Gökhan Ergür, son dönemde en çok istifade ettiğim yazarlardan biri. Psikolog, akademisyen ve iyi bir yazar. Psikoloji ile edebiyatı/şiiri harmanlayan (narrative/öyküsel terapi) bir terapist. İlk olarak “Ruhu İyileştirme Yolları” isimli kitabını okudum. Üsküdar Kitap Fuarında karşılaşınca “Yaşanmayacak Kadar Güzel” isimli kitabını imzalattım.
Gökhan Ergür’ün bu kitabı hayata bakış, yaşam yolculuğu ve ilişkiler üzerine öyküsel denemelerden oluşuyor. Tabi ki bir psikolog ve terapist gözünden öyküler… Her bir deneme insanı sarsan tespitler içeriyor. Meseleye farklı bakış açıları getiriyor, sarsıyor; insanı kendine, özüne çağırıp “Kendi hikâyene sahip çık!” diyor.
Akşam yürüyüşüne çıkmıştım. Geçen hafta çarşamba günü bu köşede yayımlanan “Makamın ve İmkânın Zehirlediği İnsanlar” başlıklı yazımı okuyan eski bir müdürüm aradı. “Daha düne kadar bana verilen güçle vardım. Bana verilen ünvan ve oturduğum koltukla anılıyordum. Bugün kendi gücümle, şahsıma verilen değerle varım. Beni çıkarsız, gönülden seven dostlarım var. Hiçbir ünvanım olmamasına rağmen itibar görmeye devam ediyorum. Bundan daha güzel bir zenginlik ve mutluluk olamaz.” dedi.
Gerçekten de olamazdı. Artık kendisiyle hiçbir işi/ilişkisi kalmayan ancak şahsına gösterdiği hürmetle hâlâ selam veren, arayıp hal-hatır soran, ikram eden insanların/dostların varlığı; onun ve onun gibilerin “güç”le olan imtihandan başarıyla çıktığını gösteriyordu.
Yürüyüşten sonra her akşam olduğu gibi 2-3 saat yazdım. Gece yarısına doğru okuma faslına geçince Gökhan Ergür’ün “Güç” başlıklı yazısı çıktı karşıma. Bir insanın güçle olan imtihanını çok güzel ifade ediyordu. Ben de burada okuyucularımla paylaşmak istedim.
“Seans odası dışındaki ilişkilerimde, her insan gibi karşımdakini anlamak ve sağlıklı bir ilişki kurabilmek için muhatabımı tartarım. Şahsiyetin kendini güç olgusunda gösterdiğini bildiğim için dikkat kesildiğim ilk unsur, kişinin güç ile kurduğu ilişki olur. Karşımdaki kişinin sahip olduğu güç, kendi kişisel gayreti ve zekâsıyla elde ettiği bir şey mi yoksa hiçbir çaba sarf etmeden hamisinden, kan bağı ya da ilişkileri (network) vasıtasıyla devir veyahut miras aldığı bir güç mü diye bakarım.”
Bir insanı tanımak, anlamak ve onunla sağlıklı ilişki kurabilmek için onun güçle ilişkisine bakmak gerektiğini söyleyen Ergür, gücün nasıl elde edildiğinin çok önemli olduğunu söylüyor.
“Eğer kişi elinde tuttuğu gücü devralmışsa güçlü durmak ve güçlü görünmek onun için hayatın en önemli meselesi haline gelir. Bulunduğu her mecliste gücünü göstermek ve narsistik bir biçimde sevilmek, önemsenilmek ister çünkü korkar. Sahip olduğu şeylerin kendisine ait olmadığını, bir mirasçı ve kayıntıcı olduğunu hisseder. Bu duyguyla baş edebilmek için abartılı bir biçimde ‘Bakın ben aslında müthiş biriyim.’ diyerek eksikliğini bastırmaya, ruhunu ve kendisini sakinleştirmeye çalışır.
Güçlü olduğu zannına kapılan bu kişiler; karşılarında yetenekli, zeki ve korkusuz kişiler görmeye tahammül edemezler. Çünkü sahip olduğu gücü tek başına, kimseye eyvallah demeden, avuçları ve ruhları parçalanarak şerefli bir biçimde elde eden kişilere her baktıklarında, kendi zayıflıkları ve iş bilmezlikleriyle yüzleşip kendilerini tehdit altında hissederler. Nihayetinde ise sahip oldukları güçle bazen güler yüz bazen de nezaketle son derece profesyonel bir biçimde yapılabilecek en gayri ahlaki hamlelerle karşısındaki kişiyi yok etmek isteyebilirler.
Zayıflıklarına ve basitliklerine olan inançları ne kadar kuvvetliyse o büyüklükte bir nefret ve öfke ile saldırırlar. Bazen itibar bazen de sükût suikastıyla karşısındakini oyun dışına itmeye çalışırlar. Güç böyle insanların ellerinde dehşet verici bir kırbaca dönüşebilir. Fakat her şey gibi güç de sonludur, günü geldiğinde elimizden çekip alınır. İste o gün yaşam sınavımız başlar. Tek başımıza, yanımızda, arkamızda kimse yokken kim olacağız, kimin namıyla, parasıyla, makamıyla, ağzıyla iş yapacağız, konuşacağız?”
Etrafımızda bu güç sarhoşlarından, aciz ve basit insanlardan fazlasıyla var. Verilmiş/ödünç güçle övünen ve insanlara hükmetmeye çalışan nice insan var. Gücün karşısında eğilen, zayıfların karşısında aslan kesilenler… Gökhan Ergür devam ediyor:
“Eğer sahip olduğumuz güç hak edilmiş bir değerse sıfırdan başlayıp tüm gücümüzle her şeye karşı koyabiliriz çünkü bunun nasıl yapıldığını çok iyi biliriz. Ama gücü kırbaç gibi taşıyanlar için durum böyle değildir. Ellerinden alınan imkânlarla beraber savunmasız kalıp bir hiçe dönüşürler. Ne kendilerini koruyacak kadar akılları ve yaşam becerileri ne de ayağa kalkıp devam edecek cesaretleri vardır.”
Düne kadar herkese tepeden bakan, etrafındakileri görmezden gelen bu insanlar; bir “hiç”e dönüştüklerinde selam verecek, oturup bir bardak çay içecek insan bulamıyor maalesef. Bulamayacaklar da… Ya güçle olan imtihanını kazananlar?..
“Bizlerin yani sahip olduklarını kendi akıl ve bilek gücüyle kazananların dünyada korkacağı bir şey yoktur. Daha doğrusu kalmamıştır. En büyük varlığımız ve madalyamız; ailemizle, dostlarımızla onurluca başımız dik bir biçimde dolaşma imkânımız ve buna olan inancımızdır. Maruz kalmayı, boynumuza ip atılmasını, bir şeylere göz yummayı, adil olmayana susmayı, zoru görünce kaçmayı beşikten mezara dek reddettik, reddedeceğiz. Ömrümüz izin verdiğince oyuna dâhiliz. Yaşayıp göreceğiz.”
Biraz sabır… Çünkü eninde sonunda verilen geri alınacak. O gün “hiç”lik madalyası takılanlar hâlâ başı dik dolaşabilecek mi, yaşayıp göreceğiz.
21.05. 2025