“Kar helvası” denince hepimizin aklına elbette karlı kış günleri gelir. Yoğun geçen karlı günlerde beyaz kar örtüsüne kırmızı renk katardı kar helvalarımız. Dondurma hariç, hayatımızı çoğunlukla normal sıcaklıktaki tatlılara göre ayarlamış olan bizler, kış gelince mutlaka o güzelim karlardan toplar ve üzerine pekmez dökerek soğuk soğuk kaşıklardık. Normal şartlarda soğuk bir şeyler yememize asla izin vermeyen analarımız (Niyeyse babalarımız karışmazdı yiyeceklerimize.) kar helvasına bir şey demezlerdi.

Anacığım rahmetli, ilk karda hemen ikaz ederdi: Bu kar kurtlu olur. Yemeyin!...

Çocuk aklımızla karla beraber yağan kurtları asla aklımız almazdı. Kar helvası için ısrar ettiğimizde, “Bu kar özsüz ve havadaki kurtları da alıp yere indiriyor. O yüzden kurtlu. Kurtlu kar işe helva yerseniz, hasta olursunuz.” derdi. Köyün çocuklarıyla kar ve kar helvası sohbeti yaptığımızda onların da analarının aynı şeyi söylediklerini söylerlerdi. “Demek ki bu analar, ağız birliği etmişler ve bizlere ilk yağan kardan kar helvası yedirmek istemiyorlar.” diye düşünürdüm; diğer çocuklar da aynı şeyi düşünüyorlardı muhtemelen. Yok… “muhtemelen” değil; mutlaka!...

Yıllar yıllar sonra öğrenecektik ki, rahmetli anacığımın “kurt” dediği şey, bizim okullarda “mikrop” diye öğrendiğimiz şeylermiş. Daha sonra buna” bakteri” de eklendi…

Turgutlu’ya 5 km uzaklıkta ve deniz seviyesinden 450-400 metre yükseklikte Bozdağların Gediz yamacındaki köyümüze ne bereketli karlar yağardı eskiden!... İşte o bereketli zamanlarda, ikinci veya üçüncü kar yağdığında önce kendi ailemizle bir kar helvası yerdik. Tabii kar ve pekmezle yaptığımızdan “kar pekmezlemesi” derdik. Kış bitmeden amcamın kızlarıyla da kar pekmezlemesi yerdik ve ne ailelerimiz ve ne de köyden birisi, soğuk yemememiz konusunda ikazda bulunurdu!... “Kar pekmezlemesi” dendi miydi, bütün aileler soğuğu hoş görürlerdi. (Şimdi “tolere ederlerdi” diyeceğim; yazının bağlamında çok soğuk duracak. Kar pekmezlemesinin soğuğu yazın da kızın da iyi gider de yazı üslubundaki soğukluk değil yazın ve kışın, ilk ve son baharlarda bile çekilmez.) Kar pekmezlemesindeki soğuğa bir şey demeyen analarımız, özellikle zeytin dallarından sarkan buzlanmış kardan yememizi yasaklarlardı. Çocukluk işte… İlle gider o kardan yerdik ve akşam eve geldiğimizde ses tellerimiz titremez, sesimiz de çıkmaz olmuştur. Anacığım, “Gene buz mu yedin, gök başlısıııı!...” der boğazımıza sıcak bezler sarardı.

Yok… Kar pekmezlemesi yemekten hiç ses tellerimiz iptal olmadı… Demek ki onu hep ölçülü yemişiz…

Tatlının soğuğu veya soğuğun tatlılığı tuhaf bir haz yaşatıyor insana. Sanırım dondurmada da benzeri bir hazzı yaşadığımızdan seviyoruz onu. Belki kar pekmezlemesi, çocukluğumuzun kış dondurması idi…

Yıllar sonra Turgutlu’da pazarda kar helvasına rastladım…  Artık şehre taşınmıştık ve evde yapılan kar helvası gündemimizden düşmüştü. Pazar yerinde, Bozdağların zirvelerinden getirilmiş kardan yapılan kar helvasını görünce hemen yanaştım ve bir tabak (O zaman tabakta verirlerdi.) yedim. Takip eden zamanlarda birkaç defa daha yedim ama Ankara ve Elazığ’da hiç kar helvası yemedim. Bu 18 sene demektir. 1976-1994 arası 18 sene… Sonra Muğla’ya geldiğimizde Muğla pazarında kar helvasını görünce, çocukluk günlerime döndüm. O yamaçlar… Lapa lapa yağan kar… Uzaktan kurt ulumaları… Kar kesildikten sonra çıkan ayın her tarafı gümüş rengine boyaması… Soğuk… Ürperti… Tedirginlik… O anları tekrar yaşaya yaşaya, bu defa bardakta, kar helvası yedim. Sonra yazlıkta… Milas pazarında rastladım kar helvacılarına… Bacanağım Huzeyfe Çiçek ile gittik birkaç defa kar helvası yemeye. O Emirdağlı ve Emirdağ, kış mevsiminin karargâh kurduğu bir şehir. (Erzurum ve Sivas’ın adı çıkmış.  Kar ve kışı gel Emirdağ’da gör!...) Bacanak da benzer kar helvası macerası yaşamış çocukluğunda. İkimiz de çocukluğumuzu hatırlaya hatırlaya birkaç defa gittik Milas pazarına ve kar helvası yedik.

Kar helvası, Muğla pazarlarına da geliyordu. Önceleri Sandıras dağından gelen karlar, sonra Madran ve Seki dağlarından gelemeye başladı. Vaktim olduğunca Perşembe günleri pazar yerine uğrar bir kar helvası yerdim. Son senelerde pazara uğramadığımdan, kar helvası ile arama bir soğukluk girdi zannetmiştim. Meğer soğukluk değil, üşengeçlikmiş araya giren. Şimdi her hafta olmasa bile Perşembe ve Pazar günleri kurulan pazara gidip kar helvası kaşıklayarak çocukluğuma dönüyorum. Perşembe pazarında 3 kar helvası satan var. Ben Köyceğizli Mustafa’dan alıyorum. Pazar günü kurulan pazarda da Gevenesli Süleyman ustanın kar helvasından alıyorum. Önceki hafta ben kar helvası kaşıklarken, pazar için çıkmış dostlarla da karşılaşınca 9 kişi çocukluğumuza döndük…

Geçen yıl son kar helvasını 19 Nisan 2025 günü kaybettiğimiz sevgili Ahmet Fatih Ceylan ile yemiştik pazar yerinde. Aynı gün aslen Köyceğizli olan ve bütün çocukluğu kar helvası ile dolu dolu geçen Nurdane Issı ablamıza getirmiştim de kızı Ayşe’nin dükkânında yemişti. O da  18 Kasım 2024  günü ebediyete irtihal etti. (Her ikisi de Fatiha istedi demek ki. Yazımı bitirirken geldi ikisi de aklıma. Allah ikisine de rahmet eylesin.)

***

Çok uzatmayayım… Bazı yerlerde “karsambaç” adıyla bilinen ve bizim çocukluğumuzda kar pekmezlemesi” dediğimiz  kar helvası herkese çocukluğunu hatırlatır önce. Çünkü ülkemizin yüzde 50-60’ı, 1980’lere kadar köyde yaşıyordu. O yüzden kar helvası biliyorlardı. Şimdi sadece pazar yerine gelince yeniyor. Ama iyi bir müşterisi var haaa!... İki yerde de en az 15-20 müşteri görüyorum her zaman. Demek ki çocukluğuna dönmek isteyen çoook insan var…