Yaşadığımız çağın sorunları kar topu gibi büyüyor. Her geçen gün biraz kendimizden, biraz doğadan, biraz yarınlardan çalıyoruz. Gelecek bizler için ve bizden sonrakiler için neler getirecek diye düşündüğümüzde bir karamsarlık ağırlığı çöküyor üzerimize.
Bu ağırlık sadece bize mi çökmüştür? Geçmiş güzelliklerle doludur diyebilir miyiz? Sorularını sorduğumuzda elbette ki o dönem de içinde bulunan durumlara özel olarak önemli sorunlarla boğuşuyordu. Bu çağın diğer dönemlerden farkı, kapitalist üretim ve tüketim anlayışıyla yaşam biçimi geliştirmesidir. Dünyada bir nokta olmasın ki şu an kapitalizmin eli değmemiş olsun. O zaman kapitalist anlayış her yere sirayet etmiş diyebiliriz. Bu sorunların bir nevi kaynağı da diyebiliriz.

Aslında bu düşüncelere yol izlenimlerim sonrasında daldım ve daha karamsar bir ruh haline büründüm. Yakın dönemde Milas-Yatağan yolunda seyir halindeyken bakışlarım dağlara sabitlenmişti. Birkaç on sene önce yeşilin tonları dışında pek başka renge rastlamadığımız dağlarda benek benek beyazlıklar gördüm. Madencilik mevki fark etmeksizin her yeri kazıyor. Teknolojinin verdiği imkanlarla da çok hızlı ilerliyor. Korkarım ki birkaç on yıl sonra da benek benek beyazlıklar çok daha fazla hale gelecek ve yeşillikler benek benek kalacak. Olan bitenlerin teknik eleştirisi üzerine çok kez kalem oynatıldı ve bu yazının da amacını aşıyor. Asıl mesele şahısların veya şirketlerin yapıp ettiklerinden öte topyekûn insanlığın itiraz etmesidir. En güçlü itiraz zihinlerde yapılan itirazdır. Bu itirazın meyveleri de er ya da geç verecektir.

Peki ne yapmak gerekir?

İnsanoğlu sözlü olarak itiraz ederken konfor alanından da pek vazgeçemez. Maalesef bunu her geçen gün daha fazla görüyoruz. Madenler, dereler, ağaçlar, enerji vb. şeyler hepsi insan tüketimi için üretiliyor. Bizler yerinde tüketiyor muyuz? İsraf konusunda ne kadar bilinçliyiz? İşler sadece bizim menfaatimizeyse nasıl davranıyoruz? Tasarruf deyince aklımıza ne geliyor? Bu soruları kendimize sormalıyız.

Gerçek manasıyla sorguladığımızda ve buradan kendimize ders çıkardığımızda daha az ve bilinçli tüketmeyi, geri dönüşümü, paylaşmayı, şahsi menfaati değil insanlığın menfaatini, kapitalist düzene ayak uydurmayı değil geleneğin anlayışına yapışmayı öğreneceğiz. Gerçek itiraz budur. Diğer türlü sadece olaylar ve durumlar karşısında gündelik itiraz oluyor.
Yoksa daha çok dağlara bakıp ağıt yakarız...