Bildiğiniz gibi 1994 yılında Muğla’ya geldiğimden beri Muğla’nın kültürel birikimi ile meşgul oluyorum. Yazılı kültür, sözlü kültür, müzik, mimarî, şehir kültürü, Arasta, erenler-evliyalar… bunların arasında mezar taşları ile de ilgilendiğim malumunuzdur. Bodrum Kalesi, Ortakent (Müskebi), Bitez ve Yalıkavak mezar taşlarını satır satır okudum. Bu arada Datça Mezar Taşları ve Kitabeleri adlı eserimi 2006 yılında yayımladım. Marmaris Sarı Ana Türbesi haziresindeki mezar taşlarını da yayımladım. Ula, Yerkesik, Dalyan ve Menteşe mezar taşlarını da okudum ama hepsini toplu olarak yayımlayamadım henüz.

Mezar taşlarında zaman zaman ilginç olanları da bilimsel makale veya köşe yazısı olarak kamuoyuna sundum. Mesela Menteşe Eski Kabristanındaki Ayşe Hanım’ın ilginç mezar taşını bilimsel makale olarak bilim camiasına da sundum. Milas Abdülaziz Ağalar kabristanındaki mezar taşlarını yeni harflere çevirip neşrettim. 2000 yılında araştırmaya başladığım Ortakent kabristanındaki mezar taşlarını henüz neşretmedim, Siz değerli okuyucularımıza, orada bulunan bir Bektâşî mezar taşından söz etmek istiyorum.

Mezar taşında şu yazıyor:

Yâ Hû

Ziyâretten murâd bir du’âdır

Bu gün bana ise yarın sanadır

Tarîk-ı Bektâşî’den Koca Bekir Ağa oğlu

Bekir Fahrî Baba’nın

rûhuna el-fâtiha.

Sene 1292

Fî 29 Zâ

Mezar taşı başlangıç ifadesinden başlayalım.

Genel olarak mezar taşlarında “Hüve’l-Bâkî (O Bâkîdir), Hüve’l-Hallaki’l-Bâkî (O Bâkî olan Yaratandır), Ah Mine’l-Mevt (Ah ölümden) gibi ifadeler vardır. Farklı başka ifadeler de vardır ama genel olan ve en çok yaygın olan bunlardır. Görüldüğü gibi Bekir Fahri Baba’nın mezar taşı başlangıç ifadesi “Yâ Hû” hitap ifadesi ile başlıyor ve bu ifade klasik tasavvuf-tarikat geleneğinde Allah’a doğrudan hitap ifadesi olarak çok yaygındır. Yani bir yerde bu ifadeyi görür veya duyarsanız, orada doğrudan tasavvufî bir anlayışın hâkim olduğunu anlayınız. Mezar taşı metninde geçen

Ziyâretten murâd bir du’âdır

Bu gün bana ise yarın sanadır

Beyti de mezar taşlarında çok yazılan yaygın bir beyittir. Beyitte, ziyaret için gelenlerden hayır-dua talep edilmekte ve yarın öbür gün dua edenin de buraya geleceği (öleceğini) ve duaya muhtaç olacağı ifade edilir.

Mezar taşında ölenin kimliği kısmında “Tarîk-ı Bektâşî’den Koca Bekir Ağa oğlu Bekir Fahrî Baba”nın künyesi yazılıdır. Bu künyede dikkat çeken birkaç husus vardır. İlki, “tarikat” kökeni olan ve aynı anlama gelen “tarik”; yani “yol” kelimesinin metinde açıkça zikredilmiş olmasıdır. İkinci husus da “Bekir Bahri Baba” ifadesindeki “baba” kelimesidir. Bu kelime Bektâşî geleneğinde “o grubun lideri” demektir. Bektâşî geleneğinde yaygın olan bu kullanım, pek çok Bektâşî fıkrasında “Baba Erenler” olarak zikredilir. Bu künyede en çok dikkati çeken husus ise babasının da kendisinin de adlarının “Bekir” olmasıdır. Bu, sıradan bir durum değildir. Bilindiği gibi Şiîlikte Osman, Ömer ve Bekir adları konmaz. Çünkü bu halifelerin Hz. Ali’nin halifelik hakkını gözetmedikleri söylenir. Anadolu Aleviliğinde de benzer bir durum vardır. Bekir Ağa’nın oğlu Bekir Fahri’nin adında “Bekir” kelimesinin bulunması, Bektâşîliğin Şia ve Alevi gelenekten farklılaştığını gösterir. Veya en azında Ortakent-Bodrum civarındaki Bektâşî geleneğinde böyle bir uygulamanın olmadığına işaret eder.

Bekir Fahri Efendinin ölüm tarihi, gün, ay ve yıl olarak verilmiştir: 29 Zilkade 1292. Bu Hicrî takvime göre verilmiş bir tarih. Miladî takvime çevirirsen bunu 27Aralık 1875 Pazartesi gününe karşılık geldiği görülür. Yani Bekir Fahri Baba, bundan 151 sene önce vefat etmiş.

Mezar taşında dikkati çeken bir husus da taş üzerine 12 köşeli bir “teslim taşı”nın işlenmiş olmasıdır. Bu taş Bektâşilikte önemli bir semboldür.

BU mezar taşı bizlere gösteriyor ki, bu civarda Mevlevî, Nakşbendî, Vefâî ve Rifaî tasavvufî ekolleriyle beraber, Bektâşîlik de varmış.

Gördün mü Süheylâ? Bir mezar taşında neler çıkıyor?