"Baharlaberaber bir bal arısı minnetle vızıldayıp hemen yanından geçti. Tarlanınkenarındaki otların yeşili ile ağacın başındaki yaprağın yeşili birbirinenispet yapıyordu. İleride evin duvarından başını salan çiçeğin rengârenk hâlişimdi daha can alıcıydı. Toprağı delip dışarı çıkan solucan hayata yeni adımatmış gibi kıpır kıpırdı. Uzaklardan gelen köpek havlamaları ovayı eminkılıyordu. Yüzlerdeki tebessüm, kalpteki heyecan, geleceğe duyulan umut yeni vegüzel başlangıca yolculuktu."

ToprağaDönüş'ten..(Ali Can)

Edebiyatımızıngenç neferleri geleceğimize, kültürümüze, kimliğimize can suyu vermeye devamediyorlar. Adaletten sağlığa ve de eğitime sadece yaşadıkları an'a tabi olmayıpgeleceğe ses veren insanlarımızın varlığı umutlarımızı diri tutmaya kaynaklıkediyorlar. Her sözümün başında özellikle vurgulamaktan keyif aldığım Yunus'un "Her dem yeniden doğarız bizden kim usanası"bizi Anadolu'yu mayalayan hakikate de götürüyor. Bizim evlatlarımız aslolandangeçmez, geçemez. Ona hayat veren ruh en karanlık anlarda bile yüreğinde birkıvılcım yakacak ve onu karanlığa götüren gaflet uykusundan uyanıp zamanıgeldiğinde "Korkma!" diye haykırmasını bilecektir.

Buyaz bir eğitimci olarak gönülgüzellikleriyle bulunduğu yeri aydınlatmakla kalmayıp, yorulmak nedir bilmedenbüyük bir aşkla çalışan genç eğitimcilerle karşılaşmanın mutluluğuna vehuzuruna eriştim. Anadolu'nun her bir köşesinde böylesine idealist, yüksekruhlu, üretken gençlerle tanışmak bana da yepyeni heyecanlar kattı. Her birikendi dalında birer eser sahibi olmuş ve kendilerine emanet edilen gençliğiellerindeki sınırlı imkanlara aldırmadan ufkun ötesine nasıl taşıyabilirizdiyen bu meslektaşlarımla onur duydum.

Onlarıheyecanla dinlerken gözlerindeki ışığın bugünü aşıp geleceğe odaklandığınıgörmek de güzeldi. Çünkü Atatürk'ün öğretmenlere işaret ettiği gelecek de büyükidealleri ve hayalleri olanların geleceğiydi. Bugünkü konuğum Muğla YatağanTurgut'ta bir ortaokulda Türkçe öğretmenliği yapan genç meslektaşım, branşdaşımAli Can. Ve Ali Can'ın toplumcu gerçekçi romanımıza taptaze bir soluk getirenromanı "Toprağa Dönüş" romanı.

AliCan, Aydın İncirliova'lı. Bir çiftçi ailenin çocuğu, mayalandığı toprağınhakikatinin sesini en güzel yansıtabilecek bir bellek. Ruh da bununlatamamlanınca eser bir yolunu bulup kalemle buluşacak. Toprağa Dönüş romanı Ocak2021 yılında Truva yayınlarında basılmış. 394 sayfa epey hacimli bir içeriğesahip.

Toplumcugerçekçi romanımızda Yaşar Kemal'de, Orhan Kemal'de, Talip Apaydın'da, FakirBaykurt'ta gördüğümüz hakikatin bütün çıplaklığının yansımaları yazıldığı veyaanlatıldığı dönemin siyasi, sosyal, kültürel tamamlayıcılığı "Toprağa Dönüş"romanında üçüncü bir boyutla tamamlanıyor. Sabahattin Ali'nin hikâyelerinde veromanlarında sıkça rastladığımız "bizim sesimizi" yazarın anlatıcıyı tamamenbağımsız bırakma iradesi Ali Can'ın yazarlığında da kendini gösteriyor.Toplumcu gerçekçi romanda yazar genelde kendi bakış açısında var olan formdayazarken kahramanlarını, olay örgüsünü bu bakış açısıyla sınırlar. Kahraman herne kadar kendi dilinde konuşsa da yazarın kurgusundaki hakikate bakışfarklıdır.

AliCan, "Toprağa Dönüş" romanına şusloganlarla alt başlık atmış : "Doğduğun,büyüdüğün yerle arandaki gönül bağını asla koparma! O bağ senin her zamansığınabileceğin fethedilemeyen en güçlü kalendir." Bu slogan bir üst metinolarak romanın tüm kurgusuna kaynaklık ediyor aslında. Evet, sen terk edildin,horlandın, ezildin, dışlandın. Yeri geldi ağız dil vermedin, kimseden bir şeybeklemeden yoluna koyuldun. Yeri geldi seni kaleme aldılar, sesin hattaçığlığın oldular. Haklı olarak isyan ettirdiler, savaştırdılar, başkaldırttılar. Ama ne olursa olsun sen terk etmedin, yüreğindeki, gönüldilindeki hakikati korudun. Toprağında kaldın, özünde kaldın.

"Toprağa Dönüş" romanınınkahramanı Hikmet aynı zamanda eşi Selma çocukları Yusuf ve Furkan'la bir ailebabası, bir yuvanın koruyucusu. Hikmet aynı zamanda toprağıyla, köyüyle,köylüsüyle gönül bağlarını koparmayan bir evlat. Karşısındaki güç zamanın vemekanın yaratabileceği en olumsuz şartlarla önüne çıkmasına rağmen Hikmetbelleğiyle, ruhuyla, karakteriyle bizim sesimiz, bizim insanımız. Bütünisyanlarına, başkaldırışlarına rağmen gönül bağlarını asla koparmıyor.

Romaniki ana bölümden oluşuyor. Önce yaşanılan zorlu koşullara, maddi sıkıntılararağmen ayakta kalma mücadelesi veren köy yaşamı sonra göçe zorlandığı şehrinbütün tuzaklarına, engellerine rağmen hayatta kalma savaşı verilen şehiryaşamı. Hem köydeki hayat hem de şehirdeki hayat Hikmet'in çevresinde veHikmet'in gönül bağlarıyla bize yansıtılıyor. Romanın neredeyse dörtte üçüköyde geçiyor. Çünkü yazar "Toprağa Dönüş"ün romanını yazmayı hedeflemiş birkere. Şehirdeki yaşam ise daha dar bir çerçevede hızlandırılmış bir akışiçerisinde veriliyor. Yazarın bunu özellikle böyle işlediğini mantıkçerçevesinde anlayabiliyorsunuz.

Köydeyaşam Hikmet'in toprakla verdiği mücadelenin zorlukları yanında köyün hattatoprağın gönül bağlarıyla zenginleşiyor. Köydeki herkes Hikmet'i de içinealarak büyük bir aile oluşturuyor. Herkes aynı kaderin, aynı zamanın, aynımekânın tamamladığı bir bütünlük içerisinde verilmiş. Köyde herkes ne verirseçıkarsız veriyor, gönülden veriyor. Köy hayatının bütün gerçeği toprakta saklı.Aşık Veysel'in Kara Toprak'ta sırladığı "Kolun açmış yollarımı gözleyen"toprak "sadık bir yâr" oluveriyor. O sadık yâr büyük bir ailenin birbirindenayrılmaz bir gönül bağının de parçası aynı zamanda. Toprağın kanunları her neçıkarsa karşısına her mücadeleyi göze alıyor.

AliCan romanda toprağa verilen kıymete, sevgiye de sorunsal göndermeler debulunuyor. Sevmek ya da kıymet vermek duygusal anlamda yetmiyor. Hakikatteköyün en büyük zenginliği insanı hayatın için irfanla donatan zenginlik aklınparalelinde ilimle tamamlanması da gerek. Köy gerçeği her daim göz ardıedildiği ya da köye hakikatte bakış hep ertelendiği için toprak ve köy vermekistediğini veremiyor, eli kolu bağlanıyor. Dünya gerçeğinde tarım, ziraat,hayvancılık büyük ilerlemeler kaydederken dedem usulü yöntemler toprağı, köyü,köylüyü terke hatta göçe zorluyor. Oysa toprağın irfanı ilimle desteklensetoprak, köy, köylü Atatürk'ün de işaret ettiği gönüllerin efendisi olma yolundanice yollar aşacak.

"Toprağa Dönüş" romanıyazıldığı dönem itibarıyla da dikkat çekiyor. Salgının bütün sıkıntılarınınyaşandığı bir dönemde hatta "toprağa dönüşlerin" yaşandığı bir dönemdeyazılıyor. Artık "Böyle Gitmez, Böyle Gitmemeli, Böyle Gitmeyecek!"diyebileceğimiz gerçekler. Hibrit tohumdan başlayarak ekolojik atalıktohumlara, bütün dnasıyla oynanmış hatta insan için birer zehire dönüşmüş birüretim anlayışına göndermeler var romanda. Hikmet'in bakışında ailenigeçindirmek için kazanacağın paranın ahlakî bir sorgulaması karşımıza çıkıyor.

Hikmet'intoprakla tamamlandığı gerek pamuk gerek domates tarlasında geçirdiği zamanlarınanlatımları, tasvirleri o kadar güzel verilmiş ki yazar köylünün yüreğindetoprağa sevdasını da türküleştiriyor sanki. Hikmet'in ailesi, yakınındakiinsanlar en olumsuzları bile büyük bir ailenin gönül birlikteliğinde yeralıyor. Musa Dayı, Nuran Kadın, Kahveci Muhammet, Veysel, Demirci Erdem, NafizDayı, Köfteci Sebahattin, Zafer Hoca, Hüsniye Nine köyün varlığına, ruhunaanlam katan kişiler. Sevgi, saygı, merhamet, bereket insana dair hasletlerinartık kaybetmeye başladığımı nice hasletlerin birer temsilcisi konumundaüzerilerine düşen kurgunun verdiği görevleri ne de güzel aktarıyorlar.

Buyüzden köydeki yaşam emek verdiğin pamuğun, domatesin ve nice göz nuru ürününkarşılığını hakkıyla vermese de toprağın sadık bir yâr olan gönül bağında şükredurmasını biliyor. Romanın önemli bir bölümünü kapsayan köy yaşamında zamanbunun için aheste aheste ilerliyor. Yaşanılan her anın varlığınıhissedebiliyorsunuz. Evinize gelen konuk bir Tanrı misafiri olarak addedildiğiiçin yuvana, ocağına bereket ve mutluluk getiriyor. Bunu Hikmet ve ailesininbir düğün esnasında tanıştıkları ve evlerine misafir ettikleri iki şehirliTurgut Bey ile Tülin Hanım'la yaşadıkları anların izlenimlerinden edinebiliriz.

Veromanda bize toprağa dönüşe götürecek keskin viraja dönelim. Hikmet hiçbeklemediği bir anda, buna hasat zamanı da diyebiliriz. O kadar emek vemücadelenin sonunda kooperatife verdiği sütlerin parasını alamaz. O zamanakadar taşıdığı mücadele gücünü kaybeder. Ani bir kararla şehre göç kararı alır.Şehirdeki hayat kendisinin olmayan, zamanın elinden tutamadığı bir hayattır.Köyden göçle bütün gönül bağlarından da uzaklaşmıştır. Köydeki yuva şehirdebütün özlerini kaybetmiştir. Şehirde bilmediği hatta ait olmadığı bir dünyadazaman akıp geçer. Her zorlukla imtihan olunur, güçlüdür özündeki doğruluklaaşar engelleri. Ne zaman hayat evladıyla imtihan eder Hikmet'i. Hikmet o zamanşehrin bütün yorgunluğunu, kendisinden neleri alıp götürdüğünü fark eder.

Oözüne dönüşü gönül bağlarının olduğu ait olduğu yerde, köyünde bulur. Evladıyaşam mücadelesini kazanmıştır. Köye dönerek büyük ailesine kavuşacak, yenidenhayal ettiği ufuktaki toprağın onca sunacağı o güzel hayata kavuşacaktır:

"İşteben buradayım. Eliyle Yusuf'u gösterdi. 'Benden sonra da toprak için geleceğinteminatı, hani sordunuz ya ileride kim yapar gençler yapacak mı? İşte oradateminat.' Güneş tepede Hikmet'i selamlıyordu. Baharla beraber bir bal arısıminnetle vızıldayıp hemen yanından geçti. Tarlanın kenarındaki otların yeşiliile ağacın başındaki yaprağın yeşili birbirine nispet yapıyordu. İleride evinduvarından başını salan çiçeğin rengârenk hâli şimdi daha can alıcıydı. Toprağıdelip dışarı çıkan solucan hayata yeni adım atmış gibi kıpır kıpırdı.Uzaklardan gelen köpek havlamaları ovayı emin kılıyordu. Yüzlerdeki tebessüm,kalpteki heyecan, geleceğe duyulan umut yeni ve güzel başlangıca yolculuktu."

ToprağaDönüş romanı köy romanlarımız içinde yüzlerimizde bırakacağı tebessüm,kalplerimizde yaratacağı heyecanla okunmaya değer roman olacaktır.