İnsanin Çocukluğu Vatanidir
Değerli dostlar, kıymetli sanatseverler, sevgili Yücel Uysal…
Bazı kitaplar okunur ve kitaplıktaki yerine bırakılır. Bazı kitaplar ise bizi alır, yıllardır kapısını açmadığımız bir hatıranın önüne götürür.
Bir koku gelir burnumuza…
Bir sokak belirir gözümüzün önünde…
Bir annenin sesi, bir babanın nasırlı elleri, çocukluğumuzun tozlu yolları, yaz akşamları, komşular, arkadaşlar…
Ve birden anlarız ki insan büyüse de çocukluğundan hiç ayrılmıyor.
Ben bu yüzden hep şu cümleye inanırım:
İnsanın çocukluğu vatanıdır.
İnsan dünyanın neresine giderse gitsin, hangi şehirde yaşarsa yaşasın, kaç yaşına gelirse gelsin; içinde bir yerde o vatana dönme arzusu taşır.
Yücel Uysal’ın Tütün Kokan Çocuklar’ını okurken de insanın içinde işte o kapı açılıyor.
Çünkü burada yalnızca tütünden söz edilmiyor. Burada insandan söz ediliyor.
Tütün kokusu, aslında emeğin kokusudur.
Toprağın kokusudur.
Yoksulluğun içindeki onurun kokusudur.
Bir ailenin hayata tutunma mücadelesinin kokusudur.
Ve belki hepsinden önemlisi, bir daha geri gelmeyecek çocukluk zamanlarının kokusudur.
Tütün coğrafyasının çocukları hayatı bugünün çocuklarından biraz farklı öğrendiler. Hayat onlara çoğu zaman bir oyun bahçesi olarak sunulmadı. Onlar hayatı tarlada, evde, sokakta; annenin, babanın yanında öğrendiler.
İmkânsızlığın içinde büyüdüler ama hayal kurmaktan vazgeçmediler.
Fakirlik gördüler ama gönüllerini fakirleştirmediler.
Yoruldular ama hayata küsmeyi öğrenmediler.
Çünkü Anadolu insanının çok eski bir öğretisi vardı:
İnsan, insanla insan olur.
Tütün Kokan Çocuklar’da benim gördüğüm en önemli damarlardan biri de budur.
Oradaki insanlar belki maddi anlamda çok şeye sahip değillerdi. Ama paylaşmayı biliyorlardı. Komşuluğu biliyorlardı. Bir sofranın etrafında çoğalmayı, bir acıyı bölüşerek azaltmayı, bir sevinci paylaşarak büyütmeyi biliyorlardı.
Bu nedenle ben o çocuklara yalnızca “yoksul çocuklar” diyemiyorum.
Çünkü onlar başka türlü bir zenginliğin çocuklarıydılar.
Gönül zenginliğinin…
Yücel Uysal’ın yaptığı da bana göre tam burada önem kazanıyor.
O, geçmişi sadece anlatmıyor; geçmişin hafızasını bugüne taşıyor.
Çünkü hatırlamak, bazen bir insanın kendisine karşı sorumluluğudur.
Unutursak yalnızca olayları unutmayız.
İnsanları da unuturuz.
İnsanları unutursak onların emeklerini unuturuz.
Emeklerini unutursak bir şehrin, bir toplumun, hatta bir medeniyetin hafızasında büyük boşluklar oluşur.
İşte Tütün Kokan Çocuklar, biraz da bu boşluğa karşı yazılmış bir hatırlama kitabıdır benim için.
Bir zamanlar Muğla'nın tütün tarlalarında çalışan insanların, o insanların çocuklarının, sevinçlerinin, mücadelelerinin, aşklarının, yoksulluklarının ve umutlarının unutulmaması için tutulmuş edebî bir kayıttır.
Çünkü şehirler yalnızca binalardan oluşmaz.
Şehirleri şehir yapan, insan hikâyeleridir.
Muğla'yı Muğla yapan da yalnızca beyaz badanalı evleri, dar sokakları, bacaları değildir. O evlerin içinde yaşayan insanlardır. O sokaklardan geçen çocuklardır. Tütün tarlalarından eve dönen kadınlardır, erkeklerdir. Bir ekmeği bölüşen ailelerdir.
Ve bütün bunların ortasında büyüyen çocuklardır.
İşte o çocukların üzerine tütün kokusu sinmiştir.
Ama yalnızca elbiselerine değil…
Hatıralarına da sinmiştir.
Yıllar geçer, çocuk büyür. Başka şehirlere gider. Başka hayatlar kurar. Saçlarına aklar düşer.
Fakat bir gün küçücük bir şey olur.
Bir koku…
Bir türkü…
Eski bir fotoğraf…
Bir sokak…
Ve insan bir anda çocukluğuna döner.
Çünkü zaman geçer ama çocukluk insanın içinden geçmez.
Sevgili Yücel Uysal’ın Konya’dan Muğla’ya uzanan gönül yolculuğunda da ben bunu görüyorum. Doyduğu şehir Konya ile doğduğu şehir Muğla arasında Anadolu’nun aynı gönül iklimi vardır. Bir tarafta Mevlânâ'nın, diğer tarafta Ege'nin insan sıcaklığı…
Ve Yücel Uysal bütün bunları şiirin içinden geçirerek nesre taşıyor.
Şairliğinden gelen duyarlılığı hikâyelerinin içine bırakıyor.
Bu nedenle onun anlattığı çocuklar yalnızca geçmişte yaşamış çocuklar olarak kalmıyorlar.
Bir bakıyorsunuz o çocuklardan biri sizsiniz.
Bir başkasında annenizi görüyorsunuz.
Bir diğerinde babanızın ellerini hatırlıyorsunuz.
Ve kitap bittiğinde belki kendimize şu soruyu soruyoruz:
Biz çocukluğumuzdan bugüne ne getirdik ve çocuklarımızın hatıralarına ne bırakıyoruz?
Bence Tütün Kokan Çocuklar’ın bugüne söylediği en önemli sözlerden biri de burada saklıdır.
Çünkü mesele geçmişi kutsamak değildir.
Mesele geçmişten bugüne taşıdığımız insanî değerleri kaybetmemektir.
Dayanışmayı…
Vefayı…
Komşuluğu…
Emeğe saygıyı…
Sevgiyi…
Ve insanın insana dokunabilme kabiliyetini…
Zaman akıp gidiyor sevgili dostlar.
Sonunda hepimizin elinde birtakım hatıralar kalacak.
Belki birkaç fotoğraf…
Birkaç eşya…
Birkaç cümle…
Ama insanın gerçek hikâyesi, başka insanların gönlünde bıraktığı izlerle yaşayacak.
Tütün Kokan Çocuklar bana bunu yeniden hatırlattı.
Ve bugün buradan çocukluğunun Muğla'sını, insanlarını, emeğini ve hatıralarını kelimelerle yeniden yaşatan sevgili Yücel Uysal’a seslenmek istiyorum:
İyi ki o çocukları unutmadınız.
İyi ki onların kokusunu, sesini, sevincini ve hüznünü kelimelere emanet ettiniz.
İyi ki çocukluğunuzun vatanına dönüp oradan bize bir avuç hatıra getirdiniz.
Çünkü artık biliyoruz ki o çocuklar yalnızca sizin çocukluğunuzun çocukları değil.
Onlar biraz da bizim çocukluğumuzun çocukları…
Onlar Muğla'nın çocukları…
Onlar Anadolu'nun çocukları…
Ve onlar, bütün yoksulluklarına rağmen gönülleri zengin olan Tütün Kokan Çocuklar…
Daha söz ne ola ki Yücel Efe’m?
Sizin ifadenizle:
Aşk ola!

