrar dirilmesihususları da girdi. Tamuza/Dumuzi'nin ölümü ile mihrican rüzgârı aynı mevsimedenk geldiği için bu türküde anlatılan ölüm duygusunun arka planındaki birçuval bilgi de kendiliğinden ortaya döküldü ve rahmetli Aga, uygun düştükçe bugüzel türküyü dinlerdi.

Şimdi de sizdinleyin bu türküyü.

Biraz hazan,biraz hüzün ve bu türkü.

__________________

*) SelimEroğlu'nun yazısı şu linkte:

http://termebilgigazetesi.com/kose-yazilari/mihrican_mi_deydi_gulun_mu_soldu-3036.html