Bazen bir yolculuğun en güzel tarafı varacağınız yer değil, yol üzerinde yeniden bulduğunuz insanlardır. Bir bardak çay, bir testi su, dumanı tüten bir pide ve hiç tanımadığınız insanların sıcaklığı; unuttuğunuz bir hayatı yeniden hatırlatmaya yeter.

Denizli yolunda Burdur’a doğru gidiyoruz. Tavas’ı geçtikten sonra yol kenarında bir köy ismi arıyoruz. Daha önce Denizli’ye giderken hasbelkader uğrayıp bir sabah çayı ve kahvaltısı yaptığımız bir köy burası. Orada içtiğimiz çayın ve suyun lezzeti ve ona eşlik eden köylülerimizin sohbeti bizleri tekrar buraya uğramaya itiyor.

Aradığımız köy Sarıabat. Aslında köy diyemiyoruz artık; her yerleşim yeri mahalle ismini aldı ya. Bu da ayrıca üzerinde konuşulması gereken sosyolojik bir mesele. Neyse, köyün ismi ile karşılaşıyoruz. Yıllardır görmediğimiz bir dosta rastlamış gibi yüzlerimiz aydınlanıyor.

Köyün arazileri muhteşem işlenmiş. Havası o kadar güzel ki... Köy yoluna saptığımızda iki, üç tekerlekli araçlar karşılıyor bizi. Her birinin üzerinde genç, yaşlı, özellikle kadınlar dikkatimizi çekiyor. Sabahın erken saatleri, insanlar çalışmaya koyuluyor. Evlerin önündeki odunlar dikkatimi çekiyor.

Köy merkezine yaklaştığımızda daha önce uğradığımız caminin karşısındaki kahvehaneye uğramak istiyoruz. Ama bir değişiklik var. Bu dikkatimi çekiyor. Kahvehanenin tam yanında bir pideci dükkânı açılmış. Sabahın bu erken saatlerinde insanlar sıraya girmiş bekliyorlar. Tabelada “Pideci Bünyamin Usta” yazıyor.

Daha önce buraya geldiğimizde ekmeğin dışarıdan getirildiğini, köylülerin ekmek ihtiyacının bu şekilde karşılandığını öğrenmiştik. Pidecinin tabelasındaki “tırnaklı pide” ismi hepimizi çocukluğumuza götürüyor.

Dükkânın sahibi bizi güler yüzle karşılıyor. “Hoş geldiniz.” diyor. “İsterseniz çay ikramımız da var.” diye ekliyor. İçerisi kalabalık. Tırnaklı pidesini ya da diğer siparişlerini bekleyenler sırayla karşılığını alıp ayrılıyorlar. Biz de tırnaklı pide sipariş ediyoruz.

Dükkânın sahibi, orada kaldığımız müddetçe bizi hiç yalnız bırakmıyor. Sohbetinden Yörük olduğunu, buraya yıllar önce göç ettiklerini, eski köylerinin daha ileride olduğunu öğreniyoruz. Köyün çekim merkezi olduğunu ve hiç göç vermediğini ekliyor.

Sohbet esnasında dikkatimi çeken en önemli nokta, köyün üç dört aileden oluşmuş olduğunu ve buraya Muğla’dan geldiklerini söylemiş olmaları. Zaten köy, Denizli-Muğla ilişkisini her zaman devam ettirmiş. Şimdilerde Denizli’den olsun, Muğla’dan olsun elit kesimden ailelerin burada arazi alıp köy evi yaptırdıklarını ve burada yaz kış kalmak istediklerini anlıyoruz. Sarıabat köyünün tarihî geçmişi hakkında ayrıca araştırma yapmak gerektiğini düşünüyorum.

Nihayet çaylarımız geliyor. Daha önce içtiğimiz çayın lezzetini yeniden bulmak bizleri mutlu ediyor. Sonra testi ile su ikramında bulunulunca çayın bütün lezzetinin sudan kaynaklandığını anlıyoruz. Çok hafif, az da olsa farklı aromalar bırakan bir lezzeti var bu suyun.

Burada rakım epey yüksek. Muğla’daki sıcaklık, burada yerini insanın içine işleyen güzel bir serinliğe bırakıyor. Kışın burada uzun süre kar durduğunu öğreniyoruz.

Sonra gelelim pide yapan gencecik ustamız Bünyamin Usta’ya...

Pırıl pırıl, gencecik ustamız o kadar güler yüzlü ki... Bünyamin Usta makine mühendisliği okumuş. Pideciliğe merak salmış. Ünlü Elmalı Pide’de çalışmış. Sonra mesleğine, ailesinin de desteğiyle, köyünde devam etmek istemiş.

Düşünüyorum: Gençlerimiz tıp okusun, mühendislik okusun, öğretmenlik okusun, hukuk okusun ama sevdikleri, zihin ve el becerilerini gösterecekleri meslekleri yaşam formlarının merkezi hâline getirseler ne kadar güzel olur. Ellerinde diplomalarıyla o kadar işsiz, mutsuz gencimiz var ki...

Bünyamin Usta’ya bakıyorum; yaptığı işi zevkle yapıyor, çok da mutlu. Ve kattığı lezzet de mükemmel.

Tırnaklı pideleri getiriyorlar, dumanı üstünde. İçine tereyağı ve peynir koymuşlar. Bu lezzeti uzun zamandır tatmadığımı hissediyorum. Köydeki insanlarımızın sohbeti, çayın ve suyun lezzeti ve onu tamamlayan bir ustanın bütün mutluluğu ve becerisi ile önümüze koyduğu muhteşem lezzet...

Yağlı pideden her çeşit pideye kadar pide yapılıyor ama burası bir pideci dükkânından çok, köyün insanlarının bütün güzelliklerini, sohbetlerini taşıdıkları bir mekân.

Denizli’ye ya da Burdur’a giderken Tavas’ı geçtikten sonra yoldaki köy isimlerini takip edin: Tekkeköy, Sarı İsmail Sultan Türbesi ve hemen arkasından Sarıabat köyü...

Ana yoldan köy merkezine doğru ilerleyin ve sizi dünyanın bütün monotonluğundan sıyıracak, kendinize getirecek, insana ait bütün güzelliklerle tamamlayacak bir yerde duracaksınız. Orada geçireceğiniz zaman, çok özlediğiniz hatıraları da tekrar yaşamanızı sağlayacak.

Sarıabat’tan ayrılırken yolumuz Burdur’a doğru ilerliyor. Dönüşte köye tekrar uğrama planı yapıyoruz. Çünkü gideceğiz... Sabahın erken saatlerinden geç saatlere kadar hizmet vermeye devam ediyor.

Yol devam ediyor ama Sarıabat geride kalmıyor. Bir bardak çayın buğusunda, bir testi suyun serinliğinde, Bünyamin Usta’nın emeğinde ve köy insanının sohbetinde bizimle birlikte geliyor. Belki de özlediğimiz şey bir köy değil; insanın insana hâlâ gönül rahatlığıyla “Hoş geldin.” diyebildiği o eski dünyadır.