Bazı yangınlar itfaiyeyle söndürülür.
Bazıları ise aradan yıllar geçse de hafızada yanmaya devam eder.
Madımak, işte o yangınlardan biridir.
Toplumsal hafızamızın yalnızca bir iki gün sürdüğü bir ülkede yaşıyoruz. Tam da bu yüzden, özellikle biz öğretmenlere büyük görev düşüyor. Gençlere bu ülkenin tarihini anlatırken sadece Osmanlı’nın yükselişini ya da Millî Mücadele’deki destansı direnişi değil; çöküş dönemlerinde yapılan yanlışları, demokrasimize ve toplumsal barışımıza ağır bedeller ödeten olayları da anlatmalıyız.
Hatta anlatmaktan çok, araştırmalarını sağlamalıyız.
Ne yazık ki öyle bir coğrafyadayız ki takvim yapraklarının neredeyse her birinde bir acı, bir yas, bir anma var. Geçmişi gençlerle paylaşmak, yakın tarihte yaşananları öğrenmeye teşvik etmek, onlara bırakabileceğimiz en değerli miraslardan biridir.
ŞİMDİ GENÇLER…
ŞİMDİ TAM ZAMANI.
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta neler yaşandığını araştırın.
Fotoğraflara bakın.
Görüntüleri izleyin.
Hayatını kaybeden insanların kim olduklarını, ne düşündüklerini, nasıl bir ülke hayal ettiklerini öğrenin.
Sonra da kendinize şu soruyu sorun:
Madımak’ta gerçekten yanan neydi?
Madımak;
Alevilere yönelik yüzyıllardır süren linç ve katliamların yeni bir halkası olmasının ötesinde;
özünde şeriatçı, hilafetçi ve ümmetçi bir zihniyetin,
Cumhuriyet’e,
Atatürk devrimlerine,
çağdaşlığa,
uygar bir toplum idealine karşı gerçekleştirdiği eylemli bir kalkışmaydı.
Madımak’ta hedef alınan yalnızca insanlar değildi.
Cumhuriyet’ti.
Laiklikti.
Düşünce ve ifade özgürlüğüydü.
Sanattı.
Bir arada yaşama iradesiydi.
Ve bu ülkenin geleceğiydi.
Aradan yıllar geçti.
Acılar dinmedi.
Çünkü unutulan her acı, kendini yeniden hatırlatmanın bir yolunu bulur.
Bu yüzden Madımak’ı anmak; geçmişte takılıp kalmak değil, aynı karanlığın bir daha bu ülkenin üzerine çökmemesi için toplumsal hafızayı diri tutmaktır.
Hangi dünya görüşüne sahip olursanız olun…
Neye inanırsanız inanın…
Önce insanlığın acılarını okuyun.
Anlatılanlara göre yangın sırasında içeridekilerden biri,
“Birimize bir şey olursa ne yaparız?” diye sordu.
Metin Altıok kısa bir cümleyle cevap verdi:
“Kalanlar, ölenler için şiirler yazar.”
Otuz üç yıldır şiirler yazılıyor.
Belki artık biraz da hatırlamanın…
Biraz da anlamanın…
Bir daha yaşatmamanın zamanıdır.
Çünkü yakın tarihini bilmeyen toplumlar, aynı acıları yeniden yaşamaya mahkûmdur.
Belki o zaman bir şeyler değişir.
Belki de takvim yapraklarına yeni yas günleri eklenmez.
UNUTMADIK.
UNUTTURMAYACAĞIZ...