Merkezinde bulunduğumuz Orta - Doğu coğrafyası, dünya siyasetinin ana rahmidir.
I. Dünya paylaşım savaşından sonra Orta - Doğunun merkezine, İngilizlerin ağırlığında İngiltere (UK) ve Fransa oturdu.
Orta - Doğu'ya sahip olan dünyaya da sahip olur, inancı Batıda egemendir.
II. Dünya savaşından sonra Dünya Efendiliği ABD'nin eline geçti.
I. Dünya savaşından sonra Dünya'nın Efendisi İngiltere idi.
II. Dünya savaşından sonra Orta - Doğu'da kimim sözü geçecek idi?
Bu soru, ABD ile İngiltere (UK) arasında büyük bir mücadelenin ateşini tetikledi.
İlk adım 4 - 11 Şubat 1945 yılında Malta da bu konu ele alındı.
Kavga ABD ile İngiltere arasında yaşanıyordu
İngiltere dünya efendiliğinden vazgeçmek istemiyordu.
Ama II. Dünya savaşı İngiltere’yi çok yıpratmış, yormuş idi.
İngiltere ABD'nin niyetini bildiği için, Orta - Doğu'ya bir bubi tuzağı yerleştirerek mücadeleyi zamana yaydı
Bu bubi tuzağının adı Israil idi.
ABD sırası ile 30 Mart 1949 yılında Suudi Arabistan petrollerini Suriye üzerinden Akdeniz'e ulaşmasını engel olan Suriye yönetimini devirdi.
Sonra 19 Ağustos 1953 de İran’da Musaddık’ı yönetimden uzaklaştırdı.
27 Mayıs 1960 tarihinde Türkiye'de adeta mıntıka temizliği yaptı.
ABD 1983 yılında Orta - Doğu ile yakından ilgilenecek Merkez Komutanlığını (CENTCOM) kurdu.
Böylece Orta - Doğu'da hegemonların varlığına son verdi.
1991 yılında I. Körfez savaşı ile Orta - Doğu'da İngiltere (UK) egemenliğine son verdi.
Son olarak da ABD, 28 Şubat 2026 günü İran'a saldırdı.
Tam ortasında bulunduğumuz Orta - Doğu coğrafyasını ele geçirme savaşı, 1943 yılından beri, ABD Başkanları Roosevelt’t'en Turmp'a kadar bir proje dahilinde sinsice devam ediyor.
Asıl mücadeleyi görmez isek, detaylarda boğulur gideriz.
Biraz daha yukarıdan bakar isek, ABD'de Rockefeller ailesi, İngiltere'de de Rothschild ailesi çok güçlüler.
Çevremizdeki savaş adeta iki güçlü Yahudi ailesi arasında yaşanıyor gibi…
İsrail de bu savaşta Truva atı görevi görüyor.
İster istemez "Acaba tüm yaşananlar Anadolu ve Boğazları ele geçirmek için mi yapılıyor?" diye düşünmeden edemiyor insan.
Yunanlılar, megalo ideal için,
Ermeniler büyük Ermenistan için,
Yahudiler vadedilmiş toprakları için, Orta - Doğu'daki bu büyük ateşe devamlı benzin döküyorlar.
Orta - Doğu'daki savaşın iç politikamıza etki etmemesi mümkün değil.
Ülkemizde ABD'den yana olan politikacılar olduğu gibi, İngiltere'den yana politika yapanlar da var...
Hatta açıkça taraf oldukları devletten yardım isteyen politikacılar bile var.
Aklında 1822 yılından bu yana çevremizde bir şey değişmeden günümüze ulaşmış gibi gözüküyor.
Politikada tencere ve mutfak çok önemlidir.
Yani pahalılık...
Demirel bu sözü sık sık kullanır idi.
Pahalılık önemlidir, ama her şey değildir.
En kutsal olan hak, var olma ve yaşama hakkıdır.
Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, güçlü olmaz isen, insana nefes bile aldırmıyorlar.
İnsanın canavarı yine insan maalesef.
Bazı filozoflar "Sevmediğin insana bile merhametle yaklaşır isen ancak insan olabilirsin" diyor.
Ama, evdeki hesap hiç çarşıdaki hesaba uymuyor...
Bu kadar kahredici silahlar insanlara karşı yapılıyor.
Bu kadar aşağılık ve ikiyüzlü politikalar, hesaplar insanlara karşı yapılıyor.
İngilizlerin kurduğu İsrail de son yıllarda tercihini ABD'den yana yapmaya başladı...
Acaba kendilerinin dışındaki insanlara "Hayvansı insanlar" gözü ile bakanlar, yapay zeka ile son darbeyi vurmak için hazırlık mı yapıyorlar?
Bakalım neler olacak?
Yaşarsak göreceğiz.
"Allahtan insan ömrü sınırlı. Ya insanlar 300 - 400 yıl veya daha fazla yaşasalar idi neler olurdu?" diye düşünmeden edemiyor insan…