Değerli Dostlarım; Yörük kültüründe yılı önce ikiye bölerler. Kasım ve Mayıs adı altında. Sonra kara kış, zemherir, sonrasında Hamsin mevsimi başlar. Şubat ayının 1’inci gününden başlayarak 50 gün devam eden Hamsin mevsimi içinde de bir takım ayrı ayrı mevsim özellikleri yaşanır. Şubat ayının 20/21’inci günü ilk cemre havaya düşer. Ne anlamı vardır? Havalar ısınmaya başlar. Şubat ayının 26/27’nci günü ikinci cemre suya düşer ve sular ısınmaya başlar. Son olarak da 6/7 Mart’ta üçüncü cemre toprağa düşer ve toprak da ısınmaya başlar. Toprakta kalır cemre mevsimi.

Özellikle kış mevsiminin başlaması Kasım ayının son on gününde başlar. Aralık ayının 10’una kadar devam eder. Sonra Yörük kara kış başlar. 10 Aralık–20 Aralık arasında kara kış devam eder. 20 Aralık’tan sonra da zemheri mevsimi başlar ve Şubat ayının ilk gününe kadar devam eder. Bu saydıklarım mevsimleri son on yılda yaşayamaz olduk. Sebebini iklim değişikliğine bağlıyorlar ama bendeniz bu savunmaya inanmam ve karşı çıkarım.

Yüzyıllar boyunca insanoğlu bugüne yaşamış ve yaşayagelmiş. Atasözlerimiz gibi yaşanılan hadiseleri not ederek bizlere ulaştırmayı başarmışlar dedelerimiz, atalarımız. Ancak; yaşadığımız ve içinde bulunduğumuz mevsim itibarıyla yağmur anlamında geçmiş kışları hatırlamaya başladık. Rize vilayetinden sonra en çok yağış alan ilimiz Muğla, bu sene hakikaten eski yıllara nazaran çok eskiden yaşanmış eski kışları hatırlatır biçimde hatırı sayılır yağmur almaya devam ediyor. Yağmur rahmettir. Yağmur hayattır. Yağmur sudur.

Yağmur yağdığında eskiler şöyle dua ederlerdi: “Ya Rabbim, gökten rahmetini, yerden bereketini eksik etme.” Bu günlerde yağan yağmurlar sebebiyle ilçemiz Ula’da zaman zaman evlere, bodrum katlara su girdiği, yağmur suyu bastığı anlamında serzenişler duymaya başladık. Doğrudur. Zira on yıllar önce ilçemiz Ula’ya bu seneki kadar etkili ve sürekli yağmur düşmemişti.

Bir hatıramı nakledeyim, konunun daha iyi anlaşılması bakımından. Geçende eczanede bulunuyordum, ilaç alacaktım. Benden önce eczaneye bir müşteri gelmiş. Eczacı ile konuşuyorlar. Müteahhitlik yaptığı anlaşılıyor söz ve davranışlarından. Dedi ki o müteahhit: “6–7 sene önce Ula’ya iki blok yaptım. Blokların çatılarını örtmek için kiremit konulması gerekiyor, zira burası yağmur alan bir bölge. Baktım son on yılın meteorolojik raporlarına, çok da yağmur almamış gibi duruyor. Çatıyı yaparken çok eğim yerine yatık eğim vererek kiremitleri koyduk ve teslim ettik. Buradan da işlerimin olduğu başka yerleşim merkezlerine gittim. Önceki seneden bir önceki sene bir telefon geldi bana, dediler ki çatınız akmaya başladı ve senden şikâyetçiyiz. Hem iş garantisi hem de kullanılan ürün garantisi olunca çıktım geldim. Az yağmur olur inancıyla (önceki meteorolojik raporlara bakarak) çatıyı nizamında gösterildiği gibi değil, daha az eğimli yapmıştım. Çatıyı söktüm, kiremitleri değiştirdim ve nizamnamede gösterildiği şekli ile tekrar çatıyı yaparak teslim ettim.”

Yağmur alan bir bölgedir buralar. Bu sene de yağmur alıyoruz. Çoktandır akmayan Akarca Deresi akmaya başladı. Her iki gölet doldu. Yaşanılan bu olaydan çıkaracağımız dersler vardır.

Efendim; su baskınları oldu. Efendim; bodrum katları su bastı. Efendim; caddelerimizden geçemez olduk. Hepsi doğru. Doğru da yanlış olan bizim davranışlarımız. Ev yaparken meteorolojik raporlara elbette itibar edeceğiz. Fakat yerli halk dediğimiz, toplum hafızasını elinde tutan yaşlı ve tecrübeli kişilerle hasbihal etmez ve bilgi almaz isek yanılgılara düşeriz.

İlçemiz Ula’da inşaatlar taban tabir ettiğimiz tarlalara yapılmaya başlandı. İlçemiz Ula göç aldığı için elbette konut ihtiyacı baş gösterdi. Maşallah, müteahhit firmalar yoğun çalışmalar içindeler. Ancak; her şeye rağmen bendenizin bir itirazı var. Konut yapılsın, konutlar üretilsin, eyvallah. Konutların yapılacağı yerde yaşayan eskilerden, ihtiyarlardan bilgi alınsın. Neden diyorum, o bölgeyi o bilir. Tecrübesi vardır.

Bizim Ula’da eski yıllarda bu mevsimde (Hamsin mevsimi) yağmurlar yağdığında mahallî tabirle “Gara Suluk oynar” buralarda. Her bölgede değil ama çoğunlukla belli bölgelerde Gara Suluk dediğimiz, toprak doyar ve toprağın altından bulduğu bir yoldan sular kendiliğinden dışarı akmaya başlar. Bu olaya Ulalılar olarak “Gara Suluk oynadı” deriz. İlçemiz Ula’da bu sene eski kışları hatırlatır biçimde yağmur yağdığı için belli bölgelerde Gara Suluk oynamaya başladı.

Müteahhit firmalara tavsiyem şudur: Yapacağınız konutlarda mutlaka aşırı yağmur alacak diye ve taban suyu yükselir belki diye su basman kısmını daha yukarıdan (takriben 80/90 cm) alarak konutları sel ve su baskınlarından koruma imkânınız olabilir. Biz sadece tavsiye ederiz.

Daha yeni geçtiğimiz hafta yağan yağmurlardan dolayı Köprübaşı Mahallesi’ndeki yeni yapılan ve su basmanı hafif/basık olan konutlara su girmiş. Su basmış. Basar. Ne derler: Su akıntısına gider. Dere yataklarına ya da bundan 100 yıl önce akan bir derenin yatağına konut yapmak son derece yanlış ve hatalıdır. Dere kenarlarına ve hatta yüz yıllar önce geriz diye adlandırılan bahçe sularının aktığı mecralara da konut yapmak son derece hatalıdır.

İklim değişikliği konusuna hiç girmeyeceğim. Karşı olduğum için de ve arkasında çok değişik olayların gizlenebileceği bir mecra gibi görüyorum. Doğa ile oynanmaz. Doğayı oynayamazsınız. Yaşını bilemediğimiz bu dünya gezegeninde bizden öncekiler nasıl yaşamış ve yaşanacak bir dünya bıraktılar ise biz de har bulup harman savurmadan, kırıp dökmeden bize verilen bu nimetleri en güzel biçimde gelecek nesillere aktarmamız boynumuzun borcudur diye düşünür, kabul ederim.

Önümüzdeki Perşembe günü Ramazan ayının ilk gününü idrak edeceğiz. Öncesi rahmet, ortası mağfiret ve son on günü de cehennemden azad günleri olan bu mübarek mevsimin âlem-i İslam’a hayırlar getirmesi temennilerimle Ramazanınızı tebrik ediyorum.

Eski tabirleri oldum olası severim. Ramazan geldiği zaman Müslümanlar ne derler birbirlerine? “Oruçlarınızı sağlıkla tutunuz” derler. Hoşça kalınız, sağlıcakla kalınız.