Hayat öylesine hızlı akıp gidiyor, zamanın elinden tutmak imkânsız. An’ın oyuncusu insanın ise dokunuşları ise bir fotoğraf çekimindeki görüntüleme zamanı kadar. Şipşak dokunuşlar da diyebiliriz buna. Bir bakıyorsunuz bir yerdesiniz bir bakıyorsunuz başka bir yerde. Mekânlar değişiyor, insanlar değişiyor ama zaman başrolünü kimselere vermiyor.

Son iki haftadır özellikle kültürel anlamda farkındalık yaratacak güzellikleri yaşadık. Ulusal bazda çok kıymetli yazar konuklarımız oldu. Sadece öğrencilerimizle değil her yaştan insanın eşlik ettiği okumalar, okuma tiyatroları, söyleşiler derken insanoğlu bir kuş misali oradan oraya konmakla geçti vakit.

Mehmet Ali Gemuhluoğlu’ndan, Mahmut Bıyıklı, Ülkü Demiray ve Hatice Eğilmez Kaya’ya güzel insanların dokunuşları demlendik, feyiz aldık. Özellikle gençlerin dünyaya bakışları zenginleşti. An’ın oyuncusu insanın sözün büyüsünün yolculuğunda keşifleri çoğaldı, yoğunlaştılar. Sözün hükmünde manayı benliklerine aktardılar. Özellikle okudukları kitapların sadece okunası değil okumaktan ötesi hayatları içinde önemli yaşantılara yol açtığını anladılar. Hele yetişkinlerin okumaları ise kendi cümlelerinde sırlandı. Hayatlarına yepyeni pencereler açtılar.

Ve anlık dokunuşlarda kendimizi hemen bir solukta varacağınız bir antik gezi söyleşisinde buluverdik. Thera antik kenti gezisinde asırlar öncesinde nice medeniyetlere beşiklik etmiş bu toprakların sırladığı zenginliklere şahitlik ettik. Tabiatın bir parçası olduğumuzu unutmadan yaşanılan hayatların aslında bütün zenginliğinin özünü bu topraklarda gizli olduğunu yaşadık. Bir yanda kekik kokuları, bir yanda sırlanan tabiatın binbir baharı sakladığı taş, kaya, ağaç, bitki ve de diğer canlılardan oluşan görsel senfonisini hem seyrettik hem de birebir yaşadık. An’ın oyuncusu insan gündelik hayatın monotonlaşan ağırlığından silkinip gözünü tarihe, kültüre, sanata açınca kendi zenginliğinin farkına varacağını gördük. Yeter ki gözünü, kulağını, aklını, gönlünü açık tutsun. Buradan ayrılırken güzel bir insanın anlattığı bir hatıra; Melahat Hanım’la (tavuk) Misket Hanım’ın (kedi) maceraları ile şenlendik. Galiba burada şipşak anılar derinleşti, bir öyküye yelken açtı.

Ve sonrasında bir gurur sahnesi. Bir ziyaret. Ve bu ziyarette karşımda mesleğinde dolu dolu, heyecanlı ve ürettiği bütün projelerinde bir kez daha süreci baştan yaşayan bir evladımız. Onun lise yılları, üniversite yılları, sohbetlerimiz aklıma geliyor bir yandan. Aynı idealist genç bu sefer karşımda bu ülkenin, bu şehrin üreten ve bu ülkeye, bu şehre hizmet edecek onurlu gençleri arasında yerini alacak. Onunla sohbetimizde adım adım Muğla’yı dolaşıyoruz. Mimariden, sanata, kültüre doyumsuz bir sohbet bizi tamamlıyor. Sohbetin yapıldığı mekân zaman zaman dikkatimi çeliyor. Rahmetli babamın çalıştığı mekân. Onun sendikal mücadelesi, sürgüne zamanları. Bambaşka bir hikâye kurgulanıyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi Destek İşleri Daire Başkanı tabelası yazılı odadan an’ın oyuncusu kendinden emin adımlarla çıkıyor. Ardımda güzel bir “Cihan” bırakıyorum.

Ve hafta bitmiyor. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde güzel bir gönül insanı arıyor. Prof.  Dr  Pervin Çapan. Heyecanla dinliyorum. Üniversitede koordinatörü olduğu Yaratıcı Yazarlık Atölyesi öğrencileri ile bu sene yaptıkları çalışmalardan özellikle Muğla üzerine planladıkları programdan bahsediyor. Beni pazartesi günü öğrencileriyle planladıkları Narlı Kahve’deki Karabağlar üzerine yapacakları programa çağırıyor.

İyi ki gitmişim diyorum. Muğlalı için Karabağlar masaldan hikâyeye geçişin mekânıdır bir bakıma. An’ın oyuncusu insan çocukluğundadır her daim Karabağlar’da. İnsanın çocukluğu vatanıysa eğer ben de Narlı Kahvesinde çocukluğumu yaşıyorum yeni baştan. Kahvenin sahibi aynı zamanda işletmecisi Nevres Amca’nın gür sesi çınlıyor kulaklarımda. “Emin Ağa’nın oğlu İsmail” diye seslenişi. Karabağlar’daki dostluklar, mesut insan yüzleri tek tek sinema şeridinde oynatırcasına aklımdan geçiyor. Narlı Kahvesi’ndeki ulu çınarı kucaklamak, hatıralarımı yeniden yaşamak geçiyor içimden. Birden öğrenciler geliyor. Gencecik, gözlerinde uzak ufukları seyrettiğim pırıl pırıl gençler. Bir sohbet halkası ki bir o kadar dinamik bir o kadar etkili. Kimler var kimler sohbette. Karabağlar Derneği Başkanı Mehmet Üzümlüoğlu, emekli öğretmenler ve karı koca yazar Münevver-Nail Ongun çifti, Muğla Muslihittin Mahallesi Muhtarı Serkan Eğribozlu, Sanatseverler Derneği Başkanı Sadettin Özbek, Belediye Meclis Üyeleri Arzu Doğruuel ve Aşkyaka’dan Veli Ekim ve hocamız Pervin Hanım ve eşleri. Ve de gönül güzeli öğrencileri.

Yaratıcı Yazarlık Atölyesi öğrencileri üniversitemizin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden. An’ın oyuncusu birden yıllar öncesine onların hüviyetinde gençliğine koşuyor. Gittiği yerden geri dönmek istemese de sohbetin güzelliği onu kurgu zamanından çıkarıyor. Her bir konuşmacı Karabağlar’daki zamanı sırlıyor. Zamanın öğütücülüğünden kurtarıyor. Sözün hükmü gençleri alıp götürüyor. Gözlerindeki ışık daha da aydınlanıyor. Bu gençlikte şuurun kalp atışlarını hissediyorum. Anestezi Bölümünü okuyan bir genç aynı zamanda Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü de tamamlayıcı bir bölüm diye okumaya niyetlenmiş. Konuşmaları ne kadar da kapsayıcı!. İçimden bu güzel gençler keşke öğretmen olsalar diyorum.

Bir yanda irimler, kesikler, göç çiçekleri, kargeçler, börülceler, çınarlar konuşulurken gönlümde Karabağlar tutkunu hatta fanatiği insanları sayıyorum. Onların mirası bu aşk yaşamaya devam ederse “mısralarda sonsuzlanan güler yüzlü insan” olarak yaşamaya devam edecek Muğlalılarla gelecek daha bir güzel olacak.

Neyse oradan buradan bir atıştırmalık misali yazımız anlık geçişlerle an’ın oyuncusuna bu şehrin zamanı sırlıdır, diyor. Yaşadığın an gelip geçici değildir. O zaman aşk olsun an’ın oyuncusuna diyelim.