Muğla 2053 yılında “hızlı tren” ile tanışıyor.
Müjdeyi 22. Dönem Muğla Milletvekili Seyfi Terzibaşıoğlu verdi. Seyfi Bey’e “Benden görme ihtimalimin olmadığı bir hizmetin müjdesini vermemi istiyorsun.” diye takıldım. O “Bende görmeyebilirim, ama peşinde koşuyorum. Bu ifadeni senin gibi idealist birine yakıştıramıyorum.” diye karşılık verdi. Bunu yazacağım.
Muğla’da hafta sonunda iki siyasi yarış vardı. Biri Göktepe’de. Biri Muğla Üniversitesi AKM de… AKM de âdeta bir “gövde gösterisi” kıvamında geçen MHP Muğla İl Kongresi’ni dün paylaştık. Cuma günü de Göktepe Şenliği ile YENİ Parti de hafta sonunda yapılacak seçimle ilgili görünür halle gelen “bürokrat ve siyasetçi rekabeti” ile görünür hale gelen ilçe başkanı adaylarının yarışını yazarız…
Önceki gün Hamle’de “Kazadan sağ çıktı, 180 günlük süre doktoru görevinden etti” başlıklı bir haber vardı. Bodrum’da aile hekimi Dr. Deniz Nalbantoğlu iş yerine giderken trafik kazası geçirmiş. Dizi ameliyatlar, yoğun bakımlar derken 180 gün geçmiş, “İyiyim artık” deyip iş başı yapmak istemiş. “180 gün işe gelmediğin için iş başı yapamazsın” denmiş. 180 gün tatil mi yapmış? Bu nasıl bir garabettir! Buna da bugün bakalım…
*
İNSAN 180 GÜNDE İYİLEŞMEZSE SİSTEM NE YAPIYOR?
Bazı haberler vardır, okursunuz ve geçersiniz. Bazıları vardır, insanın içine oturur.
Dr. Deniz Nalbantoğlu'nun yaşadığı tam da böyle bir hikâye.
Bir doktor… Sabah işe gitmek için evinden çıkıyor. Hastalarına yetişmek için yola koyuluyor.
Sonra bir trafik kazası;
11 gün yoğun bakım. Sayısız kırık. Ameliyatlar. Aylar süren tedavi. Aylar süren rehabilitasyon.
Ve sonunda yeniden ayağa kalkıyor.
Bu bir iş kazası değil de nedir?
Bu “iş kazasından” meslektaşları ve azmi sayesinde 180 gün sonra sağ çıkabilen Dr. Deniz Nalbantoğlu “artık emekli olayım” demiyor. “Beni rahat bırakın” demiyor. Yararlı olmaya devam etmek istiyor… “Görevime dönmek istiyorum” diyor. Dönüyor da… Fakat sistem ona şunu söylüyor:
- “180 günü aştın.”
Sanki kazayı kendisi planlamış. Sanki yoğun bakımda takvim kontrol etmiş. Sanki ameliyat masasında “Acaba 180 gün dolmadan iyileşebilir miyim?” diye hesap yapmış.
İnsan hayatının karşısına Excel tablosu koyarsanız, sonuç işte böyle oluyor! Bürokrasi insanı iyileştirmiyor;
Devletin kuralı olabilir. Sözleşmenin maddesi olabilir. Yönetmelik olabilir. Ama devlet dediğimiz şey, kâğıttan ibaret değildir. Olmamalıdır… Devletin en temel görevi insanı korumaktır.
Hele konu sağlık ise…
*
BU BİR İŞ KAZASIDIR!
İnsan sağlığını korumak için var olan bir sistemin, ağır yaralanmış bir hekime “süren doldu” demesi, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir çelişkidir. Çünkü burada basit bir devamsızlık hikâyesi yok. Burada işe gitmek istemeyen bir çalışandan söz etmiyoruz. İşe gitmek için yola çıkmış ve o yol üzerinde ağır yaralanmış bir doktordan söz ediyoruz.
Hem işe giderken yaşanan kaza sadece trafik kazası mıdır?
Aradaki fark bu kadar açıkken hâlâ yalnızca “180 gün” deniliyorsa, sorun yalnızca mevzuatta değil, mevzuata bakış biçiminde de aranmalıdır. İnsan mı önemli, süre mi? Şimdi çok basit bir soru soralım.
Bir doktor 180 günden önce iyileşirse sorun yok. 181'inci günde iyileşirse? Ne değişti? İnsanın sağlık durumu mu? Hayır. Takvim değişti. 180'inci gün ile 181'inci gün arasında insan hayatını bir anda değersizleştiren sihirli bir sınır yok. Var mı?
Bir insanın bedeni yönetmelik takvimine göre iyileşmiyor. Kemik “Bugün 180'inci gün, artık kaynamam gerekiyor” demiyor. Yara “Sözleşme şartları gereği kapanıyorum” demiyor. Rehabilitasyon “Mevzuata uygun olarak tamamlandı” demiyor. İnsan bedeni kendi zamanında iyileşiyor. Ama sistem kendi zamanını dayatıyor. İşte tartışılması gereken nokta tam da burası.
Doktor hastalandığında ne olacak?
*
SAĞLIK ÇALIŞANLARINDAN FEDAKARLIK BEKLİYORUZ, ONLAR İÇİN FEDAKARLIK NEREDE?
Sağlık çalışanlarından fedakârlık beklemeyi çok iyi biliyoruz.
Onlardan nöbet bekliyoruz. Fazla mesai bekliyoruz. Afette görevin başında olmalarını bekliyoruz. Salgında en önde olmalarını bekliyoruz. İnsanların en zor anlarında onların yardımına koşmasını bekliyoruz.
Ama doktorun başına ağır bir kaza geldiğinde? O zaman bir anda insan değil, sözleşme maddesi konuşmaya başlıyor. Bu kabul edilebilir mi?
Bu sorunun cevabını yalnızca hukukçulara bırakmamak gerekiyor. Çünkü mesele aynı zamanda vicdanidir. Altı yılın bir karşılığı yok mu?
Dr. Nalbantoğlu altı yıldır aynı bölgede aile hekimliği yapıyor. Altı yıl…;
Bir hastanın kronik hastalığını öğrenmek için. Ailesini tanımak için. Geçmişini bilmek için. Hangi ilacı kullandığını, hangi hastalığı ne zaman geçirdiğini bilmek için. Güven ilişkisi kurmak için.
Sonra bir kaza oluyor.
Trafik kazası mı iş kazası mı? 180 gün keyfi geçen bir aman dilimi mi?
*
SAĞLIK HİZMET İNSANDIR; 180 GÜN BİR İNSANI ANLATMAYA YETER Mİ?
Doktor aylarca tedavi görüyor. İyileşiyor. Geri geliyor. Ama artık eski yerinde değil.
Peki o hastalar? Onların yıllardır kurduğu doktor-hasta ilişkisi? Bir aile hekiminin yıllar içinde oluşturduğu sağlık takibi?
Bunların da bir karşılığı olmalı. Sağlık hizmeti sadece bina değildir. Sadece masa değildir. Sadece bilgisayar ekranı değildir. Sağlık hizmeti insandır. “180 gün” bir insanı anlatmaya yetmez. Bürokrasinin en büyük hastalıklarından biri budur: İnsanı dosyaya çevirir. Dosyayı numaraya çevirir. Numarayı süreye çevirir. Sonra insan ortadan kaybolur.
Deniz Nalbantoğlu'nun hikâyesinde de tehlikeli olan tam olarak budur. Bir doktorun yaşadığı ağır kaza, geçirdiği ameliyatlar, yoğun bakım süreci ve rehabilitasyonu bir tarafa bırakılıyor. Ortada tek bir rakam kalıyor: 180…
Sanki 180 bir sihirli sayı. Sanki 180'e kadar insanız. 181'de ise sözleşme maddesiyiz.
Peki ya yarın? Bugün mesele Deniz Nalbantoğlu. Yarın başka bir doktor olabilir. Başka bir sağlık çalışanı olabilir. Başka bir ağır kaza olabilir. Başka bir uzun tedavi süreci olabilir. Bu yüzden mesele bir kişinin mağduriyetiyle sınırlı değildir. Mesele şu:
Hastalık ve ağır yaralanma gibi insanın iradesi dışında gelişen durumlarda çalışma güvencesi nasıl korunacak?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca sağlık çalışanlarının değil, çalışma hayatının tamamının geleceği açısından önem taşıyor…
*
DEVLETİN BÜYÜKLÜĞÜ BAZEN MERHAMETİ İLE BELLİ OLUR…
Üstelik burada hukuk mücadelesi de sürüyor. Mahkemenin vereceği karar elbette beklenmelidir. Ama toplum olarak bizim de sormamız gereken sorular var; Bir kamu hizmetinde insanı koruyan mekanizmalar mı ağır basmalı, yoksa insanı bir süre cetveline sıkıştıran mekanizmalar mı?
Devlet güçlüdür. Mevzuat güçlüdür. Kurumlar güçlüdür. Ama karşısındaki kişi hastane yatağından yeni kalkmış bir doktorsa, o gücün nasıl kullanıldığı önemlidir.
Çünkü devletin gücü, vatandaşa “Benim kurallarım var” demesinde değil; kuralları insan hayatını gözeterek uygulayabilmesinde ortaya çıkar.
Bir doktor İŞE GİDERKEN kaza geçiriyor. Yoğun bakımda yatıyor. Ameliyat oluyor. Aylarca tedavi görüyor. Sonra yeniden çalışmak için ayağa kalkıyor. Ve karşısına “180 gün” çıkıyor. İşte burada hepimizin sorması gereken soru çok basit:
Bu sistem insan için mi var, insan bu sistem için mi?
Eğer cevap birincisiyse, insanın başına geleni hesaba katmak zorundayız. Çünkü bazı durumlarda süreyi değil, insanı görmek gerekir. Ve bazen bir rakam, bir sistemin bütün vicdanını sınar.
180 gün de işte böyle bir sınavdır… Muğla İl Sağlık Müdürlüğü’nün, Muğla Valiliği’nin yapabileceği bir şeyler olmalı. DOKTORU YAŞAT Kİ SAĞLIK YAŞASIN…
---------- ----------
GÜNÜN SÖZÜ: Filozoflar tarafından aydınlatılmayan her toplum, şarlatanlar tarafından aldatılır. --Marquis de Condorcet