İnsan hayatında sözler bir dönüm noktasıdır. Belki bir kapanış, belki bir açılış… Ya da yepyeni bir bakış açısıyla ardında bıraktığın yaşama yepyeni gözlerle bakıp yeniden doğuşun adımlarını atmaktır. Sözler aslında insanın hayat içerisinde yaşadıklarının bir şekilde ona geri dönüşüdür. Sözler yol alıştır; söz aslında insanın bu dünyada kendisine ait biricik ifade şeklidir. Söz yolculuğu hayatı anlama çabasıyla başlar; hayata dokundukça sözler yepyeni bir evrenin içinde yepyeni bir benle karşılaştırır. Yunus’un söylediği gibi her dem yeni doğarız bizden kim olasın… Aslında bu doğuş insanın içinde ana zamana ve zamanın getirdiği bütün değişimlere göre olgunlaşır, meyve vermeye başlar. Bu meyve aslında sözün kendisidir.

Günümüzde zaman zaman sosyal ağlarda birbirimize hayatımıza etki eden sözleri paylaşıyoruz. Bu sözler belki de artık eskisi gibi insanla birlikte olamamanın verdiği ve içindeki yalnızlıkla baş başa kalmanın boşluğu içerisinde bir tutunuş olabilir. Hayattaki duruşumuz aslında hayatın içerisinde ne kadar olduğumuzla doğru orantılıdır. Hayatta olduğumuzun göstergesi insanlara ne kadar dokunabildiğimiz, insanlarla ne kadar paylaşabildiğimiz, insanlara ne kadar verdiğimizle yol alır. İnsanların içerisindeki paylaşım aslında insanı kendi içinde keşfedeceği, hiç farkına varmadığı özellikleri bulmasını sağlar. İnsan bir şeyler verdikçe bu dünyadaki yerini bulmaya ve tamamlanmaya doğru gider. Sözler bu paylaşımın en büyük göstergesidir. İnsan yazıyı icat ettiğinden itibaren “söz uçar, yazı kalır” derken, sözün varlığının yazıda kalmasıyla sadece kendi evrenindeki dünyayı değil, kendisinin dışındaki diğer dünyalara da ulaşabilme hedefi bulur. İşte insan burada kendi benliğinin darlığından çıkıp kendinde keşfettiği her şeyi diğer insanlarla paylaştıkça varlığının çoğaldığını hisseder. Sosyal ağlardaki bu paylaşımlar, günümüze bir aydınlık sabah getiren bu sözler, günümüz insanı için farklı dokunuşların, farklı rehberliklerin bir yansımasıdır. Örneğin her cuma çok sevdiğimiz dostlara, gönül güzel insanlara mesaj çekiyoruz; mesajın içeriğini okuduğumuzda cumanın anlamından çok, cumayı selamlayan insanın bakışında ardında bıraktığı bütün karanlığın aydınlıkla buluşması, cumanın rahmetinde yeniden tazelenme, yeniden canlanma ve insan olmanın güzelliklerini kendi içinde hissetme amacı gider.

Benim için her günün çok özel bir önemi var ama pazar sabahlarının ayrı bir yeri var. Pazar sabahları insan için kendi içine dönebilme, bütün bir haftanın verdiği yorgunluğun, kendi sesini zaman zaman kaybetmenin verdiği arayışla bir dinlenme noktasıdır. Eskiden pazar sabahları erkenden gazetemizi alır, kahvaltımızı yapar, radyoda dinlediğimiz müzik eşliğinde gazetemizi okurduk. O yazılar insana iç rehberlik ederdi; yenilenmenin, zengin bakış açıları kazanmanın, durup nefes almanın yollarını gösterirdi. Bugün gazeteler yok belki ama radyo hâlâ içimde yarım kalan besteleri tamamlıyor, yarım kalan mısraları yolcu ediyor.

Saat dokuz dedi mi cep telefonuma düşen günaydınlı sözler günümü aydınlatıyor. Hemhal oluyorum insanla… Empatiyi seviyorum ama hemhal olmayı daha çok. Çünkü o sözler bana seçimlerimi hatırlatıyor; unuttuğum seçimleri, unuttuğum duyguları, unuttuğum sesleri… İnsan çabuk unutur, çabuk tüketir, çabuk terk eder; dar alanda kısa paslaşmalar yapmayı sever, biraz da tembeldir. İşte bu rutine dönüşmüş kısır döngüde bazen yepyeni hatırlatmalara, yepyeni dokunuşlara ihtiyaç duyar.

Benim pazar günleri kendime ait alana sakladığım, kendime sırladığım sözlerin sahibi bir günaydınla pazarımı vazgeçilmez kılıyor. Eskiden ona “gün kâşifi” derdim, şimdi “yeni uyanışların günaydıncısı” diyorum. Çünkü onun sözleri alıntı değil; güne ait, ana ait, insana ait. Bazı sözler dipten gelen dalga gibi sarsıyor insanı; bazıları meltem gibi yüzünü okşuyor; bazıları serin bir su gibi uyandırıyor. Her telden çalan bu sözler, sözün rehberliğini ve insan için ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor:

“Sen beni itersen düşmem, yükselirim.”

“Beni alıp savuran rüzgârın rengi olsaydı söylerdim.”

“Bugün dünden nasıl devraldıysan gün öyle başlar.”

“Mükemmel olan kişiyi arama, mükemmelliği yaratanla yaşa.”

“Zamanın eskisi olmaz, eskiltilmişi olur.”

“Babam ‘oku, adam ol’ dedi. Okudum ama babam gibi olamadım.”

“Önce adını değil, aslını öğreneceksin.”

“Su kaldırır — insan batırır.”

“Sevdiğinden emin olunca bekle… Kaderinin değiştiği noktadasın.”

“Dünü unutursan yarına söyleyecek sözün kalmaz.”

“Hiçbir şey unutulmuyor; yaşadıkça, yaşattıkça.”

“Bütün sevgiler su üstünde batmadan yüzebilse…”

“Paranın da iki yüzlü olduğunu unutma!..”

“Her mevsim bir güzeli seviniz, gelin o mevsim Eylül olsun.”

“Sevgi kollarının arasındaysa, tehlike uzaktan bakar.”

“Geçmişine tutunursan geleceğine tırmanırsın.”

“Suyu arkadan iten olmaz; kendi yolunu kendi bulur.”

“İyilikleri taşlanıyorsa o insan taçlanıyordur.”

“Suyu taşırmayan gül yaprağına her zaman yer vardır.”

“Öğretmenini seversen çok şey öğrenirsin.”

“Sensiz olmaz diye bir şey yok. Her şey olur ama sen olmazsın.”

“Mavi sandalı olmalı insanın,

maviye tutsak…

sevgi okyanusunda coşkulu,

mavi kokmalı kürekleri.

Bir sandalı olmalı insanın…

pazar sabahı alıp götüren…”

“Mutlu olmak istiyorsan mutlu kelimesini binlerce kez yaz.

İnançla, hissederek yaz.

Zaman gelir her şeyin adı mutluluk olur.”

“Toprak kuru, hava kuru, su kuru, kalemimdeki mürekkep kuru…

demenizle bir damla su düşer yüreğime.”

“İnsan bir kere karşılaşır, bin kere selamlaşır.

Merhabalarınıza sevgi dolsun.”

“Çiçek tohumdan, sevdiği toprakta çıkar.”

“Tebessüm; sevginin dilidir.”

“Sessiz ol ya da sözlerin sessizlikten daha değerli olsun.”

“Dostun maliyeti olmaz, geç kazanır, çabuk kaybedersin.”

Ve bütün bu sözlerin ardından içimden şunu söylemek geliyor:

Günaydın Taşkın Bilginer. Bir günaydın gibi girdiğin hayatıma; sadece benim hayatıma değil, Muğla’da dokunduğun bütün hayatlara günaydınlı sözlerinle iz bırakmayı sürdürün.

Bazı günaydınlar vardır; sabahı değil insanı uyandırır. Sözün kapısını aralayan da tam olarak budur: içimize düşen küçük bir ışık, kendimize doğru atılan sessiz bir adım… Taşkın Bilginer’in günaydınları, sadece güne değil, insana dokunur; Muğla’da ve ötesinde nice kalpte yankı bulan bu sözler, bize şunu hatırlatır: insan bazen bir cümleyle kendine döner, bazen tek bir kelimeyle yeniden başlar — ve hayat, tam da bu küçük ama sahici dokunuşlarda çoğalır.

Ismailzorba