Geçen hafta can sıkıcı bir mobbing hadisesi basına yansıdı.Antalya Kumluca Devlet Hastanesi Başhekimi A. A., görev yerlerinde olmadıklarıgerekçesiyle iki hemşireye 500'er kez, " Ben salağım, servisimden başkaservise gittim ." cümlesini yazdırmakla suçlanıyordu.

Hemşirelerin şikâyeti üzerine İl Sağlık Müdürlüğünün soruşturmabaşlattığı ve A. A.'nın başhekimlik görevine son verildiği açıklaması yapıldı.

Hemşirelerin görevleri sırasında bir kusurlarının ya da suçlarınınolup olmadığını bilmiyoruz. Bu sorunun cevabı idari soruşturma sonrasındaortaya çıkacaktır. Bu olayın dikkatimizi çeken ve kamuoyunu ilgilendiren yanı,yöneticinin çalışanlarına yaklaşımı ve sahip olduğu unvanın/yetkilerin arkasınasığınarak insanlık dışı bir muamelede bulunma hakkını kendisindegörebilmesiydi.

Eşime, "Bu konuda bir yazı yazmalıyım." dediğimde, "Önce şuvideoyu izle!" diyerek telefonu bana uzattı. Bu video, Armağan Çağlayan'ınCumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile yaptığı ve YouTube'da yayınlanan birmülakatın videosuydu.

İbrahim Kalın'ın akademik çalışmaları, felsefe ve siyaset hakkındayaptığı açıklamalar üzerine Armağan Çağlayan, "Doçent olmadınız değil mi?" diyebir soru soruverdi.

Kalın; "Profesör oldum." karşılığını verince Çağlayan, "İlk defaduydum profesör olduğunuzu." diyerek şaşkınlığını ifade etti. İbrahim Kalın'ınbu şaşkınlık üzerine yaptığı açıklama; adeta okullarda, özellikle lisans velisansüstü eğitimlerde okutulması gereken bir açıklamaydı.

"Önce doçent oldum, sonra profesör oldum; ama ben bu unvanları pekkullanmıyorum. Buraya da bütün unvanlarımı bir kenara bırakarak geldim. İnsankendisi olarak var olmalı. Unvanlar ona eklenen arazlardır eski tabirle;aslolan cevherdir, insanın kendisidir. Unvanlar elbette takdir edilmekanlamında önemlidir. Ancak ben hiçbir zaman unvanları statü belirleyici olarakgörmedim."

Bu cümleleri işitince hafta içinde yaşadığım bir olay benigülümsetti. Doçent unvanını alan bir akademisyen, dosyanın içinde bir yerlerdegeçen "Dr." unvanını ciddi bir şekilde sorun etmişti. Bunun yeni bir işlemigerektirecek hata olmadığını, bunun ikinci baskıda değiştirilebileceğini, akademideaslolanın doktora olduğunu, diğer unvanların idari unvanlar olduğunu söylememerağmen muhatabımızı ikna edememiştik.

İbrahim Kalın'ın cümleleri tam da bu konuya işaret ediyordu:"Bunlar mesleki unvanlardır. Bir yerde başhekim olursunuz, o sizin oradakigörevinizi tanımlar. Aslında akademide de profesörlük akademik değil, idari birunvandır. Asıl akademik unvan, doktor olmaktır. Doktoranızı yaptığınızda artıksiz o alanda ehil, ders vermeye icazetli kişi haline gelmişsiniz demektir.Doçentlik, profesörlük ve diğer unvanlar benim kullanmaktan çok hoşlanmadığım;bana insanın asıl kimliğini, birikimini perdeleyen ve gölgeleyen şeyler gibigeliyor."

Aman Allah'ım. Unvan, kartvizit ve tabela sevdalısı olduğumuz birçağda kariyerinin zirvesinde olan ve isminin önünde çokça unvan sıralama imkanıbulunan birinin ağzından bu cümleleri duymak hiç de alışık olduğumuz bir durumdeğildi.

Hemen kalkıp kitaplığımdaki İbrahim Kalın'a ait kitaplara baktım.Gerçekten de kitapların kapağında yalnızca isim vardı, unvan hiçkullanılmamıştı.

İbrahim Kalın açıklamalarına şöyle devam ediyordu: "Çünkü ben hepşuna inandım: Fikrin gücü ikna kabiliyetindedir; statü dayatırsanız orada fikirtartışması ve zenginliği olmaz. Yani ben falancayım, ben falanca unvanlakonuşuyorum dediğinizde statü dayatıyorsunuz; fikir üretmiyorsunuz. Bu bana hepçok yabancılaştırıcı bir şey gibi geldi. Onun yerine iki insan olarakkonuşmalıyız; unvanlardan, statülerden bağımsız olarak."

Bu cümleler üzerine; unvanından aldığı güçle tahakküm eden, dayatan,direten; her şeyi yaptırma, her sözü söyleme, hatta hakaret ve küfür etmeyetkisini kendinde gören insanların odasına bu sözleri tablo yapıp asmak lazımdiye düşündüm.

Bu başhekim başta olmak üzere; "Ben buraya dişimle, tırnağımlakazıya kazıya geldim.", "Ben bu diplomayı kırtasiyeden satın almadım." diyerekunvanları ile kişiliklerini eşitleyen; bilgisi ve deneyimi yerine statüsü ilekonuşarak etrafındaki insanları küçümseyen, hor gören, baskılayan,aşağılayanlara İbrahim Kalın'ın " İnsan kendisi olarak var olmalı. Unvanlar,insana eklenen arazlardır; aslolan cevherdir, insanın kendisidir ." sözünü,el yazısı ile 500 kere yazdırmak lazım diye düşündüm.

23.12.2020