Maalesef ülkemizde yangınlar, yaz mevsimi başlayınca artıyor. Tabiatin yaz dinlenmesine geçtiği günlerde, bitkilerin yanıcı özelliklerinin artması, insanların dikkatsizliği ve özensizliği ile beraber yangınları arttırıyor. Bir de bunlara başta PKK olmak üzere bazı örgütlerin kasıtlı yangın çıkarmaları eklendiğinde, Türkiye’de Temmuz ve Ağustos ayları ne yazık ki yangınlarla geçiyor.

Bunca yaşanan olumsuz tecrübeye rağmen, yangınlarla ilgili hızlı ve etkili müdahale sisteminin geliştirilmemiş olması, ülke için çok büyük bir kayıptır. Konu sadece ormanların yanmasıyla meydana çıkan maddî kayıplar değil, her yangın ile yok olan bitki ve hayvanların yangında yok olmasının verdiği moral kaybıdır. İnsanın gözleri önünde ağaçların ve hayvanların yanarak cam vermesi kadar insanları yüreğinden vuran, ciğerlerini yakan olay azdır.

***

Hayatımda seyrettiğim ilk film, ilkokul dördüncü veya beşinci sınıfta Turgutlu Çocuk Kütüphanesi’nde seyrettiğim bir uçakla yangına müdahaledir. Filimde, bir yangın alanının üstünden geçen tarım uçağı, suyunu yangın alanına bırakıyor ve yangın anında sönüyordu. Tabii film bizim değil, yabancı bir film idi. O teknolojiyi görünce, çocuk aklımla, orman yangınlarının söndürülmesinin teknolojik imkânlarla mümkün olabileceğini beynime kazımıştım.  Bu teknoloji gelişti ve yangın söndürme helikopterleri ile yangınlara müdahale gördük ve sevindik. Sonra daha hızlı ve daha yüksek su kapasiteli yangın söndürme uçaklarını görüp umutlandık.

Helikopter ve uçak vardı suyu alıp yangının üstüne atacak ama su nereden bulunacaktı? Tamamen olmasa da su hazinelerinin oluşturulması konusu da nispeten hallolmaya başlandı. Dağ başlarında oluşturulan havuzlar helikopterlerin su almaları için yaygınlaştırılmaya başlandı. Özellikle yağmuru bol olan bölgemizde sarnıç modelli havuzların arttırılarak suyun bollaştırılması gerekir. Yangın krizi esnasında gördüğümüz uygulamalar, biraz ümit verdi. Oluşturulan havuzlara köylüler ve imkânı olanlar tankerlerle su taşıdılar ve helikopter de suyu alıp yanan yerlere götürüp serpti.

***

Yangın, pek çok yönüyle herkesi çok yakından ilgilendiren bir olumsuzluktur elbette ama Bozdağ yamaçlarında büyümüş ve toprağın, ormanın ve yaban hayatının önemini fiilen yaşamış biri olarak beni çok daha yakından ilgilendirir. Şehirde yaşayanlar, görse görse ev yangını görürler ve ev yangınları da dar bir çerçevede yıkım yaşatır ama kırsalsa yaşayanlar, koskocaman bir ormanın yandığını, ormandaki ağaçlarla beraber börtü-böceğin ve her türlü hayvanların da yanarak can verdiği trajedisini bizzat yaşarlar. Yangının kendisinin olumsuzluğu kadar, yaşattığı can kaybı, insanlık için çok büyük bir trajedidir.

Temmuz ayı başından itibaren yaşanan başta Çeşme-Alaçatı yangını olmak üzere Ödemiş yangını çok büyük kayıplara yol açtı. Çok acı ama Çeşme-Alaçatı yangını, bütün müdahalelere rağmen, yanacak yer kalmadığında durdu. Ödemiş yangını ise Tosunlar köyünü tamamen yaktı. Yani bir köyde hayat sona erdi. Ödemiş yangınının çok acı bir tarafı da Antalya İtfaiye ekibinden Ragıp Şahin’in hayatını kaybetmesi.

Daha önceleri genellikle sahil yörelerinde çıkan yangın bu sene daha içlerde, yani Ödemiş’te çıktı. 26 Temmuz 1996 günü çıkan Marmaris yangınından sonra 2000’li yılların başında çıkan Yılanlı dağı yangını da olmuştu. Yılanlı yangını da büyük bir alandaki ormanın yok olmasına yol açmıştı.  Önceki senelerde yaşanan orman yangınları (Antalya, Bodrum, Marmaris, Çine, Menteşe) büyük acılar yaşatmıştı. Her yangından sonra alınan tedbirler arttırılması gerekirdi. Çalışmaların yapıldığını sanıyorum ve yangını fark etme hızımızın 2 dakikaya düştüğünü gördük ama Çeşme ve Ödemiş yangınlarında maalesef söndürme gücümüzün yeterli olmadığını gördük.

Sebepleri bulsak yangın azalır mı?

Hastalıkta teşhisin, tedavinin yarısı olduğu söylenir. Sanırım orman yangınlarında da sebepler bulunabilirse, hayli mesafe kat etmiş olacağız. AKUT’un “üç 30” kuralı vardır: Sıcaklık 30 dereceyi geçtiyse, rüzgarın hızı 30 kilometreyi geçtiyse, nemlilik oranı % 30’un altına düştüyse, yangın için tedbirler almak gerekir. Günümüzde karıncanın hareketi bile uydularla gözlenirken bir yangının anında fark edilmesi ve yangın yeri civarındaki insan hareketliliğinin tespit edilmesi lazım. Kasıt veya ihmal sonucu da çıksa, yangını çıkaran kişinin tespit edilip yargıya sevk edilmesi ve ağır cezalara çarptırılması, caydırıcı olur.

Ve şunu da asla unutmamamız lazım: Türkiye dünyanın en kıymetli ve en pahalı arsası. Avrupa’nın amacı ikinci ispanya ve ikinci Balkanlar. Yani Anadolu’dan bizleri göndermek. Bu amaç için Avrupa ve ABD her türlü şirretliği yapar. Baksanıza Yunanistan, yıllarca PKK’ya orman yangını çıkarma eğitimi vermiş. Ne diyordu PKK destekçisi sözde siyasetçi: Yakarız!...

Uzun sözün kısası… İnşallah yangınlarla sebepler ortaya çıkarılır ve çözümler üretilerek ağaçlar ve hayvanlar yanmaz ve bizlerin de ciğerleri dağlanmaz.