26Temmuz 2017 tarihinden bu yana aralıksız olarak Hamle Gazetesi'nde yazıyorum.Eğitime, yönetime, iş hayatına, sosyal yaşama; kısaca insana dair konulardakibilgilerimi, gözlemlerimi ve düşüncelerimi sizlere aktarmaya çalışıyorum.

Zamanzaman içimi döküyor, zaman zaman da sesini duyuramayanlara ses olmayaçalışıyorum. Dillendirilmeyen sorunları kaleme almaya, sorunların kaynağındakinedenleri göstermeye çalışıyorum. Bunu ne kadar başarabiliyorum, takdirsizlerin.

Eğitimve insan ilişkileri ile temelindeki ahlâkî yapı, yazılarımın ana temasınıoluşturuyor. Yazılarımda, günlük yaşamda her zaman göz ardı edilen bu konuyasıklıkla vurgu yapmaya çalışıyorum.

Örneğin;Elazığ depremi sonrasında kaleme aldığım yazımın başlığı, "Deprem DeğilAhlaksızlık Öldürür" idi. "Deprem değil, binalar ve ihmaller öldürüyor.Deprem değil; insanların unutkanlığı, ahlaksızlığı, ikiyüzlülüğü vevurdumduymazlığı öldürüyor ." diyerek yaşadığımız toplumsal sorunlara dikkatçekmeye çalışmıştım.

Covid-19salgını ve tedbirler/yasaklar ile tanıştığımız günlerde kaleme aldığım yazımınbaşlığı ise "Akılsızlık ve Ahlaksızlık, Salgından Daha Fazla Öldürüyor" idi. Buyazımı da " Bu günler gelir, geçer. Salgınlar önlenir, krizler atlatılır,felaketler geride kalır. İşte o gün toplum ve devlet olarak ilk işimiz; dürüstve ahlaklı bir toplum olabilmenin yollarını konuşmak olmazsa, işte o gün asılfelakete tutulmuş olacağız ." şeklinde bitirmiştim.

Buayın başında kaleme aldığım yazımın başlığı ise "İnsanı Kaybediyoruz." idi. Buyazımı da "... toplumun medeniyet seviyesini ortaya koyan alanlarda yapılanhamleler, hayata geçirilen projeler; toplumu oluşturan bireylerin duygu vedeğerlerini yükseltmeyi ihmal ettiğimiz zaman hiçbir önem ifade etmiyor. ...Ülkenin her bir şehrine fakülte, yüksekokul yapıp bütün gençlerimizi diplomasahibi yaptıktan sonra, bu gençlere Devlet kapısında iş beklemekten başka birşey öğretemiyorsak açtığımızın okulların da bir faydası yok ." şeklindebitirmiştim.

Sonaylarda yoğunlukla yaşadığımız ekonomik kriz, aslında insanı kaybedişimizin birfaturası. Toplum olarak yaşadığımız tıkanma ve girdiğimiz çıkmaz, yanlış sosyalpolitikaların ve bünyeye uymayan eğitim sisteminin bir sonucu.

Geçenhafta sizlerle paylaştığım "Bir Annenin Gözyaşları" başlıklı yazı isegeldiğimiz noktayı gösteren acı ama gerçek bir hikâye. Hayatın gerçeklerindenuzak olarak büyüttüğümüz, toplumsal değerlerden yoksun bir eğitimle hayatadeğil sadece sınava hazırladığımız, adeta para ile diploma ve sertifika sahibiyaptığımız ama sağladığımız bu konfor ortamında çürümesine engel olamadığımızinsanımızın geldiği nokta.

Birçoğukurgu olsa da ve siyasal projelere malzeme yapmak üzere bilinçsizce söylenmişsözler olsa da gençlerimizin önemli bir bölümü geleceğinden endişe duyuyor.

Cumhuriyettarihinin en konforlu yıllarında doğan, büyüyen bu nesil; neden bu kadarmemnuniyetsiz?

Cumhuriyettarihinin ekonomik olarak en iyi olduğumuz yıllarında okul okuyan ve gençliğeadım atan insanımız neden bu kadar umutsuz?

Sondönemin gündemi olan ekonomik kriz, sizce gerçekten ekonomik istikrarsızlıktanmı kaynaklanıyor?

Budurumun suçlusu kim?

Suçlu;ebeveynler, onların baskısı ve sistemin saçmalıkları arasına sıkışaneğitimciler...

Suçlu;liyakatsiz yöneticiler ve milli meseleleri siyaset aracı yapan siyasiler...

Yanihepimiz...

Hâlâbu meseleleri sen-ben kavgasına meze edenler ise neden bu duruma düştüğümüzünen açık delili.

Tarihbilmeyen, sosyal olayları okuyamayan, olayları anlık tepkiler ile geçiştirmeyeçalışan ve her şeyi günlük siyasetin bir oyuncağı haline getiren bir toplumungeldiği son nokta...

Yaşadığımızher kriz, her felaket; bazılarının yüreğindeki insanlığı ortaya çıkardığı gibibir taraftan da çoğunluğun içindeki ahlâkî zaafları da ortaya çıkarıyor.

Çünkükonfor bizi çürüttü.

Çünküyaşanan maddî kayıplar, manevî kayıpların bir sonucudur.

29.12.2021