Kemal Tahir’in “Batılaşma” kitabı nice zamandır rafta duruyordu. Nihayet geçtiğimiz günlerde göz göze geldik ve senin de okunma sıran geldi, geçiyor dedim. Çünkü yaşadığımız dönemde tüm dünya dengeleri sarsılıyor. Hegemonik veya ekonomik tüm düzenler sorgulanıyor. Batı da bu sorgulamadan muaf değil.

Kitabı okumaya başladığımda her satırında on yıllar öncesinden günümüzü de anlayan bir düşünce yapısı ile karşılaştım. Fikir adamı olmak böyle bir şey herhalde diye mırıldandığımı da hatırlıyorum. K. Tahir Osmanlı’da Batıcılığın başlangıcı – ki bu Tanzimat dönemine denk gelir- ile birlikte hem yönetimsel hem de ahali olarak neyle karşılaştığımızı net olarak ifade ediyor. O dönem açılan yara ise maalesef bugün kapanmak bir yana dursun hızla vücudumuzun her yerine sirayet etmektedir. Bu düzenle mücadelenin anahtarlarını da kaybetmiş gibi davranıyoruz.

Osmanlı devletinin topluma karşı özgün bir anlayışa sahip olduğu dönemi de Kemal Tahir şöyle anlatmış:

  • Osmanlı batı feodalizmine karşı, bir “bozuk” Atüt devleti kurmuştur. (Kerim Devlet) Bu devlet, dış gelirlerle geçinemeyecek kadar pahalılaşmadığı sürece halklar tarafından tutulup savunulmuştur. Yalnız kendi halkları tarafından değil, düşman halkları tarafından da…

  • Osmanlılık temelinde özelliğiyle devletçidir. Devltçiliği genellikle, son hesaplaşmada halk yararına işler. Çünkü devlet toplumdan önce gelir. Toplumun varolmasının tek şartıdır. iderlerini hesapsız artırıp pahallaşmadığı sürece, sadece varlığı bile toplumun ana dayanağıdır.

  • Bu halk yararına çalışan Asya tipi devletçilik kişisel mülkiyetin azınlık elinde toplanmasını kendi varlığını korumanın temel şartı olduğu için sürekli olarak önler. Böylece de iç çekişmelerle pek sarsılmayan düzeni binlerce yıl sürüpgidebilir. Böyle devletlerin sarsılması dış güçlerden gelir. Dış güçler ne kadar büyürse Asya tipi devlet savunma harcamalarını o kadar artırmak zorunda kalır. Bu zorunluluk toplumun iktisat düzenini bozmaya ve devletin kerim vasfını zedelemeye başlar (…)

Yukarıdaki satırların devamında konu derinlemesine izah edilmiş. Nitekim hepimiz biliyoruz ki Osmanlı son noktada dış saldırılarla yıkılmış ve yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Kurulduğu günden bu yana ekonomik düzene baktığımızda uyarıya sebep olan durumların ortadan kalkmadığını aksine genişlediğini ifade edebiliriz.

Gelelim günümüze Kovid 19 sürecinden beri dünyada sermaye hızlıca tekelleşmeye devam ediyor. Belli markaların hegomonyası altında yapılan ticaretler çok dar bir hücreyi besliyor. Ayrıca paradan para kazanmak, spekülasyon veya üretime dayalı olmayan para işlemleri ile birlikte sermaye hızlıca belli zümrelerin elinde toplanmaktadır. Türkiye’de asıl olan halkın genel manada fakir kalması veya genel manada zengin olmasından öte, gelir uçurumu can sıkmaktadır. Bu ülkenin fertleri on yıllarca çeşitli sebeplerle fakirlik çekmiş ama bu kadar sitemkâr olmamıştır.

Her yeni yılda on binlerce milyoner ve milyaderin türediği sistemde halkın bir kısmı da geçim derdinin peşine düşmüştür. Kapitalin uygulama sahası artık tüm dünyadır. Bu nedenle biz de bu durumdan pek uzak değiliz.

Bu meselenin enine boyuna tartışılması da elzemdir. Ya geçmişin kodlarına dönüp toplumun daha adil bir düzende işlemesine çalışacağız ya da bu sürecin böyle ilerlemeyeceğini düşünüp orijinal fikirlerle yola devam edeceğiz. Yoksa ilerisi için toplumsal kırılmaların olabileceğini de görmek lazım.

Son söz yerine: Elbette bir toplumda fakirler ve zenginler olacaktır. Bu hep olmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken mesele adil paylaşım dengesidir. Onu da Kemal Tahir gibi kıymetli isimlerin yazdıklarını da göz önünde bulundurarak çözmek dileğiyle.

Kaynakça: Kemal Tahir, Batılaşma, Ketebe Yayınları, İstanbul, 2023