14-15 Nisan tarihlerinde önce Siverek’te ardından Kahramanmaraş’ta yapılan okul saldırılarıyla sarsıldık. Hele ki bu saldırıların öğrenciler eliyle yapılması hadisenin vahimliğini artırdı. Önceki yıllarda genellikle ABD’de izlediğimiz bu tarz vakaların ülkemizde görülmesi bazı şeyler için bizi sorgulamaya itiyor. Mevzunun bu yönleri şu an konumuz değil.

Benim özellikle dikkat ettiğim meyvenin kabuğunda dolaşıp çekirdeğine ulaşmamak. Medyanın hali genel olarak bu. Her mevzuda meydana gelen haber anlayışı bir şekilde son dönem yaşadığımız üzücü hadiselerde de kendini gösteriyor. Olayın kıyısında köşesinde dolaşıp da meselenin sebebi ve çözümleri üzerinde ciddi kamuoyu oluşturmamak insanların gözünde olayların adi vaka seviyesinde kalmasına neden oluyor ve doğal olarak mevzu konuşulurken herkes o ayrıntılarla sohbetini edip geçiyor.

Bu duruma bazı örnekler verelim. Örneğin haberin birisi şöyle: Üzerine Fenerbahçe atkısı konuldu, diye başlık vardı. Şu güne kadar binlerce kez FB atkısı konan cenaze olmuştur ve olmaya devam edecektir. Ne yazık ki vahim hadiseden uzak bir haber. İkinci başlık şöyle: Ahmet Minguzzi’ye benzeyen çocuk da katliama kurban gitti. Şöyle bir ortamda ne yazık ki bu da meselenin özü ile alakalı değil. Diğer haber: Ön sırada oturduğu için vefat etti. Yani böyle bir şeyin de haber olması ise ayrı garabet. Birileri ön sırada birileri orta sırada birileri de arka sırada oturuyor. Ön sırada o çocuk değil başka çocuk olsa bu kez hedef o olacaktı. Buna benzer daha fazla haberle karşılaştım. Daha fazla uzatmayalım. Böyle can yakıcı mevzunun bu şekilde sürekli gündemde kalması bir süre sonra acının normalleşmesi ve olayın unutulmasına sebep olacak. Asıl konuşulması ve haber dosyası olması gereken mevzular şunlar olmalıydı: Öncelikli olarak on iki yıllık zorunlu eğitimin uygulandığı günden itibaren ne gibi sonuçlar getirdiği ve bu konuda atılması gereken adımlar. İkinci olarak sosyal medya platformlarının ve tv yayın akışlarının çocuklar üzerinde bıraktığı tesirler üzerinden dosyalar hazırlanıp en hızlı şekilde sonuç alma çabasına nasıl gidilir bu tartışılmalıydı. Üçüncü mevzu ise milli ve manevi değerler yoksunluğu çeken öğrencilerin bu konularda eğitilmesi ve önce aile kavramının gözden geçirilmesi olmalıydı. Ne yazık ki bu kulaklar Çanakkale’nin Ankara’da olduğunu, Çanakkale Savaşı’nın 1953’te olduğunu dile getiren ve buna benzer birçok facia söyleme şahit oldu. Şimdi şu soru da akla gelebilir. O zaman bu konular okulda öğretilmiyor mu? Öğretiliyor. Metinlerde var. Ders içeriklerinde var. Her yıl 18 Mart günü program var. Çizgi film var, film var. Türkü var. Var oğlu var. Ne yazık ki öğrencilerin önemli bir kısmının o taraklarda bezi yok. Bu yakıcı durumun değişimi için bir an önce ciddi manada kafa yormak gerek. Dördüncü ve son olarak kaybolan toplumsal disiplin konusunu sabah öğle akşam konuşmak. Disiplin ailede başlar, okulda devam eder. Askerlikte tamamlanırdı. Şimdi serzenişler var. Eskiden şöyle katıydı. Böyle otoriteydi. Hayıflanmaları aldı yürüdü. Lütfen söz ile icraat birbirini tutsun. Ne yazık ki bu çağın prenses ve prenslerinin anne ve babaları “psikolojisi bozuldu” maymuncuk anahtarıyla her mevzuda çocuğunu haklı çıkarıyor. Bu durumda çocuk kendini haksız ve hatalı görmüyor. Sevgili medyamız bu mevzuya da değinse iyi olacak. Okulların disiplin ortamları ve başat öğretmen karakteri üzerine kafa yormak gerekir.

Hamiş medyamız öğretmene hakkını verirken şunu da unutmasın. Cani öğretmen, kötü öğretmen… Başlıklarıyla en ufak mevzuda köpürttüğü olayları göz önüne getirsin. Okulun ve öğretmenin ağırlığına yaptığı itibar suikastını hatırlasın. Ardından bugün yaşadığımız kötü süreçle ilgili ciddi yayıncılık yapsın. Ondan sonra bir şeylerin daha kolay iyileştiğini de görebiliriz. Ne dersiniz medya bugüne kadar eğitimle ilgili genelde tek taraflı yaptığı habercilik ve bugün verdiği haber tarzı açısından öz eleştiri yapabilir mi?