Dün bir dostum ile hafta sonunda Milas’ta yaşananları değerlendiriyorduk, “Ne savaştı ama…” deyince şaşırdım, “Ne savaşı?” diye sordum. O şöyle yanıt verdi:

CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel, Akbelen üzerinden AK Parti iktidarına yüklenmek, adalet istemek ve her mitingde olduğu gibi ‘erken seçim’ talebinin yükseltmek için Milas’a geliyor, O gelmeden Milas’ta partisinin ilçe başkanı tarafından çam devirir gibi zeytin ağacı deviriyor. AK Parti de fırsatı ganimet bildi. Şu anda Özgür Beyin Milas’ta söylediklerini konuşmamız gerekirken, Ahmet Kılbey Beyin devirdiği zeytin ağaçlarını konuşuyoruz. CHP olarak hiç hak etmediğimiz halde AK Parti sözcülerinin karşısında susu pus olduk.

Dostum çok doluymuş. Hızını alamadı şöyle ekledi:

Bu hale Ahmet Kılbey yüzünden geldik, ama bana göre asıl suçlu İl Başkanı Nail Kızıl’dır. Asıl O’nun basiretsizliği yüzünden bu duruma düştük. O mitingde haklıyken haksız duruma düşürüldük. Elbette biz yine haklıyız, ama o gün savunma durumunda bırakıldık.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Muğla’daki “büyükleri” dostuma ne diyebilirler bilmiyorum. Şu kadarını ben söyleyeyim, o anadan babadan CHP’li dostumun CHP’li belediyelerden hiçbir beklentisi olmadığı gibi CHP’den tek beklentisi, annesinin babasının göremediğini görmektir…

Kimin umurunda?

*

Doğrusu ben CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yerinde olsaydım, Ahmet Kılbey’in istifasını istemekle yetinmez, Kılbey’ın istifasını istemeyi ve hatta “ihraç talebiyle” disipline sevk etmeyi akıl edemeyen veya ihmal eden İl Başkanının da istifasını isterdim.

Özgür Özel’in hafta sonunda Milas’ta talebi neydi?

Acele kamulaştırmadan” vaz geçilmesi, toprağın, havanın, suyun ve elbette zeytinliklerin korunması ile “adalet” ve “erken seçim” talebiydi…

Diyelim ki AK PartiTamam” dedi… Önümüzdeki Mart, Nisan, Mayıs aylarında seçim olacak… CHP’nin bu il başkanı ve bu CHP örgütleriyle, iş bilmez belediyeleriyle bu erken seçimden başarı ile çıkılır mı?

CHP seçmeni sizin kapı kulunuz değil…

Evet CHP’liler asla bir başka partiye oy vermezler. Üstelik şimdi Ecevit rahmetlinin DSP’si gibi bir alternatifte yok… Ama CHP’ye oy vereceklerine dair bir garanti de yok… Şöyle bir maziye bakıverin, Cumhuriyet’i kuran parti ne zaman neden nasıl “barajın altında” kalmış?

Evet ekonomi kötü, mutfak yangın yeri, emekli dar gelirli “Ramazan nasıl geçecek” kara kara düşünüyor, ama seçim arifesi maaşlara yapılacak zamma ve yaratılacak bolluğa bakar…

Unutmayın ülkenin yüzde 30 kararsızı, AK Parti konusunda kararlı da CHP konusunda kararsız…

*

Neyse, Ahmet Kılbey’in ardından güzel bir gelişme yaşandı. CHP örgütünün yetiştirdiği Zühra Dönmez Milas İlçe Başkanlığı’na getirildi. Akıl edeni kutlarım. Ancak kimse o akıl eden kongrelerde neden akıl edememiş diye de sormak isterim.

Yeni Milas İlçe Başkanı Zühra Dönmez için hemen “CHP’nin üç kadın ilçe başkanı oldu” diye yazanlar oldu. Keşke CHP’nin Muğla’da üç tane “seçilmiş kadın ilçe başkanı” olmuş olsaydı…

Zühra Dönmez’in daha güzel bir sıfatı var… Kendisi Muğla’nın ‘ilk seçilmiş kadın belediye başkanı’dır. Gonca Köksal Aras’a bu sıfatı yakıştıranlar oldu, ama öyle değil… CHP’nin Muğla’da ilk kadın ilçe başkanı da Bodrum’da Rezzan Karahan’dır…

MuğlaBüyükşehir” statüsüne geçmeden önce Milas’ın Çamiçi (Bafa) Belediye Başkanıydı. Yani 2009-2014 yılları arasında Bafa Belediye Başkanlığı yapan Zühra Dönmez, Muğla’nın seçilmiş ilk kadın belediye başkanı olmakla beraber, Çamiçi’nin son belediye başkanıdır.

Partisinin değişik kademelerinde görev yapan ve kurultay delegeliği de yapmış olan Züra Dönmez rahat bırakırlarsa Milas İlçe Başkanı olarak da başarılı olacaktır…

*

Evet şu anda CHP’nin Muğla’da üç kadın ilçe başkanı bulunuyor: Zühra Dönmez, Pelin Özbozdağ ve Arzu Doğruel

Gerçekten üçüne de yakışıyor, ama yakışmak başka bir şey, başarmak başka bir şey. Marmaris İlçe Başkanı Pelin Özbozdağ, İl Yönetim Kurulu Üyesi iken dönüp, delege seçimlerinde savaşarak ilçe başkanlığına geldi. Arzu Doğruel o kongrelerde Nail Kızıl’ın Menteşe İlçe Yönetimi’nde yer almıştı. Sonra ne olduysa “vahiy gelmiş” gibi Nail Kızıl ilçe başkanlığını bırakıp rakipsiz İl Başkanı adayı haline getirilince, yönetimin içinden Arzu Doğruel Menteşe İlçe Başkanı yapıldı.

Aslında kimse Arzu Doğruel’in ilçe başkanlığının, Nail Kızıl’ın da İl Başkanlığının başarısını tartışmamalıdır.

Çünkü ne Arzu Doğruel’in İlçe Başkanlığı ne de Nail Kızıl’ın il başkanlığı talebi yoktu.

Görevlendirildiler ve taşıyamıyorlar.

Zühra Dönmez öyle değil. Kongreler sırasında Ahmet Kılbey’i akıl edenler Zühra Dönmez’i ilçe yönetim kurulu üyeliğine razı edeceklerine ilçe başkanlığına razı etmiş olsalardı hafta sonunda yaşananlar, Özgür Özel’e yaşatılanlar yaşanmamış olabilirdi…

Aslında öteki ilçelerin çoğunun durumu farklı değil… Ortaca İlçe Başkanı ile ilgili pek çok iddia var. Belediye Başkanı bırakın Ortaca’yı, meclis üyelerini yönetecek durumda değil… Kim ne derse desin partiyi göreve geldiğinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezinde yaptığı konuşmada “Ben belediye başkanıyım siyaseti il başkanıma bıraktım” diyen Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın o il başkanının adaylığını engelleyip, ilçe başkanı seçilmiş ismi il başkanı yaptı...

CHP gerçekten iktidara yürüyorsa önce Muğla’da yerel yönetimler karışmadan ilçe kongreleri ve il kongresi yenilenmelidir… Gerisi nafile namazıdır…

*

Ha bu arada CHP’de bir görevden alma daha yaşandı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in talebiyle İlçe Başkanı Ahmet Kılbey’in istifasının ardından, Milas Belediyesi’nde Ruhsat ve Denetleme Müdürü olarak görev yapan damadı Cenk Soydan’ın da görevden alındığı açıklandı.

Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz, gelişmeyi soranlara “Kimin hatası varsa, gereken yapılacak” diyerek belediye yönetiminin tavrını net biçimde açıklamış oldu. Bu CHP’nin kamuoyuna verdiği “sorumluluk ve hesap verebilirlik” mesajı olarak yorumlandı.

Keşke öyle olsaydı, ama öyle de olmadı… Gerçekte ise, damat Cenk Soydan’ın yerine Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü görevine geçici olarak Münir Geçgil getirilirken, damat Soydan Fen İşleri biriminde görevlendirilmişti…

Sedat Kaya arkadaşımız “Datça’nın Sesi”ndeki bir yazında zeytin ağaçlarının kesildiği o alanla ilgili “imara açılacak mı diye takip edilmeli” demiş, doğru söylemişti. Milas Belediyesi’nde Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü’ne kalıcı görevlendirme de takip edilmeli…

*

Sedat Kaya dün Datça’nın Sesi’nde kaleme aldığı “Hakikat Bizden Değilse, Hakikat Değildir” başlıklı yazısında “Milas’ta zeytin ağaçlarının kesilmesiyle başlayan Ahmet Kılbey krizi, tek bir isimden çok daha fazlasını açığa çıkardı. Belgeler okunmadan verilen örgütsel destek, partizanlığın vicdanı nasıl askıya aldığını gösterdi. Genel Başkan Özgür Özel’in net tavrıyla silinen paylaşımlar ise şu soruyu kaçınılmaz kıldı.” deyip, “İlke mi belirleyicidir, yoksa talimat mı?” diye sordu...

Bu soru ve elbette yanıtı “erken genel seçimin” ayak sesleri gelirken çok önemli…

Sedat Kaya dün yazısında “Bazı olaylar isimleri, partileri, logoları aşar. Bir zeytin ağacı kesilir, ama asıl devrilen vicdanın gövdesidir. Milas’ta yaşanan Ahmet Kılbey olayı da böyle bir eşik. Bir ilçe başkanının arsasında zeytin ağaçlarının kesilmesiyle başlayan tartışma, kısa sürede başka bir yere evrildi. Partizanlığın insanı nasıl körleştirdiğine dair ibretlik bir tabloya.” İfadelerinde de bulunarak şöyle devam ediyordu:

Bu yüzden ülkenin hali tribündeki fanatikliğe benziyor: Forma kutsaldır. Hakem hep kötüdür. Kendi oyuncumuz faul yapmaz. Gol her koşulda meşrudur. Ama siyaset futbol değil. Zeytin ağacı ofsayta düşmez. Rant, sadece deplasmanda değil, kendi evinde de suçtur. Ve vicdan, sadece kazanırken taşınacak bir aksesuar değildir. Bu olay bir ders veriyor aslında. İlke, lidere bakarak yön değiştiriyorsa, o ilke değildir. Paylaşım silmekle sorumluluk silinmiyorsa, yüzleşme kaçınılmazdır. Ve belki de en acısı şu; bu ülkede zeytin ağaçlarından önce, ahlaki refleksler eksiliyor. Artık aynaya bakma zamanı gelmedi mi?

İşte iktidara yürüdüğünü söyleyen bir parti için turnusol kâğıdı… Bir parti iktidara yürürken adımlarını arınarak atmalıdır… O adımlar zorlama, göstermelik olmamalıdır…

*

Ahmet Kılbey’in aslında suçu ağaçları Özgür Özel gelmeden kesmiş olmasıdır. Mitingden sonra kesmiş olsaydı yine gündeme gelirdi, ama AK Parti’nin gürültüsü karşısında CHP’nin suskunluğu yaşanmazdı… En azından AK Parti, CHP ile “çevre kantarına” çıkarılamazdı!

Oysa CHP’de “Ahmet Kılbey olayı” ilk de değil…!

Erman Şahin Muğla’da ve hatta Ege’de her zaman örnek başkan olmuştur. Gerçek anlamda çevreci, gerçek anlamda korumacı, gerçek anlamda sosyal belediyeci, gerçek anlamda sosyal demokrat ve Muğlalı

Bugünün yöneticileri “düzenleme yapıyoruz, budama yapıyoruz” diye şehrin parklarındaki ağaçları doğrayıp, yeşil alanları mermerle kaplarken, Muğla’nın imarında hiçbir zaman mermer kullanmayan Erman Şahin Düğerek Yolu ile Karabağlar Yolu’nun kaldırımlarına zeytin dikmişti…

Osman Gürün onları ortadan kaldırdığında kimsenin sesinin çıkmadığı gibi, Muğla Kireç Sanayi tesisinin çevresindeki “koruma bandı” meclis kararı ile kaldırıldığında altından AK Parti Milletvekili Seyfi Terzibaşıoğlu’nun ‘zeytinliği’ ile CHP’li Meclis Üyesi Hilmi Giresun’un ‘zeytinliği’ çıkmıştı. Galiba dönemin CHP Kadın Kolları Başkanı’nın yeri de vardı. Hatta Ona %60 değil de %40 imar verilince kırgınlık olmuştu…

Şimdi oralarda Muğla’nın en pahalı, en lüks konutları yükseliyor.

O zaman ne AK Partililer ne de CHP’liler ses çıkarmamıştı… Muğla’da o kadar çok zeytinlik CHP&AK Parti el ele yok edildi ki… İsterseniz bu konuda Büyükşehir Belediye Meclisi’nde bir “Araştırma Komisyonu” kurulsun…

*

Bizim Nejat Altınsoy da dünkü yazısında “2012’den Bugüne Değişmeyen Soru” ara başlığı altında “Çok yıllar önce, 2012’de ‘develer tellal, pireler berberken’ şunu yazmıştık: ‘Herkes siyasetle ne yapacağının kararını versin’… Bu tespitle siyasetin ikbal ve istikbal kapısı haline getirilmesini eleştirmiştik. Bugün gelinen noktada görüyoruz ki, o eleştiriler ne yazık ki hâlâ güncelliğini koruyor.” derken “Sormak gerekiyor: Kim, ne için siyaset yapıyor?” sorusunu sormuş.

Yanıtı siz verin…

---------- -----------

GÜNÜN SÖZÜ: Bireysel yapılan hatalara enayilik diyorlar, toplu yapılanına ise milli irade! --Metin Üstündağ